İstanbul ve İzmir barosu seçimlerini kazanan eski kodlu Cumhuriyetçileri, Avukat Eren Keskin ve İzmir ÖHD Eşbaşkanı Fatma Demirer’e sorduk 

  • Av. Eren Keskin: "Devletin birçok kanadı var. Bu insanlar da rejimle bağlantıları olan, rejimle sorunları olmayan kişiler. Bu muhalefetin ırkçı faşizan bir özelliği de var. Bence resmi ideolojiye bağlılık, Kürt ve çözüm karşıtlığı seçimi kazandırdı. Bu anlayış, etnik ve inanç kimlikleri üzerindeki baskıların kuruluştan itibaren temel nedenini oluşturan ideoloji." 
  • Av. Fatma Demirer: "Konuşmalarda ÖHD’nin sürekli adının anılması, yaptığımız işlerin doğruluğundan ve Kürt halkının yanında olmamızdan kaynaklı. Kürt halkının hak mücadelesinde bu halkın evlatları olarak, onurlu halkımızın taleplerinin yanında ve onlardan tarafız. Onları savunmak bizim için onurdur."

GÜLCAN DERELİ

İstanbul ve İzmir barosu seçimleri, ilginç sonuçlara sahne oldu. Önce İzmir'de Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu, tartışmalı bir seçim süreciyle baro yönetimini kazandı. İzmir'de tartışmanın odağında Kürtler ve DEM Parti yer aldı. Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu üyesi bir avukatın Kürtleri ve DEM Parti'yi hedef alan açıklamaları tartışmanın fitilini ateşlerken, İstanbul Barosu seçimleri de benzer tartışmalara sahne oldu. İzmir Barosu Başkanı seçilen Av. Serhat Sökmen, “İzmir Barosu artık yeniden Cumhuriyetçi bir barodur” derken, İstanbul Barosu’nun 128. Olağan Genel Kurulu’nda seçimi kazanan Cumhuriyetçi Güç Birliği Grubu adayı Ümit Kocasakal da benzer mesajlar verdi. Baro seçimlerinde ortaya çıkan sonuçları ve Kürtleri hedef alan mesajları, Türkiye'nin önde gelen avukatlarından Eren Keskin ve İzmir Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) Eşbaşkanı Fatma Demirer ile konuştuk.

Ulusalcı mesajlar öne çıktı

İstanbul Barosu’nun 128. Olağan Genel Kurulu’nda seçimi kazanan Cumhuriyetçi Güç Birliği Grubu adayı Ümit Kocasakal sonuçları bozkurt işaretleriyle kutladı. Kocasakal, "Bizim mesleğimizi layıkıyla icra edebilmemizin bazı şartları var.

1- 1923 Cumhuriyeti'nin taşıyıcı kolonlarının sağlam olması, bölünmez bütünlüğümüz, üniter yapımız, ulus devletimiz.

2- Cumhuriyetimiz ve onun hukuku.

3- Hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı.

4- Mesleki bağımsızlığımız ve onurumuz.

Dolayısıyla bu vesileyle buradan sesleniyorum: Anayasamızın ilk dört maddesine olumluyu, olumsuzu bilmem, hiç kimse dokunamaz" dedi. Kocasakal da tıpkı İzmir Barosu'na seçilen Sökmen gibi İstanbul Barosu'nun geleneksel cumhuriyetçi kodlara döndüğünü söyledi. 

Resmi ideolojinin uzantıları

Hem İzmir hem de İstanbul Barosu seçimlerinin ne anlama geldiğini sorduğumuz Av. Eren Keskin, devletçi, tekçi, değişime kapalı Kemalist çizginin kazanması olarak yorumluyor. Keskin'e göre bu zihniyet Kürt sorunu dahil ülkedeki birçok sorunun kaynağı. Şöyle diyor Keskin: "İzmir’den sonra İstanbul Barosu’nun da resmi ideolojinin tüm kırmızı çizgilerini savunan tekçi cumhuriyete inanan yapının kazanmış olması hepimiz için hüzün verici. Çünkü bu anlayış bu coğrafyada yaşanan etnik ve inanç kimlikleri üzerindeki baskıların kuruluştan itibaren temel nedenini oluşturan ideoloji. Çözüme kapalı bir bakış açıları var. İzmir ve İstanbul’da özellikle Kürt meselesinin çözümünün tartışıldığı bugünlerde, böylesine güçlü bir şekilde baroya sahip çıkmalarını bu anlayışın biraz da bu Kürt karşıtlığına bağlıyorum. Çünkü yapılan konuşmalara baktığımızda bütünüyle esas belirleyenin Kürt meselesindeki tekçi bakış açısı olduğunu görüyoruz."

