- 26 Ekim’de ilan edilen anlaşma, ferman geleneğinin reddi ve sonudur. Tarihte ilk kez Êzîdî iradesi ve öz savunması, devletçe muhatap alındı; belgeye Şengal Dağı’nın mührü de vuruldu.
MERWAN ZERDEŞT
Şengal Dağı’nda 12 yıl önce tümden soykırıma uğratılmak istenen Êzîdîler, aynı dağda varlık ve yaşam mücadeleleri açısından yeni bir başlangıcı ilan etti. 3 Ağustos 2014'te kameralara yansıyanlar; soykırım kılıcıyla boynu vurulanlar, toz-duman içinde yollara düşmüş kadim bir halk, Şengal Dağı’na sığınmış aç-susuz on binler, köle pazarlarında satılan kadınlar. Hiçbir anlaşmanın veya sözleşmenin unutturamayacağı tarihin en karanlık tablolarından biri.
Şengal Dağı’nın ışığı
Aradan geçen yıllar ve 26 Ekim 2026. Şengal Dağı’nın zirvesi Çilmêra’da kameralar, bu kez Êzîdî tarihinin seyrini değiştirebilecek bir uzlaşma ilanına tanıklık etti. Ferman döneminin çocukları olan bugünün YBŞ-YJŞ komutanları, çocukların ve oldarların tanıklığında Federal Irak Hükümeti ile varılan anlaşmayı ilan ediyor. Anlaşmayı, YBŞ komutanlarından Tîrej Şengalî okuyor, ismini Türkçeye çevirirsek “Şengalli Gün Işığı” demektir. Êzîdîlerin kutsal mekanları içerisinde yer alan ve gündoğumunun çok güzel göründüğü Çilmêra’da Êzîdîler için adeta yeni bir gün ışığının müjdesi gibi. Êzîdî savaşçıların açıklaması özce şunu söylüyor: “Tarihimizi inkâr etmeden, şehitlerimizi unutmadan, direnişimizin hatırasını ezmeden, devlet çatısı altında onurlu bir varoluş."
Şengal Dağı’nın mührü
Êzîdî tarihi hep İstanbul’un, Şam’ın veya Bağdat’ın saraylarından inen tek taraflı fermanların, soykırım kararlarının gölgesinde yazıldı. Şimdiye kadar Êzîdîlere ilişkin tüm belgeler bir hükümdarın dudağından dökülen ferman ve o fermanın altına basılan tek bir mühürden ibaretti. 26 Ekim’de ilan edilen anlaşma, tek taraflı ferman geleneğinin reddi ve sonudur. Tarihte ilk kez Êzîdî iradesi ve öz savunması, merkezi bir devlet tarafından muhatap alındı; belgeye Şengal Dağı’nın mührü de vuruldu.
Şengal’in koruyucuları
4 bin 165 kadın ve erkek Êzîdî savaşçısı, resmi olarak ordu veya polis güçlerine “entegre” olacak. Bunu sıradan bir askeri entegrasyon olarak görmek, Êzîdî varlığı açısından değerlendirmemek yetersizlik olacaktır. Êzîdî tarihinde fermanların hedefi sadece fiziki soykırım değildi, Ezdalık inancının hafızasını ve köklerini de bu coğrafyadan kazımaktı. Bugün ise YBŞ-YJŞ savaşçıları, Şengal Dağı’ndaki kutsal mekanlarının (Qube, Şikeft, Mezargeh, Silavgeh…) koruyucuları olarak dağda kalıyorlar. YBŞ ve YJŞ güçlerinin Şengal Dağı’nda kalarak, inancın, dilin ve kutsal mekanların koruyucuları olarak konumlanması; dar bir askeri entegrasyon çerçevesine sığmayacak bir anlama sahiptir.
Şengal Dağı’nın kadınları
DAİŞ barbarlığının 2014’te ilk ve en acımasız hedefi, Êzîdî kadınları olmuştu. Dünyanın gözü önünde köle pazarlarında satılan, bedenleri ganimet olarak görülen o kadınlar, o karanlık cehennemde tarihin en sessiz ve en savunmasız bırakılmış insanlarıydı. YJŞ (Şengal Kadın Birlikleri), o büyük insanlık utancının ortasında doğmuştu. Irak gibi erkek egemen ve merkeziyetçi bir devlet yapısının, Êzîdî kadınlarının öz savunma gücünü resmi olarak tanıması ve bu entegrasyonu kabul etmesi, Êzîdî tarihinin en onurlu gelişmelerinden biridir.
Şengal Dağı’nın çocukları
Tören alanının en önemli görüntülerinden biri, kültürlerini ve inançlarını temsil eden bembeyaz kıyafetleriyle Êzîdî çocuklarının varlığıydı. 2014 fermanında, onlarca Êzîdî çocuğu süt veya su olmadığı için çöl sıcağında kavrularak yaşamlarını yitirmişti. Annelerin göğsündeki sütün kuruduğu günlerdi. Kendi toprağında, bembeyaz kıyafetlerle YBŞ-YJŞ güçlerine çiçek veren çocuklar, yaşamın en büyük zaferi gibiydi. Kuşkusuz fermanın o karanlık günleri unutulmadı (Şengal’de birçok Êzîdî çocuğun ismi Ferman'dır) fakat Êzîdî çocuklarının Şengal Dağı’nın zirvesindeki gülümsemesi, yaşam umudunu simgeledi.
Ceylanları ve dengbêjleri
Êzîdî dengbêjlerinin sesi, fermanın acısı ile soykırım kılıcının hançeresini taşır. Êzîdî dengbêjleri seslerinde fermanı taşır, Şengal Dağı’nı ve geçmişte var olan ceylanları taşıdığı gibi. Şengal Dağı ve çevresi bir zamanlar ceylanların doğal yaşam alanıydı. Bugün Şengal Dağı’nda ceylan yok ama şarkısı var, ağıdı var. Hafid Paşa fermanında, Osmanlı paşasının göz diktiği Êzîdî kadının isminin Xezal olması yalnızca acı bir tesadüf değildi.
Şengal Dağı ve Êzîdî kadınları huzura kavuşacak ve ceylanlar geri dönecek mi? Ceylanların dönüşüyle Êzîdî dengbêjlerin ruhu yeniden canlanacak mı? Êzîdî toplumunun yüzüne bin yılda bir düşen bu kadim inancın, onun halkının ve dağının güzelliğini açığa vuran o günkü tebessüm özgür bir yaşama dönüşecek mi?
Ne Êzîdîler artık ferman öncesi gibi ne de Şengal Dağı. Êzîdî toplumu, Şengal Dağı’na tarih boyunca stargeh (varlığını korumak anlamında sığınılan yer) demiştir. Şengal Dağı, artık Êzîdîlerin sığınıp saklandığı bir yer değil, Êzîdî varlığını tüm güzelliğiyle gösteren bir dağdır. Êzîdîler, artık yalnızca sığınmıyor, saklanmıyor ve ağlamıyor; konuşuyor, kendilerini gösteriyor ve gülüyorlar.
Êzîdîler, 26 Ekim’de Çilmêra’da hem kendileri hem de Şengal Dağı için yeni bir 'çira' yaktı.