• Türkiye, yarın Husiler’e karşı ve dolayısıyla İran’a karşı savaş kararı aldığı gün, müzakere sürecinin o anda sona ereceğini bilelim.

VEYSİ SARISÖZEN

Mekke İttifakı ile ilgili yasa TBMM gündeminde. AKP-MHP oylarıyla yürürlüğe gireceği kesin. O halde Mekke İttifakı'nın kabul edilmesi durumunda “silahsızlanma” hedefini ele almak gerekir.

Mekke İttifakı; Türkiye ve Pakistan’ın, kendilerine dönük İran ve Husilerden herhangi bir tehdit olmadığı halde, Suudi Arabistan’ın Yemen iç savaşına karışması nedeniyle İran yanlısı Husiler’in bu devlete yönelik askeri operasyonlarına karşı Suudi Arabistan için savaşacaklarını gösteren bir ittifak. Elbette bunun anlamı, ABD ve İsrail adına İran’la savaşma kararı almış olmaktır.

Alınan bu kararın uygulanıp uygulanmayacağı üzerine tahminlerde bulunmanın hiçbir anlamı yoktur. Türkiye ve Pakistan, Suudilere karşı saldırıyı kendilerine yapılmış saldırı sayacaklarını ilan etmiş bulunuyorlar. Yarın ya da 10 yıl sonra mı her iki ülkenin savaşa gireceği boşuna yapılmış bir tartışmadır. Her iki ülke, her an önce Yemen’e, ardından İran’a karşı savaş kararı alabilir.

Pakistan’ı bir yana bırakalım ve Türkiye’ye bakalım: Türkiye, yarın Husiler’e karşı ve dolayısıyla İran’a karşı savaş kararı aldığı gün, müzakere sürecinin o anda sona ereceğini bilelim.

Neden sona erer?

Silahsızlanacağı söylenen Hareket'in o anda önünde üç şık vardır:

* Türk devleti ile birlikte İran’a karşı savaş kararı alacaktır.

* İran ile birlikte Türkiye’ye karşı savaş kararı alacaktır.

* Üçüncü yol gereğince “tarafsız” kalacak bu devletlerin savaşına karşı çıkacaktır.

Bir dördüncü şık yoktur. Hareket, bu üç tutumdan hangisini alırsa alsın coğrafi olarak Türk devleti ile İran arasındaki bölgede “silahsız olarak” varlığını sürdüremez. Türk devleti ile birlikte hareket ederse İran’ın, İran’la birlikte hareket ederse Türkiye’nin saldırısına uğrar, tarafsız kalırsa da her iki devletin “fırsat bu fırsattır” diyerek savaşın yan ürünü olarak ortadan kaldırılır.

Mekke İttifakı, TBMM’de kabul edildiği gün Hareket’in silahsızlanması kesinlikle imkansız olacak, bu da müzakere sürecini, belki de sona erdirecek bir krizle karşı karşıya bırakacaktır.

Savaş dışı kalma ihtimali

Kürdistan, İsviçre değildir ve Kürdistan’ın tarihi, devletler arasındaki bütün savaşlarda ilk işgal edilecek ve parçalanacak bölge olduğunu defalarca göstermiştir. O nedenle Kürdistan’ın Mekke İttifakı'na katılan devletler ile İran arasındaki savaşta “savaş dışında kalma” ihtimali sıfırdır.

Sorun Hareket’in silahsızlanarak savunmadan mahrum kalmasından da ibaret değildir. Hareket’in konumlandığı topraklarda yalnızca gerilla yaşamıyor. Kürt sivil halkı da yaşıyor. Bir savaş durumunda bu halkın güvenliğini sağlamak, savaşan devletlerin bu halkı yok etmesine karşı caydırıcı bir güç olarak Hareket’in sorumluluğundadır. Tarih, Kürt halkı için hiçbir devletten hayır olmadığını 200 yıldır gösterdi.

Mekke İttifakı, çöpe atılmadan; Türk devleti, ABD ve İsrail’in İran’la savaşında “aktif tarafsızlık” ilan etmeden; bu tarafsızlığı savaş yanlılarının provokasyonlarından korumak için şu andaki siyasi, ekonomik, toplumsal ve ahlaki kaosa son vermeden tek bir gerillanın bile silahsızlanmayacağını tahmin ediyorum.

Gerilla niye güvensin?

