• Demokratik toplum, komünal yaşam ve öz örgütlenme iddiamız, çocukların ve gençlerin yaşamına maalesef yeterince dokunmuyor. Somut pratik adımlara ihtiyaç var. 
  • Kürt toplumunun özgürleşmesi, kendi içindeki sorunlarla cesurca yüzleşmekle mümkündür. Devleti sorgulamak kadar, kendi toplumsal örgütlülüğümüzü de güçlendirmek zorundayız.

DERSİM DAĞDEVİREN

Bakurê Kurdistan’da uyuşturucu kullanımının çocuk yaşlara kadar inmesi, artık görmezden gelemeyeceğimiz bir toplumsal krizdir. Yeni Yaşam'ın 24 Ekim tarihli haberinde, uyuşturucuyla ilk tanışma yaşının 5'e; kullanım yaşının ise yaygın olarak 9-12 aralığına kadar düştüğü aktarılıyor. Bu tablo, yalnızca bireysel bağımlılık sorunu değildir; toplumun geleceğini, özgür yaşam iradesini ve kolektif varlığını ilgilendiren bir meseledir.

Kürdistan’da uyuşturucunun yaygınlaşmasını, savaşın yarattığı toplumsal yıkımdan, yoksulluktan, işsizlikten ve gençlerin kendilerini gerçekleştirebilecekleri alanların daralmasından bağımsız ele alamayız. Özel savaş politikaları ve toplumsal dokuyu zayıflatan müdahaleler de bu çerçevede sorgulanmalıdır. Meseleyi yalnızca dışarıdan yöneltilen saldırılarla açıklamak ise kendi sorumluluklarımızla yüzleşmemizi engeller.

En ağır bedeli çocuklar ve gençler ödüyor. Geleceksizlik ve yalnızlaşma, uyuşturucu ağlarının toplumsal yaşamda alan bulmasını kolaylaştırıyor. Çocukların bu ağların hem hedefi hem de kimi zaman parçası haline gelmesi, ne ahlaki bir çöküş söylemiyle ne de aileleri suçlayarak açıklanabilir. Asıl soru, çocuklara nasıl bir yaşam ve gelecek sunduğumuzdur.

Bu mesele, aynı zamanda kimlik meselesidir. Dilinden, kültüründen, tarihinden ve kolektif hafızasından koparılan; kendisini ve geleceğini kurabileceği alanları daralan bir gençlik, toplumsal aidiyetini ve yaşamla bağını korumakta daha fazla zorluk yaşayabilir. Kürt kimliğini ve özgürlük bilincini yaşatmak, gençlerin kendi yaşamlarının öznesi olabilecekleri koşulları yaratma mücadelesidir.

Kadınlar ve kız çocukları açısından bu sorun, ayrıca kadın özgürlükçü bir perspektifle ele alınmalıdır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, şiddet, istismar, baskı ve dışlanma, kadınların bağımlılık risklerini ağırlaştırabilir. Kadınların madde kullanımı nedeniyle daha fazla damgalanması ise yardım aramalarını zorlaştırabilir. Kadın özgürlüğü, kadınların yalnızca siyasal alanda değil, gündelik yaşamlarında da şiddetten, bağımlılıktan ve toplumsal yalnızlıktan uzak yaşayabilecekleri koşulların yaratılmasını gerektirir.

Tam da bu noktada Kürt Kadın Hareketi ve Özgürlük Hareketi'nin kendi pratiğini sorgulaması gerekiyor. Demokratik toplum, komünal yaşam ve öz örgütlenme iddiamız, çocukların ve gençlerin yaşamına maalesef yeterince dokunmuyor. Mahallelerde dayanışmayı, gençlerin katılımını ve kadınların öncülüğünü güçlendirecek mekanizmalar yeterli değil. Özgürlük paradigmasının toplumsal yaşamda somutlaşabilmesi için hem çok daha derinlikli tartışmalara hem de somut pratik adımlara ihtiyaç var. 

Uyuşturucuyla mücadele, yalnızca yasaklar ve cezalarla yürütülemez. Çocuklar için güvenli alanlar, gençler için çok yönlü olanaklar, kadınlar için erişilebilir ve damgalanmadan yararlanabilecekleri destek mekanizmaları oluşturulmalıdır.  Bağımlılık yaşayan insanlar dışlanmamalı, tedavi, dayanışma ve toplumsal yaşama yeniden katılımın öznesi olabilmelidir.

Yerel yönetimlere de önemli sorumluluklar düşüyor. Belediyeler, çocuklar ve gençler için güvenli sosyal alanlar yaratmalı, kadın kurumları ve sivil toplumla iş birliği içinde önleyici çalışmaları, psikososyal desteği ve bağımlılıkla mücadele hizmetlerini güçlendirmelidir.

Bu tür sorunların geçmişte yeterince gündemleştirilmemesi ve açıkça tartışılmaması, bugün cesaretle ve acilen yüzleşmemiz gereken bir eksikliktir. Kürt toplumunun özgürleşmesi, kendi içindeki sorunları görmezden gelmekle değil, onlarla cesaretle yüzleşmekle mümkündür. Devletin politikalarını sorgulamak kadar, kendi toplumsal örgütlülüğümüzü de güçlendirmek zorundayız.