• Çatışmaların bir daha başka biçimlerde ortaya çıkmasını engelleyecek siyasal ve toplumsal koşulları yaratmak için yoğun çaba gösterilmelidir.

CAFER TAR

Yaklaşık iki yıldır Türkiye‘de çatışmalar nedeniyle insanlar ölmüyor fakat buna rağmen bütün ülke diken üstünde. Neredeyse herkes, her an kötü bir şey olacak ve her şey tersine dönecek endişesiyle yaşıyor. Türkiye‘nin acil kapsamlı bir toplumsal barışa ihtiyacı var. Bu, artık Türkiye‘de yaşayan her inançtan ve kökenden insan için ertelenemez bir göreve dönüştü.

Çok şükür bir süredir silahlı çatışmalar olmuyor; bu bütün Türkiye‘de yeni bir başlangıç için paha biçilmez bir fırsattır; muhakkak hakkını vermek lazım. Kimileri silahların susmuş olmasını kendileri açısından yeterli bulabilir fakat tarih bunun büyük bir yanılgı olduğunu hem Türkiye hem de dünya pratiğinde defalarca gösterdi.

Silahların sustuğu fakat temel sorunların çözülmek yerine sonraki dönemlere/kuşaklara aktarıldığı koşullarda yaşayan sessizlik dönemine “Negatif Barış“ deniliyor. Halbuki Türkiye‘nin bir an önce “Pozitif Barış”a ihtiyacı var. 

İnsanların hak ve özgürlüklerini hiçbir kısıtlama olmadan kullanabildikleri, özgürce örgütlenebildikleri, ayrımcılığa uğramadıkları, toplumsal sorunların demokratik yollarla çözüldüğü bir düzen kurulmadan hiç kimse sorunların çözüldüğünden bahsedemez.

Türkiye‘de devletin bütün kurumları, uzunca bir süredir kendi koydukları kuralların, kendi hukukunun dışına çıkmış durumda. Devlet kurumlarına olan güven yerlerde sürünüyor; kimse kendi en temel insan haklarının ve özgürlüklerinin devletin ve onun kurumlarının güvencesinde olduğunu düşünmüyor. 

Bu, bir toplum açısından çok korkunç bir şey. Önce devlete ve onun kurumlarına güvensizlikle başlayan süreç, bir süre sonra hiç kimsenin birbirine güvenmediği korkunç berbat bir toplumsal çürüme sürecine dönüşür. Türkiye, tam da bunu yaşıyor. 

Türkiye‘de hâlâ Türklük dışındaki hiçbir kimlik anayasal güvence altına alınmış değil ve yasalarla korunmuyor. Kürtler varlar; artık tersine çevrilemez bir hakikat olarak orta yerde duruyor fakat bu hakikatin bir yasallığı yok. Aynı şey Aleviler ve diğer toplumsal çevreler için de geçerli. Hayatın içinde var olmak fakat hiçbir hukuki güvenceye kavuşturulmamış olmak! Bu, çok uzun bir süre devam ettirilemez. 

Türkiye çok uzun bir süredir çoklu krizi yaşıyor. Sürekli kriz halinde olmanın bedelini tabii ki bütün toplum ödüyor fakat çatışmalar nedeniyle evlerini, yaşadıkları şehirleri, köyleri terk edip başka şehirlere giden insanlar, söz konusu krizin olumsuz etkisini çok daha katmerli yaşadılar. Türkiye demokratikleşir ve iç barışını sağlarsa elbette çoklu krizden çok daha hızlı ve kolay çıkacaktır. 

Türkiye, bir gün böyle bir yola girerse ilk iş olarak toplumun büyük çoğunluğunu dışlayan uygulamalar bitirilmeli ve herkes için fırsat eşitliği sağlayacak uygulamalar hayata geçirilmelidir. Karşılıklı pozitif entegrasyonun sağlanması ancak iki tarafın da birbirinin sorunlarına sahici ilgi göstermesi ve bunu yaşama geçirmesiyle mümkün olur.  

Türkiye, düşman hukukunu bir an önce tersine çevirmeli; bu ülkede yaşayan herkesi ülkenin özgür eşit vatandaşı haline getirmenin yollarını bulmaya çalışmalıdır. Son bir kaç yıldır Türkiye‘de yaşananlar durumu daha da güçleştiriyor. Devlet, herkesi herkese düşmanlaştırarak bütün sorunları adeta çözümsüz hale getiriyor. Hiçbir toplum, sorunlarını sürekli kuşku ve korkuyla çözemez. Halbuki günümüz Türkiye‘sinde neredeyse herkes herkesten korkuyor, kuşku duyuyor.

Tabii ki bir toplumda insanların tamamı aynı düşüncede olmayacaklar; ayrıca bu çok istenilen bir şey de değil. Her toplumda farklı kesimler, onların farklı öncelikleri ve çıkarları vardır. Sorun, bütün bu farklılıkları ve öncelikleri şiddete başvurmadan, demokratik kurumlar ve herkes için eşit işleyen bir hukuk düzeni içerisinde yönetip yönetemediğimizdir. 

Türkiye, çatışmasızlık sürerken barışı inşa çalışmalarına başlamalıdır. Çatışan tarafların silahların susması konusunda anlaşması mutlaka çok önemli ve sevindirici bir gelişme fakat hızla toplumun farklı kesimleri, parlamento ve sendikalar, diğer sivil toplum kuruluşları bu sürece dahil edilmelidir.

Velev ki bir aşamadan sonra taraflar kendi aralarında kesin olarak karşılıklı silah kullanmamayı garanti eden anlaşmalar yaptılar. Buna rağmen hiç vakit kaybetmeden çatışmaların bir daha başka biçimlerde ortaya çıkmasını engelleyecek siyasal ve toplumsal koşulları yaratmak için yoğun bir çabaya girilmelidir.

Bu nedenle Türkiye‘yi yönetenler, süreci idare etmeyi bırakıp biran önce kök nedenleri toplumun gündemine getirmeli ve sorunların elbirliğiyle çözümünün önünü açmalıdır. Eğer böyle bir yola girilirse eminim Türkiye‘de her çevreden insan bu çabalara çok güçlü destek verecektir.