Foça’da askeri araçların geçtiği bir yol üzerinde patlatılan mayın sonucu bir asker öldü. Cumhurbaşkanı ve başbakan dahil olmak üzere devletin bütün büyükbaşları olayı telin edip taziyede bulundular. Ama Şemzînan (Şemdinli) haftalardır topla tankla uçakla yerle bir ediliyor ve aynı büyükbaş güruhunun “vatan savunması… düşman ezilecektir” beyanatları havada uçuşuyor. Basında, bildik bir iki damgalı kanal ve muhalif sicilli gazetenin dışında hiç kimseden ses yok.
NTV gibi güya haber kanalları bile, Türkiye’nin alenen ve resmen savaştığı Suriye’ye yönelik resmi görevli olarak Halep’ten savaş muhabirliği yaparken, Şemdinli’de yaşanan katliama ilişkin tek bilgi vermiyor. Halkın büyük çoğunluğu, tahrik ve tahkir edilen Alevi halkının inanç özgürlüğünün yanında yer almak yerine, davulcunun tokmağı olmaya daha hızlı koşuyor. Türkiyeli “Aydınlar” dünya tarihinde insanlığın yaşadığı en büyük düşkünlüğü, ahlaki sefaleti yaşıyor. Dün devletin kurumsal düzeyde resmi görüşmeler yaptığı sayın Abdullah Öcalan’a yönelik bir yılı aşkın zamandır sürdürülen ölümcül tecrit devam ederken, “resmi” akademisyenler TV kanallarında, 30 yıldır söylene söylene artık çocuk masallarının tekerlemelerini hatırlatan “PKK’ye karşı bölgesel yeni savaş stratejileri” üzerine cehaletlerini döktürmekten bıkmadılar.
Bir İslami-faşizmi inşa eden AKP Devleti, emeği, emekçiyi ve Türk ve Sünni-İslam olmayan bütün farklılıkları ezip biat ettirmek için sürdürdüğü kanlı saldırıları artık saklamaya özen göstermeyen bir fütursuzluk içinde.
***
Bilinen şeyleri mi söyledim. Doğrudur. Bunlar belki dışa vurulamayan ama yaşanan ve yaşandığı için de (insani değerlerini kaybetmemiş sağlıklı beyinler için söyleyecek olursak) en azından bilinmesi gereken saptamalardır. Oysa “şeytan ayrıntıda gizlidir” sözünün de vurguladığı gibi, sorunun temel kaynağı yukarıda parantez içerisine sıkıştırdığım cümlede yatmaktadır.
İnsani değerlerini kaybetmiş, çifte standartlı akıl yürütmeyi “politik marifet” sayan ahlaksızlığın toplumu getirdiği nokta budur. Ulaşılan değil “düşülen” bu seviye “değerlerden kopuş”, yani “insandan kopuş” noktasının ifadesidir. Bu akıl yürütme alışkanlığı (pozitivizm) çıkara uygun olan her çabayı pragmatist-makyavelist bir bakışla ele alır ve uygular. Çıkarlar bütün vicdani değerlerin yerine oturur. Amaca ulaşmak için her yol mubahtır artık.
Yanılgı “çağın geliştiğinin” görülmemesi gibi ancak düşünen kafaların ulaşabileceği düzeydeki düşünce boyutlarına ulaşamamakta değil, günlük çıkarların bile artık kalıcı olamadığını görememekten kaynaklanmaktadır. Kendini İslam’la gerekçelendirerek yeniden güçlenen kulluk düzeyinde biat kültürü, faşizmin hiçbir ahlaki ilke tanımayan yeni bir versiyonunu oluşturmuştur Türkiye’de.
***
Şemzînan (Şemdinli) yanarken sesini çıkarmayanların Foça’da ağıt yakması büyük anlamsızlıktır. Hakkari ya da Dersim yanarken susanlar Karadeniz’de ya da bir başka yerde Türk ya da Kürt gencinin akan kanının sorumlusudur. Küçücük bedeninde yaşının sayısı kadar kurşun taşıyan 13 yaşındaki Uğur Kaymaz’ı, bombayla parçalanan bedenine rağmen gözlerindeki ışığı kaybetmemiş olan Ceylan Önkol’u yüreklerinde hissetmeyenlerin dillerinden dökülen ağıt ahlaksızlığın en uç boyutudur. Ölümde bile ayrımcılık yapan bir ahlakın, ölüsüne saygı gösterilmesini beklemesi anlamsızlıktır.
İşte Türkiye’de farklı toplulukların getirildiği acımasızlık düzeyi budur.
***
Oysa çözüm adeta avuçlarımızın içinde duruyor: O kadar sade, o kadar yakın. Sadece avuçlarımızın sıcaklığıyla büyümeye hazır. Oysa ırkçı-islamcı faşist bir politika, Türk, Kürt, Arap, Ermeni ya da diğer halklardan hiçbir gencimizin ölümüne kimliğine bakmadan ağlamamıza izin vermiyor artık. Uludere’de katledilen onca insanı “kaçakçı” olarak tanımlayan bir ahlak karşısında, yürek Foça gibi yansa da nasıl söyleyebilir ki insan kardeşinin katilinin ölümünden üzüntü duymayı.
Üç maymunları oynamadan bir kez bari “ahlaklı” olmaya çalışalım: Habur’da Kürt konvoyunun barışı kutlayan halaylarıyla yakalamıştık barışı belki. Egemen ulus refleksine yenildik. Ve bu savaşta en azından Habur sonrasında gerçekleşin her ölümden AKP-devleti (yandaşları CHP ve MHP ile birlikte) sorumludur. AKP bir savaş suçlusudur artık. Sadece Irak’a yapılan hava saldırılarıyla ilgili olarak değil, bugün Suriye’ye karşı sürdürdüğü açık savaş ve Kürt halkına yönelik sürdürdüğü kanlı katliamlar ile de bir savaş suçlusudur. Ve bu sessizliğe ortak olan herkes, tarihte, bu savaşın ortağı olarak anılacaktır.
***
Gerçekten her ölüm üzüyor beni. Kaldıramıyorum ölümleri artık. Ama bu ırkçılığı, ayrımcılığı, suskunluğu ve ahlak yoksunluğunu da. Yansın bu dünya diyemeyecek kadar insan kalmaya çalıştım. Ama bu suskunluk… Bu suskunluk sürerse… Şemzînan yanarsa, Foça yanarsa insanlık yanar.
Şemzînan Yanıyor, Foça da