Şengal’de Êzîdîlere yönelik saldırı bir gerçeği göstermiştir ki; öz  yönetim ve öz savunma olmadan toplumların özgür ve demokratik yaşamı güvencede olamaz. Şengal’i Şengalliler yönetmediği için, Êzîdîler kendi öz savunmalarını yapmadıkları için soykırımlarla karşı karşıya gelmişlerdir. Êzîdîlerin öz savunması olsaydı IŞİD çeteleri Şengal’e kolayca giremezlerdi. Topluluklar kendi coğrafyalarını, toplumlarını ve inançlarını daha fedaice savunurlar. O toplumla, o coğrafyayla ilgisi olmayanlar, o coğrafyanın toplumuyla bütünleşmeyenler kararlı bir savunma yapamazlar. Şengal olayında olduğu gibi bırakıp giderler. Bu gerçeklik sadece Şengal için değil, tüm farklı etnik ve dinsel topluluklar için de geçerlidir. Her yerel için de geçerlidir. Irak’ta Şii Türkmenlerin de, Şebek Kürtlerinin de Şengal Êzîdîleri gibi yerinden yurdundan edilmesi ve soykırıma uğratılması bu gerçeği ortaya koymaktadır. Bu açıdan öz yönetim ve öz savunma gerçek demokrasi ve özgürlüğün en temel boyutlarından olmak durumundadır. Ulus-devlet zihniyeti ve şoven milliyetçi bağnazlığın soykırım cenderesinden ancak böyle kurtulunur.

Şengalliler, tüm Êzîdîîler ve tüm farklı etnik topluluklar kendi özyönetimlerini, öz savunmalarını kurmalıdırlar. Bunun somut ifadesi ise demokratik özerklik yönetimidir. Bu öz yönetimin en temel boyutlarından biri ise öz savunmadır. Êzîdîler artık eski yönetim anlayışı altında olamazlar. Eski yönetim altında olmak, öz savunmasız olmak ve Êzîdîleri yeniden soykırım tehdidi altında tutmaktır. Buna da hiç kimsenin hakkı yoktur. Güney Kürdistan federasyon olsa da federasyon içinde de çok ayrı özerk ve federe bölgeler olabilir. Süleymaniye ve Kerkük ayrı özerk bölgeler olabilir. Behdinan ayrı bir özerk bölge olabilir. Şengal, Şêxan, Laleş ve Asurilerin yaşadığı alan ayrı bir özerk bölge olabilir. Bunlar da genel bir demokratik Kürdistan federasyonu ya da demokratik özerklik çatısı altında birleşirler. Bu örgütlenme modeli Güney Kürdistan'ı zayıf düşürmez güçlendirir. Güney Kürdistan bu zihniyet ve yönetim anlayışıyla hem demokratik olur, hem de güçlü. Genel bir savunma gücü yanında her federe birim ya da bölgenin de öz savunma gücü olur. Bunlar birbirini tamamlayan ve güçlendiren olur. Yoksa merkezi ulus-devletler gibi Güney Kürdistan federasyonu da merkezi olsun, yerel özerklikler olmasın demek yanlıştır. Kürtlerin şimdiye kadar çok çektiği ulus-devlet anlayışını kendileri savunmuş olur. Irak ve Güney Kürdistan'daki gelişmeler, demokratik ulus projesinin ne kadar doğru ve uygulanabilir olduğunu kanıtlamıştır. Kürtler Ortadoğu'da ulus-devlet zihniyetini bırakmanın öncülüğünü yapmalıdırlar.
Kuzey Kürdistan da dört beş ayrı demokratik özerklikle yönetilebilir. Bunlar da genel Kürdistan özerklik yönetiminde birleşirler. Genel demokratik özerklik çatısı altında dört beş demokratik özerklik yönetimi olur. Her demokratik özerk birimin de öz savunma gücü olur. Örneğin Dersim ve çevresi Kürdistan içinde bir demokratik özerkliğe sahip olur, kendi kendini yönetir ve öz savunma gücünü kurar ve yönlendirir. Amed ve çevresi, Botan, Serhat Alanı ve Fırat’ın batısı da ayrı bir demokratik özerklik olarak kendi kendini yönetir. Hepsinin de savunma gücü olur. Bu özerklikler hem her bölgenin yerel kültür ve inancını korur, hem de birbirini tamamlayarak güçlenirler.
Türkiye de on on beş bölge olarak kendi yerelliğini canlandırır ve korur. Bu da Türkiye'yi zayıflatmaz. Türkiye'nin başına ne geldiyse ulus-devlet zihniyetiyle gelmiştir. Ulus-devletlerin toplumları güçlendirdiği yanlıştır. Ulus-devlet, insanlık tarihi boyunca en büyük kötülüğü getirmiş bir modeldir. Eğer insanlık tarihinde en fazla lanetlenecek bir zihniyet ve yapılanma varsa o da ulus-devlettir. Faşizmin kaynağı da budur, soykırımların kaynağı ve nedeni de. Gerçek böyleyken bu modeli sosyalistler ve ezilenler savunabilir mi? Hala günümüzde bu modeli savunmak gericiliktir. Bundan daha büyük gericilik olamaz. Demokratik ulus, ortak vatan, demokratik özerklik modeliyle bu dünyada insanlık barış ve demokrasi içinde altın çağını yaşar.
Şu anda Ortadoğu, Türkiye ve Kürdistan'da en fazla tartışılması gereken demokratik ulus, ortak vatan, demokratik özerklik ve demokratik konfederalizme dayalı siyasi ve toplumsal projelerdir. Aydın olmak da, vicdanlı olmak da bu projeleri savunmakla gerçekleşir.