Süreç karşıtları

Her iki baro seçimlerinde Kürt ve süreç karşıtlığının ön plana çıktığına dikkat çeken Av. Keskin, yüzyıllık ırkçı milliyetçi eğilimin tezahürü olduğunu belirtiyor. Keskin, şöyle vurguluyor: "Anayasa’nın demokratikleştirilmesine, değişmesine tümüyle karşı olan Kürt sorununu hiçbir şekilde sorun olarak görmeyen, hatta neredeyse Kürtleri düşman ilan eden konuşmalar izledik. Hem İzmir’de hem de İstanbul’da ırkçı milliyetçiliği temel alan -milliyetçiliği de bir şekilde anlayabilirsiniz- bir konuşma silsilesine şahit olduk. Bunun çok korkutucu olduğunu  düşünüyorum. Resmi ideolojinin, özellikle hukukçular arasında böylesine güçlü olarak varlığını koruyor olmasını muhalefetin sadece AKP karşıtlığı üzerinden okunmasına bağlıyorum. Çünkü esas olarak rejime bir muhalefetleri yok. Bir de Kürt meselesine ilişkin çözüm tartışmalarının yoğun olduğu bugünlere denk gelmesinin de başka bir esas belirleyen olduğunu düşünüyorum."

Faşist dünya görüşü

Keskin, seçimleri kazanan eğilimin devletin bir parçası olduğunu, rejimle bir sorunu olmadığına işaret ediyor. Keskin, "Devletin birçok kanadı var. Bu insanlar da rejimle bağlantıları olan, rejimle sorunları olmayan kişiler. İzmir’de geçen hafta konuşan kadın avukatın yaptığı ve herkesin çok büyük tepki gösterdiği konuşmanın aynısını Ümit Kocasakal da yaptı. Bugün zaten bozkurt işaretleriyle kutladılar. Aslında faşist dünya görüşü kazandı bu seçimde. O nedenle İzmir’deki o konuşan anlayışla bugün İstanbul Barosu’nu ele geçiren anlayışın aynı anlayış olduğunu görmemiz gerekiyor" diyor.

Irkçı bir 'muhalefet'

Bu seçimlerin mücadelenin bittiği anlamına gelmediğini vurgulayan Keskin'in dikkat çektiği önemli noktalardan biri de muhalefet içindeki ırkçı yaklaşımlar. Keskin, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Barışın toplumsallaştırılmasının ne kadar önemli olduğunu dile getiriyoruz. İşte AKP'nin bu kadar ifade ve örgütlenme özgürlüğünü engelleyici politikaları sadece AKP karşıtlığı üzerinden bir muhalefet geliştiriyor. Bu muhalefetin ırkçı faşizan bir özelliği de var. Türkçü yönü çok güçlü, Kürt karşıtlığının çok güçlü bir yönü var. Bu AKP'nin izlediği politikaların sonucu. Biz resmi ideoloji tartışmaya açılmalı, demokratikleşme olmalı derken tam tersine bir taraftan da şu andaki siyasal irade o bizim şikayet ettiğimiz resmi ideolojiyi güçlendiren bir baskı sistemi ortaya koyuyor."

Kürt karşıtlığı rol oynadı

Keskin, sonuçların süreç açısından da olumsuz olduğuna işaret ederken, Kürt ve çözüm karşıtlığının sonuçlarda rol oynadığını kaydediyor. Keskin, şu belirlemeleri yapıyor: "Çok içselleştirilmiş bir resmi ideoloji var ki bugün burada işte toplumun hani en eğitimli kesimleri diyebileceğimiz hukukçuların kongresinde bile bunu gördük. Resmi ideolojinin ne kadar içselleştirildiğini gördük. Çok üzgünüm gerçekten çok üzüldüm çünkü eğer baro seçimini 'Değişim İçin Avukatlar' ekibi kazansaydı bu cezaevlerindeki ihlallerin bitmesi için şansın devam etmesi demekti. Kadın hakları için, LGBTİ+’lar için daha önemli çalışmaların yapılması demekti, demokratik bir anayasa için önemliydi. Şimdi bu anlayış bütün bu alanlara tekçi bir bakış açısıyla bakacak. O nedenle kazandığımız bir alanı bugün kaybetmiş durumdayız. Bunu herkesin yeniden düşünmesi gerekiyor. Bu sefer sanıyorum Kocasakal’a oy kaydıranlar da oldu. Bence resmi ideolojiye bağlılık, Kürt ve çözüm karşıtlığı da kazandırdı."

