30 Mayıs’ta İsveç’teki TC yurttaşları oy kullanacak. Bütün taleplere karşın Elçilik sadece Stockholm’de 3 sandık açmaya karar verdi. İsveç’in Goteborg, Malmö gibi kentlerinde önemli sayıda seçmen var. Oradan gelip oy kullanmaları araba ile gidip gelme 7-8 saatlerini alacak.
Elçiliğin hesabı, yurttaşların bu zahmeti göze alamayacağı yolunda.
İsveç’te 30 bin kadar seçmen var. Onlar gelip elçiliğin kapısında yığılsa, ne yapacaklar merak ediyorum.
Yurttaşların bu bilinçli tavrı göstererek elçiliği utandıracaklarını düşünüyorum.
Elçilik, Stockholm ve çevresindeki oylar yeterli düşüncesinde. Çünkü klasik Türkiye partilerinin potansiyel seçmen kitlesi daha çok burada… HDP’nin her “renkten” bütün Türkiyelileri kapsayan seçmen kitlesi ise, Stockholm yanında İsveç’in her yanında.
Bu da, onların oy kullanmalarını zorlaştırmak için önemli bir gerekçe.
Bu sayede İsveç’te düzen partilerinin aldığı oy oranı daha yüksek olacakmış.
Ama bu yanlış bir hesap… Oy hakkı dolaylı olsa da engellenmeye çalışılan gerçek muhalif seçmen kitlesinin elçiliğin kapısında on binler oluşturmasını diliyorum…
Bu oyun böylece sergilenmiş olacak.
Şimdiden birçok otobüs ve özel arabalar ayarlanmış vaziyette. Gävle kentinden de 2 otobüs kalkacak. Ayrıca birçok özel araba da seçmenleri gönüllü olarak başkente taşıyacak.
Geçenlerde, Stockholm’un 2 saat kadar uzağında olan Gävle kentinin Kent Kütüphanesinde, Mezopotamya Kültür Merkezi ile “Kulturum” adlı İsveç kurumunun ortaklaşa düzenlemesi ile bir konferans verdim. Daha çok İsveçliler katıldı. Konu ise “Birinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde kalan unutulmuş bir soykırım; 1915-2015”.
Kulturum başkanı Niels Hebert ve Mezopotamya Kültür Merkezi’nden Abdullah Kaya ile sohbet ediyoruz, Kulturum’un lokalinde…
Orada bulunan bir genç grubu dikkatimi çekiyor. Tiyatro yaptıklarını öğreniyorum. Somalili, Sırp, Boşnak, Kürt gençler…
Önce oraya takılmaya başlamışlar sonra tiyatro yapmaya karar verince, ABF’ten Sara Eriksson onları çalıştırmaya başlamış. İsveç toplumunun bir bölümünde yabancı kökenlilere yönelik önyargıları kırmaya çalışan bir oyun hazırlamışlar. Bir bölümünü birlikte izliyoruz.
Gävle bir sanayi ve deniz nakliyat kenti. Ayrıca önemli bir askeri merkez olmuş… 17 ve 18. yyıldaki İsveç-Rus savaşlarında birkaç kez yanmış.
Ve 68 kuşağının idollerinden biri olan, Amerikalı sendikacı, protesto türkücüsü ve karikatürist Joe Hill’in de “Yeni Dünya”ya, doğduğu Gävle kentinden gittiğini öğreniyorum. 1915 yılında idam edildi Joe Hill, işlemediği bir suçtan dolayı. Çünkü o, IWW’nin (Dünya Sanayi İşçileri Sendikası) militanlarındandı.
Gävle’deki konferansta sadece bir Ermeni sanatçı vardı. Ressam Narek Ağacanyan… Epey bir Kürt nüfusu var Gävle’de. Zaten İsveç’in bütününde sadece 5000 kadar Ermeni var.
Ağacanyan, Ermenistan’daki 2008 başkanlık seçimleri sonrası protesto gösterileri sırasında yaşamını yitiren 10 kişinin anısına bir sergi düzenlenmesine izin verilmeyip, üstüne üstlük tehditler alınca Erivan’ı terk etmek zorunda kalmış. Onun resimleri 2007 yılında Erivan’da Ermeni Sanatçılar Birliği’nin düzenlediği Ermeni Soykırımı’na adanmış olan sergide yer almıştı.
Sergisini İsveç’te açabilmiş sonunda. Ama İsveç makamları sığınma hakkı tanıyıp ona ikamet vermeyi reddetmiş. İsveç PEN’in eski başkanlarından Arne Ruth da konferansta idi. Ve Ağacanyan’a sığınma hakkını alması için destek vermiş. Ve Ağacanyan şimdi, Gävle kentinin “konuk sanatçısı”…
Abdullah Kaya’nın öykü kitabı “Gözlük”ü karıştırıyorum bir ara. Kaya, Konyalı bir Kürt. 80 sonrası yüksek puan ile, eski namını veri alıp, SBF’yi kazanmış. Ama büyük hayal kırıklığı… General Evren, üniversitelerde hoca mı bırakmıştı ki…
Ve 28 Şubat darbesini izleyen o yoğun baskı döneminde, çalıştığı Ziraat Bankası’nı terk edip, İsveçlere gelmiş. Ankara’da o yıllarda bilinçli bir Kürt olmak kolay iş değildi.
Kaya ile, Ankara’nın Ermeni, Yahudi, Rum kökleri üzerine sohbeti koyulaştırıyoruz. Zaten 2001 yılında yayınladığı kitabındaki “Tiftikçi Hüseyin” öyküsünde de bu izlere rastlıyorum daha sonra.
“Hani biz mahallenin çocukları, kışın Yahudilerin Mahallesi Hacendi’ye giderdik.. Giderdik de, camdan çıkardıkları soba borusunu bezle tıkardık. Dışarı fırlardı Yahudiler… Biz de karşılarına geçip gülerdik… Ençok da terzi İzak’a yapardık bunu..”
“Sonra gençliğimde, Hacendi’deki Yahudiler, Hisarönü’ndeki Ermeniler, Işıklardaki Rumlar terk etmeye başladılar yurtlarını… Kim bilir gitmeseler bir sene önceki yangında olduğu gibi, belki yanacaklardı evleriyle beraber…”
“Sonra mübade yılları… Birer birer terk etti Rumlar Ankara’yı”…
Demek ki 90’lı yıllarda Ankara’yı terk etme sırası Kürtlere gelmişti artık.