Gerilla şu ortamın neyine güvensin? Ortam şöyle:

* Türk, Türk'ün gırtlağına yapışmış. İktidar ve ana muhalefet, her ikisinin de varlığını tehdit ettiği halde sonu belirsiz bir iktidar savaşına tutuşmuş.

* Ülke, tarihinin en büyük fon vurgunuyla ekonomik olarak iflasla yüz yüze gelmiş.

* NATO Zirvesi"nin “gizli anlaşmaları"ndan biri olarak Ortadoğu NATO’suna ve İbrahim Anlaşması'na kapılanmış. Mekke İttifakı'yla komşusu İran’la savaşın eşiğine sürüklenmiş.

* Bu savaş durumunda masada oyaladığı Hareket'e karşı savaşın kaçınılmaz olacağı hesabıyla müzakere sürecinin ikinci aşaması olan “siyasallaşma ve demokratikleşme” yerine ülkeyi operasyonlar, tutuklamalar ülkesine çevirmiş.

* AKP iktidarının temelleri sarsılmış ve Erdoğan kendi eliyle başlattığı iktidar amaçlı darbenin, bu darbeyi yürüten güvenlik bürokrasisinin, Saray danışmanlarının, özel kalem müdürlerinin kontrolünü kaybetmiş.

* Devletin içinde ve Saray’da kaç fraksiyon varsa tümü birbiriyle tekmeleşerek Erdoğan sonrasında iktidar hesabına girişmiş; “ya kaybedersem” diyenler, batan geminin mallarını da yağmalayarak, gemiyi terk etme hazırlığına başlamış.

* Hareket, Başkan Öcalan’ın önderliğinde “silahsızlanma ve siyasallaşma” yolunda atabileceği bütün adımları işte bu alarm veren siyasi zemine rağmen büyük bir fedakarlıkla atmıştır ve Mekke İttifakı’nın TBMM’den geçtiği durumda bu siyasi zeminin ülkeyi “seçimsiz, hatta Erdoğansız, Özelsiz, DEM Partisiz diktatörlüğe” sürüklemekte olduğu ayan beyan ortaya çıktığı şu aşamada “silahsızlanma” dayatmaları artık “aptalca hazırlanan ve kimsenin yutmayacağı” bir tuzağa dönüşmüştür.

Normalleşmeye geçmeye bağlı

Hareket'in silahları, Türk devletini kesinlikle tehdit etmiyor. Silahlı mücadeleye son verme kararı, stratejik ve geri dönüşü olmayan bir karardır. Dünya savaşının merkezindeki Kürt halkının elindeki silah, sadece kendi ulusal varlığını savunmaktan başka bir amaca dönük değildir.

Hareket, Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum programı gereği silah bırakma iradesini tüm dünyaya açıkladı. Hareket'in silahsızlanması ve siyasallaşarak demokratik entegrasyonun gereklerini yerine getirmesi, kesinlikle bugünkü kaostan, normalleşmeye geçmesine bağlıdır.

Yazdım yazıyorum: Normalleşme, her şeyden önce iktidar ile ana muhalefet arasındaki iktidar kavgasına demokratik bir zemin oluşana kadar son vermesine; operasyonlarla ve tutuklamalarla tıka basa doldurulan zindanların “genel af"la boşaltılmasına; böylece ülkeyi diktatörlüğe ve savaşa sürükleyen ortamdan müzakere süreciyle çıkmanın önünün açılmasına bağlıdır. Bugünkü anormal durumdan normal bir sonuç beklemek, ölü gözünden yaş beklemekten bile beter bir aymazlık olacaktır.

Hareket'in barış koşullarında silahlarıyla dağdan inmesi elbette normal değildir. İç savaştan barışa geçiş, isyan hareketinin silahsızlanmasını elbette şart koşar. İki devlet arasında barış yapılmıyor. Normal olan budur ama şu hale bakın: Türk Türk'le amansız bir kavga içinde, bir de İran’la savaşın eşiğinde, Kürt ise Türkle savaşı sona erdirmiş, silahsızlanmak için ülkenin normalleşmesini bekliyor. Ve Mekke İttifakı'nın yarattığı İran’la savaş ihtimali karşısında ya Türk devletinin ya da İran devletinin, belki her iki devletin Kürdistan’ı çiğneyerek savaşa tutuşacağını da ezbere bildiği için “önce normalleşin, ben de silahsızlanayım, barışçı yoldan Kürt halkını özgürleştireyim” diyor.

Türk devleti mi normal yoksa Hareket mi normal?

Herkes bu sorunun cevabını kendi vicdanına sorsun…