Faşist anlayışın dışavurumu

Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu'nun ÖHD'yi hedef almasını değerlendiren Fatma Demirer, "Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu seçimi 101 oy gibi az bir farkla kazandı. Daha çok sağ ve milliyetçi ulusalcı bir grup. Zaten konuşmalarından da bu anlaşılıyor. Biz cevap olarak vardık, varız, var olacağız dedik. Başka da söylenecek çok bir şey yok. Pratiğimiz ve durduğumuz yer açık zaten. Takip etmek isteyenler internet sitemizden, yerellerdeki şube faaliyetlerimizden biliyor zaten. Belli ki sıkı da takipçilerimiz de varmış. Konuşmalarda ÖHD’nin sürekli adının anılması, yaptığımız işlerin doğruluğundan ve Kürt halkının yanında olmamızdan, ezilenlerin,  ötekileştirilenlerin haklarını savunmamızdan kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Hukuk bilen ve savunmanlık yapan avukatlık mesleği icra edenlerin insan hakları ve özgürlüklerinden yana olması gerekirken mesele Kürtler olunca, onların hakları olunca hemen ayrılıkçı bir bilinçaltı ile karşı duruşlar geliştirmesi faşist bir anlayışın dışavurumudur" diye vurguluyor.

Kürt halkının talepleri meşrudur

Demokratik Toplum ve Barış sürecinin bir grup ırkçı, milliyetçi cepheyi huzursuz ettiğine işaret eden Av. Demirer, şöyle devam ediyor: "Özellikle İstanbul ve İzmir Barosu seçimleri, son 2 yıldır ağır aksak da olsa devam eden Demokratik Toplum ve Barış Süreci’ne dair karşı mahallede duyulan kaygı ve hazımsızlığı bize gösterdi. Kürt halkının anayasal haklarını dile getirmek, Kürtçe eğitim ve Anayasal statü talep etmek en doğal haklardır. Türkiye’de yaşayan 20 milyonu aşkın Kürt için de bunlar talep edildiğinde o zaman hak verip desteklemelisiniz. İnsan hakları herkes içinse ve samimi iseniz kendinize hak gördüğümüzü başkası talep ettiğinde de destek olmalısınız. İnsan hakları ile var ve haklarda eşit -hatta yeri geldiğinde pozitif ayrımcılık da yapmalıyız- olmalıyız. Hakkaniyet, Adalet ve vicdan bunu gerektirir. Ama dışarda Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarına ve Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Kıbrıslı Türkler için temel insan hakları tamam derken Türkiye’deki Kürt istediğinde neden karşı çıkıyorsunuz. Kürtler binlerce yıldır yaşadıkları coğrafyada haklarını talep ediyorlar. Bu da gayet anlaşılabilir ve makul taleplerdir. Kürt halkının hak mücadelesinde bu halkın evlatları olarak, onurlu halkımızın taleplerinin yanında ve onlardan tarafız. Onların savunmanlığını yapmak bizim için onurdur. Haklılığımız insanlık tarihi kadar köklü ve bunu talep eden Kürt halkının mücadelesi gibi gerçektir."

***

İYİ Partili Kürt'ten rahatsız

İzmir Avukat Hareketi'nin İzmir Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Seçilen Av. Güldane Dörtbudak Akbay, konuşmasında önceki yönetimi, Selahattin Demirtaş ve Gültan Kışanak'ı savunmakla suçladı. Hızını alamayan Akbay, DEM Parti'yi ve ÖHD'yi hedef aldı. İYİ Partili olan Akbay, Çerçeve Yasa'ya da karşı olduklarını söyledi.

Fakıbaba: Barış sürecinin yanındayım

Geçtiğimiz günlerde de İYİ Parti Ankara Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba, "Ne mutlu Türk'üm diyene" demediği için partisinden istifası istendi. Barıştan yana olduğunu ve Demokratik Barış ve Toplum Süreci’ni desteklediğini açıklayan Fakıbaba, "Barış sürecinin yanındayım" demişti. Ve ardından hem İYİ Parti'den hem de milletvekilliğinden istifa etmişti. Bu yaşanan durum da süreç karşıtlarını tescillemiş oldu.

***

İktidara yakın barolarda da skandallar

Ankara 2 Nolu Barosu 3. Olağan Genel Kurulu'nu 10-11 Ekim tarihleri arasında yaptı. Adaylardan biri olan Ankara 2 No’lu Baro Başkanı Gökhan Ağdemir, Bakanlığın kendilerine ayrıcalık tanıdığını ve iki yılda, baro üyesi 70 avukatı hakim ve savcı yaptıklarını itiraf etmişti. Bu açıklamanın tepki çekmesinin ardından Ağdemir, baro başkanlığı adaylığından çekildi. Ankara 2 Nolu Baro Başkanlığına aday olan Av. Muhammet Kürşat Üçüncü seçimi kazandı.

Yine 10-11 Ekim tarihinde yapılan İstanbul 2 Nolu Baro Başkanlığı seçimlerini de AKP'li adayı geride bırakan Yeniden Refah Partisi'nin adayı Av. Rıza Saka kazandı.