Ataerkil toplumların sonu; toplumdan dışlanan kardeşlerin bir araya gelip babalarını öldürmeleri, etini yemeleri ile son bulmuştur. Bu arkaik kültürel yapı, insanın nasıl vahşi bir süreçten geçtiği ile ilgili önemli bir olgu olsa gerek. 

Güçlülerin savaşını; yani ‘insanın, insanın kurdu olması’ durumuna yakın tarihte, Thomas Hobbes toplumsal sözleşme ile çözüm getirmeye çalıştı ama ne yazık ki bu güçler dengesi, bu sözleşmeye çok da uymadı ya da dürtüleri bu sözleşmeyi reddetti. 

Bu durumun böyle olması sanırım sözleşmeyi yapan tarafların dürtüleri kontrol edecek bir değerler sistemi oluşturamaması ile de ilgilidir. Yoksa son iki yüzyılda onca soykırım olmazdı. 

İçinde yaşadığımız coğrafyaya baktığımızda ise durum daha da vahim görülmektedir. Çünkü bu topraklarda Ermeniler, Süryaniler, Êzîdîler, Kürtler, Aleviler soykırıma tabi tutulurken kimse dönüp bakmadı. 

Bunlar kafir, iblis, kuyruklu ve mum söndürenler olarak öğretildi kuşaklara. Bütün bunlar son yüzyılda oldu. Anneler ve babalar da buna duyarsız kaldı. Anavatan savunması ve baba devlet anlayışı ne yazık ki tecavüzcülerini de kendileri yetiştirdi. 

Bunun son mağduru Özgecan. İçim acıyor. Dönüp dönüp aynı soruyu soruyorum kendime, insan niye bu kadar vahşi olur diye? Sanırım bu sorunun cevabı insanları su kuyularına atanlar, ellerinde benzinle gündüz ortasında onları yakmaya gidenler ve onlara sessiz kalanların zavallılığı olsa gerek. 

Gün geçmiyor ki bir kadın tecavüze, şiddete uğramasın, kuytu bir köşede cesedi bulunmasın. Daha yeni 20 yaşında genç bir kız bu vahşete kurban gitti. Şehvet örümceği bir soysuz, Özgecan’ı aramızdan aldı. 

Erkek olduğunu hatırladı, haz için gencecik bir hayatı söndürdü. Önce tecavüz edip, sonra onu bıçak darbeleriyle öldürüp, ellerini keserek bu da yetmezmiş gibi benzin döküp yaktı. Sanırım yetiştiği kültürden öğrenmiş olmalıydı; en sonunda benzin döküp yaktı. O benzin bidonu daha önce Madımak’ta da aynı amaçla kullanılmıştı. 

Bu durum tamamen erkeğin güdüsünün esiri olmasıyla açıklanamaz elbette, erkek egemen kültürün erkeğe bağışladığı özgürlükle alakalıdır. 

Erkek çocuk doğdu diye sevinçten silahların sıkılmasıyla alakalıdır. Annenin ve babanın erkek çocuğuna “Hanimiş benim oğlumun çükü? Göster çükünü” demesiyle alakalıdır.

Ne yazık ki bu saldırganlık hali yüzyıldır devam ediyor. Bu vahşet bir yerlerde durur mu ya da birileri bunu durdurur mu bilmiyorum. 

Bu nasıl bir kin ve ahlak anlayışı anlamıyorum. Bunların ilkel milliyetçi güruhun içinden çıkması da beni korkutuyor. Ne yazık ki “Vatan millet Sakarya” diyen bu güruhun yarattığı kişilik tipi bu. Devleti yönetenler oturup düşünmeli artık; bu edebiyatın sadece kan, gözyaşı ve tecavüzün kaynağı olduğunu ve artık bunu bırakıp toprak, insan ve onun değerinin önemini dillendirmesini gerektiğinin daha önemli olduğunu. Değerler eğitiminin toplumsal cinsiyete dayanmayan bir temelde ele alınması gerektiğini... 

Eğer devlet bunu yapmayacaksa da bu iş annelere ve babalara düşüyor elbette. Çocukları ile beraber suç işleyen anne ve babalara değil. Bir kültür düşünün ki sürekli pipileri ile övünsün, evlendikleri kadın erkek doğurmadığı için onu lanetlesin! Böyle düşünen bir toplumda elbette ilkeler, güdüler ve savaşçı genler egemen olacaktır.

 O genler de haz için önüne gelene sarkacak; dolmuşta, sokakta, lokantada kısaca yalnız olarak gördüğü kadını her yerde sıkıştıracak. Kadınların çoğu ürküyor ve erkeklerin yüzlerine bakmıyor korkudan. Sanırım kendine karşı düşman yetiştiren tek mahlukat şehvet örümceği bu tip erkeklerdir.

 Ne de olsa zamanında babalarını öldürüp, ayinle etlerini kemirmişlerdi. Evet, ‘insan, insanın kurdu’. Ama ben artık bu oyunda olmak istemiyorum. 

Haz için insan öldürenlerin dünyasında onların soluduğu havada, bastığı toprakta gezmek istemiyorum. 

Korkuyorum ama ölmekten değil; duyarsızlaşmaktan, etrafımda duyarsız insan görmekten hep konuşup ama hiçbir şey yapmayanlardan...

 Şiddetin, idam cezasının çare olmadığını da biliyorum. Çünkü 3 bin yıldır şiddet ve idam var ama ona rağmen bu adamlar bu yaptıklarından vazgeçmedi.

Onca tabunun ve betondan heykelin olduğu bir ülkede yaşamak gerçekten çok zor. 

Keşke o tabuların oluşturulmasına ve beton heykellerin yapılmasına harcanan çaba insan olmaya çalışma etkinlikleri için de harcansaydı, belki de o zaman Özgecan aramızda olurdu.

 Kadınların direnişi ve örgütlenmesi erkek egemen anlayışı yıkana kadar devam etmediği sürece kadına tecavüz ve şiddet devam edecektir.