Adalet Bakanı Bekir Bozdağ cuma günü milletvekilleri hakkında düzenlenen fezlekelerin ilgili savcılıklara gönderildiğini bizzat açıkladı. Hangi partiden kaç milletvekilinin hakkında kaç fezleke hazırlanmış gibi konuyu sayılarla boğuntuya getirmeye hiç gerek yok. Bu sürecin HDP’li vekillerin meclisten atılması için başlatıldığı açık. Bu da gösteriyor ki sadece Kürtler için değil tüm ötekiler için hak mücadelesinde salt sivil siyasetle bir alan açmak imkansız. Ulus devletin kendi iktidarlarını kurmak-korumak üzerine oluşturulan, anayasal düzen ve ona yaslanan ceza yasaları "demokratik mücadele" araçlarını imkansız bir hale getirmiştir. Mevcut düzende seçim yolu ile elde edilecek temsiliyetin varacağı son nokta hakim karşısında yapılacak savunmadır.
Bugün HDP’de vücut bulan sivil siyasetin son otuz yıldır bu alanda ödemediği bedel kalmadı. Yüzlerce kadrosu öldürüldü. Binlerce kadrosu hapse atıldı, işinden, ekmeğinden, yerinden, yurdundan edildi. Tüm bu çabalara rağmen TBMM’nin vardığı nokta Türk siyasetinde milliyetçi cephe artı "sol"a(CHP ne kadar solsa) teslim olmak oldu. Bugün AKP tarafından temsil edilen Ankara’nın Kürt politikası bir kez daha iflas etti. Düne kadar Irak, İran ve Suriye rejimlerini Kürt karşıtlığında ortak tavır almaya ikna eden Ankara bugün bu kozunu da kaybetmiş görünüyor. Bu üç ülkede de Kürtler Ankara’nın ramına yeni bir güç olarak ortaya çıkıyor.
Bu yüzden Erdoğan iktidarı Selahattin Demirtaş'ı tutuklayarak içine düştüğü Kürt kapanından çıkabileceğini umuyor. Rojava’da Erdoğan’ın tüm desteğine karşın başta DAİŞ olmak üzere tutunamayan güçler Erdoğan’ın hesaplarının da sonu oldu. YPG öncülüğündeki direniş bu yolla sadece DAİŞ’i değil Erdoğan iktidarının yayılmacı eğilimlerini de bölgeden söktü.
Erdoğan’ın Rojava’dan sonra Güney Kürdistan’da da hesapları tutmadı. Musul’un kurtarılması konusunda KDP’nin hiç bir varlık gösterememesi hamisi Erdoğan iktidarının bu bölgedeki hesaplarını da boşa çıkardı. KDP ile bir sonuç alamayacağını anlayan ABD’nin Musul’un kurtarılması için bugün en yakın müttefiki yerli halkın öz savunma gücü olan Şengal Direniş Birlikleri (YBŞ)’dir. Nitekim YBŞ’yi Bağdat yönetimi de resmen tanıyor. Ankara hem kendisi hem de KDP üzerinden Bağdat ve Washington yönetimleri indinde YBŞ’nin PKK’nin uzantısı olduğu için Musul operasyonuna katılmaması gerektiği konusunda olağan üstü bir çaba sarf etti. Kendi açılarından ciddi bir "diplomatik" atak yaptı ancak sonuç alamadılar. Varılan nokta Ankara ve KDP Musul operasyonunda kenara itilirken, YBŞ bugün ABD açısından Musul operasyonun vaz geçilmez aktif bir gücü konumuna geldi.
Hem Rojava hem de Güney Kürdistan’da hesapları tutmayan Erdoğan bunun üzerine tüm gücünü Kuzey Kürdistan direnişine yöneltti. Ancak iki cephede birden varlık gösteremeyen Ankara Rojava ve Güney Kürdistan’da varlığını tamamen kaybetme noktasına geldi.
Şimdiyse Erdoğan’ın hesabı Kuzey’de Abdullah Öcalan, Özgürlük Hareketi ve HDP'ye eşi görülmemiş baskı ve şiddet politikası uygulayarak bir kazanım elde etmek. Bunun için İmralı'da esir tutulan Abdullah Öcalan üzerindeki baskıyı her geçen gün artırıyor. Esirini teslim alamamanın hırçınlığı ile daha da saldırganlaşıyor. Rojava’nın kazanımlarını geriletmek için Kuzey Kürdistan’ı yıkıma uğratıyor, katliam yapıyor. Bu yolla Öcalan’ı zor durumda bırakmayı hesaplıyor. Öcalan’ın bu kıyıma, katliama sessiz kalamayacağı hesabı üzerinden Kürt direnişini kırmayı planlıyor. Öte yandan Öcalan’a korkunç bir tecrit uygulayarak Özgürlük Hareketi’ni tehdit ediyor. Ancak Kuzey Kürdistan’ı fiziki olarak yıkarken Kürdistan’ın bir diğer parçasının geri dönüşsüz bir özgürleşme ile yeni bir statü yarattığını kaçırıyor.
Nitekim CHP ve MHP’de AKP ile bu Kürt direnişini kırma noktasında uzlaştı. Yeniden yapılanan bölge dengeleri içinde Kürtlerin daha ağırlıklı daha nitelikli bir yer işgal etmesi endişesi onları bir araya getirdi. Yoksa kendisine "ağzı salyalı" diyen bir Erdoğan ile Kılıçdaroğlu nasıl aynı siyaseti güdüyor. Kılıçdaroğlu’na verilen mesaj çok açık devletin bekası için ya Kürt karşıtlığında iktidar ile uzlaşacak, ya da asker cenazesinde mafyoz bir mesajla verilen "kalemin kırıldı" uyarısı yaşama geçirilecek. Evet Kürt sorunu konusunda pek bir ilerleme kaydedemedi ama mevcut durum CHP ve Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan iktidarı tarafından rehin alındığını da gösteriyor.
Ankara’nın Kuzey Kürdistan’da yürüttüğü şiddet yönetimine Batı’nın zımnen olur verdiği de ortada. Batı Güney Kürdistan ve Rojava’da hevesi kursağında kalan "stratejik" müttefiğinin ağzına bir parmak bal çalıyor. Özellikle ABD Rojava ve Güney Kürdistan’da hiç bir talebini kabul etmediği Ankara’nın Kuzey Kürdistan konusunda çığırından çıkmış politikalarına göz yumuyor. ABD yetkililerinin milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda yaptıkları mutat olmanın ötesine varmayan açıklamalarda bu yüzden. Yarın Selahattin Demirtaş başta olmak üzere HDP’li vekillerin hapse atılması durumunda da bu tavrın çok değişeceği kanısında değilim. Ancak bu gelişmelerin Rojava ve Güney Kürdistan’da sürmekte olan ittifakları bozacağına da ihtimal vermiyorum.