Halk Savunma Güçleri (HPG) 22 Temmuz’da Şemdinli’de bir eylem başlattı. 15 Ağustos 1984’ten beridir devam eden gerilla savaşı içerisinde benzer eylemler olsa da son Şemdinli eylemi kendine özgü özellikleri ile farklı. Çünkü Şemdili ve çevresinde devletin askeri otoritesi sıfırlanmıştır. Gerilla kaynakları, yerel kaynaklar, bölgedeki gazeteciler, ve karakollardaki askerlerin durumuna bakıldığında bu rahatlıkla görülebiliyor. Askerler karakollardan çıkamıyor. Helikopter, savaş uçağı, obüs topları ile savaşı sürdürme çabasında olan bir ordu gerçeği var. Yani askerin araziye girememe durumunu iyi görmek gerekiyor.
Asker kayıpları, düşen helikopterler, yaralı askerler vb birçok gerçek ise hala gizlenmek isteniyor. Ancak yaşadığımız zaman bu konudaki gerçeğin fazla gizlenemeyeceğini gösteriyor. Dolayısıyla Türk medyası ve AKP için durum görünenden fazlasıdır. Bu nedenle de çok özgün ele alınmayı gerektiriyor. AKP iktidarı ve savaşın gerçeğini gizlemede usta olan Türk medyası görmek ve göstermek istemese de son 10 gündür Şemdinli’de askeri cephede somutlaşan bir irade savaşı yaşanıyor.
Gerilla kaynakları Şemdinli’deki eylemi yorumlarken birkaç  noktaya dikkat çekiyor. HPG Basın İrtibat Merkezi sözcüleri gerillanın bu eylemini “Devrimci Harekat” olarak tanımlayıp, eylemin gerekçesini beş noktada şöyle özetliyorlar:
“1- Öcalan üzerindeki tecrit ve AKP’nin bu tecridi meşturlaştırma çabası,
2- Çözüm için Kürt tarafının gösterdiği çabaları AKP iktidarının oyalama ve tasfiye için kullanması,
3- AKP fırsatçılığı ile gerilla ve halk üzerinde estirdiği terör ve toplu katliam girişimlerinde bulunması,
4- AKP teknolojik araçları ve uluslararası güçlerden aldığı istihbaratla kimyasal silahları da kullanarak imha saldırılarını sürdürmesi,
5- Bütün bunlara karşı gerillanın sessiz kalmasının mümkün olamayacağı gerçeği…”
Yani bu eylemin PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecritle ilgisi var. Bu eylemin halk üzerinde estirilen polis terörü ile de ilgisi var.
Dolayısıyla bu eylemin siyasal nedenlerini ve askeri sonuçlarını da AKP’nin iyi görmesi gerekiyor. Bütün teknik ve sayı üstünlüğüne rağmen gerilla ile başetmenin mümkün olmadığını göstermesi açısından AKP’nin kendisine ders çıkarması gerekiyor. Kürt sorununu demokratik yöntem ve müzakereler ile çözme çabası yerine “Güvenlik stratejisi” ile Kürtleri kriminalize eden, asker-polis-paralı asker üçlemesini Valilerin koordinisayonuna vermekle sorun çözülmüyor. Kürt coğrafyasının ne Sri Lanka ne de başka bir ülkeye benzemediğinin iyi anlaşılması gerekiyor.
Şemdinli’de ortaya çıkan gerçek 2012 yılının baharından itibaren gerillanın karşı atağa geçmiş bütün eylemlerin bileşkesi olarak ortaya çıkıyor. Dersim, Amed, Serhat, Botan, Amanoslar ve Karadeniz hattında geçen 7 ay boyunca ortaya konulan gerilla hareketinin iyi görülmesi gerekiyor. Yol kontrolleri, tutuklamalar, serbest bırakmalar, direk genelkurmay ve kuvvet komutanlıklarının üzerinde durduğu başarısız operasyonlarla ortaya çıkan durum AKP için büyük bir faciadır. AKP, özellikle Tayyip Erdoğan ve danışmanlarının PKK’yi bilmedikleri, Kürt sorununun dinamiklerinden hiçbir şey anlamadıklarını gösteriyor. Çünkü gerillanın alan tutarar, kentlere girerek, yolları keserek, kendi hukukunu uygulayarak ortaya çıkardığı durum devletin Kürt illerinde ve Kürt toplumunda vardığı sonucu göstermiyor sadece. Aynı zamanda devletin kendi yurttaşları için de çaresiz ve çözümsüz olduğunu gösteriyor. Yani nasıl Suriye’de Esad yönetimi belli kentlerde kontrolünü yitirmiş, bazı kentleri geri almak için bazı kentleri de elinde tutmak için mücadele yürütüyorsa AKP’nin durumu da Kürt coğrafyasında aynıdır.
Şemdinli’den AKP’ye verilen mesaj açık ve nettir: AKP, Kürtlerin iradesini siyasi-toplumsal-askeri olarak kırma çabasından vazgeçmelidir. Bu konuda İmralı’daki direnişin merkez alınarak siyaset-toplum-askeri alandaki direnişlerle birleşmesi devrimci bir hamle ortaya çıkarmış durumdadır. Suriye Kürtleri bu direnişe kendi devrimlerini yaparak, Kuzey’dekiler topyekün direnerek, gerilla kesintisiz eylem ile duruşunu ortaya koymuştur. AKP’nin İmralı’da tecrit uygulayarak Kürt örgütsel yapısını bölmeye çalışarak yürüttüğü politika tersine dönmüştür. AKP’nin içindeki iktidar bloku tam ortadan çat diye çatlamış. Erdoğan’ın iktidar hırsı Abdullah Gül ile, Fethullah Gülen cemaati ile, klasik Ankara ile çelişik hale gelmiştir. Mecburi birliktelik sürecinin sonucuna girmiş bir AKP iktidarının hazin ve dramatik bir sonu adım adım hayata geçmiştir.
Sözün özü şudur; Balıkçılarla, Ramazan ateşkesleriyle,  kasapçılarla, kedisi olmayan şairlerlerle, tedavülden kalkmak üzere olan siyasetçilerle, Hürriyet gazetesi üzerinden AKP’den beklentili olanlarla ya da onların isabetsiz, belirsiz, yağcı ve istihbarati yorumları ile bu sorun çözülmüyor. Çözülmez de...