Êzîdîlerin yaşadığı trajediden çıkan bir sonuç da çok fazla el avuç açma ve yalvarma kültürünün görülmesidir. Kuzey Kürdistan'da bile bunu çok çarpıcı biçimde gördük. Aslında bu zihniyet toplumcu değil, devletçi zihniyettir. Devlet toplumun her şeyini almasına rağmen devletten beklemek kadar yanlış bir şey yoktur. İdeolojik ve zihniyet üzerindeki egemenlik bu tür durumlarda daha net görülmektedir. Halbuki toplumun gücü kadar değer üreten hiçbir şey yoktur. Sosyal, ekonomik, öz savunma ve diğer her türlü alanlar açısından en temel güç kaynağı toplumdur. Toplumla her şey yapılır. Devlete çağrı yapmak kadar yanlış ve köle ruh halli bir durum olamaz. Kuzey Kürdistan'a geçen Êzîdîler için devlete çağrı yapmak utanç verici olmuştur. Toplumun katbekat karşılayacağı ihtiyaçları devletten beklemek, demokrasi ve özgürlük ruhundan mahrum olmaktır. Yerel yönetimler ve halk bu Êzîdîler için sağlık ve beslenme dahil her imkanı yaratabilir ve bulabilirdi. Kaldı ki gelenler yüz binler değildi.
Devletçi çözüm yerine toplumcu çözüm diyoruz, ama ilk önce Kürt demokratik güçleri devlete ve dış güçlere çağrı yapıyor. Toplum nerede? Toplum dağılmış mı? Toplumu hangi zihniyet ve kim dağıtmış? Bu kadar toplumdan kopanlar, devletten bekleyenler özgür ve onurlu duruş gösterebilir mi? Devletten bu kadar bekleyenler Kürtleri özgürleştiremezler. Ya da özgürlük ve demokrasi iddiasında bulunanlar böyle yapamazlar. Ali Haydar Kaytan haklı olarak “Kuzey’de kimse yok mu” diye sordu. Bu soru karşısında herkes kafasını ellerinin arasına alıp düşünmelidir. Toplumcu olmayanlar, toplumculuğu savunmayanlar, kapitalist modernitenin bireyci ve toplumu dağıtma zihniyetinden kopamayanlar, kapitalist modernist yaşamın dışına çıkamayanlar tabii ki toplumu değil devleti esas alırlar, dış güçlere çağrı yaparlar. Bu durum değişmelidir; çok yanlıştır. Özellikle Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) bu durum üzerinde durmalıdır. Çünkü bu zihniyet ve tutum değişmeden ne toplum tabandan örgütlenebilir, ne demokratik toplum yaratılabilir, ne de yerel demokrasi gerçekleştirilebilir.
Kapitalizme karşı olmayanlar, sosyalizmi savunmayanlar toplumu dağıtır, toplumdan kaçar. Birey haline gelenler güçsüz olur, çaresiz olur, devlete el avuç açar. Êzîdîlerin Kuzey’e geçişindeki tutumla bu gerçeklikler açığa çıktı.
Sosyalizm, yani toplumculuk savunulmadığında en başta da Kürt biter. Kürt’ü toplumculuk, yani sosyalizm dışında hiçbir şey ayakta tutamaz. Tabii ki demokratik karakterde olan sosyalizmden söz ediyoruz. Başta Kuzey Kürdistan olmak üzere tüm Kürtler bu durumu bilmelidir. Bu bir iddia değildir, Kürt toplumsal ve siyasal gerçeğinin en yalın ifadesidir. Kürt’ün toplumu dağılırsa direnci kırılır. Direnci kırılan Kürtler de kolayca kültürel soykırımına uğratılırlar. Toplumu dağıtılmış, toplumu düşünmeyen, kapitalist modernist haline gelmiş bireyler Kürtleri savunamaz. Böyle bir Kürtlük bitmiş Kürtlüktür. Kapitalist modernist zihniyet ve yaşamda olanlar Kürtlüğün bitişine zemin olanlardır. Başka ülkelere bakarak “bakın kapitalist modernite ve bireycilik içinde yaşıyor” biçiminde karşılaştırma yapanlar kendi gerçekliklerini bilmeyenler ve kafalarını kuma gömenlerdir. Kürt, ancak toplumcu olarak kendine sahip olabilir, kendi kendini yönetebilir. Yoksa sömürgeci egemenlik ve kültürel soykırımdan kurtulamaz. Nitekim beş on bin Kürt geliyor, onun için bile devlete ve dış güçlere el avuç açılıyor. Bunun kadar onur kırıcı bir şey olamaz. Aslında toplumculuktan kopmuş bireyin gerçek anlamda bir onuru da yoktur. Ya da her gün onuru kırılır, ama çaresizdir.
Öte yandan Êzîdîlerin yurtdışına gidişine vesile olmak Êzîdîliğe ihanettir. Êzîdîler ancak topraklarında var olur. Kök giderse dal kurur. Êzîdîler Avrupa’da, Amerika’da kendi kimlikleri ve kültürleriyle var olamazlar. Kültürleri bitiren metropollerde yaşayamazlar. Dolayısıyla Kuzey’e gelen Êzîdîler eski Êzîdî köylerine yerleştirilmelidir. DBP ve HDP Êzîdîlerin Êzîdî köylerine yerleştirilmesine yardımcı olmalıdır.
Êzîdîleri savunmayan Kürtler ahlaki ve vicdani olarak bitmiştir. Şengal’in işgaline kılıf ve gerekçe arayanlar ve bulanlar alçaktırlar, soysuzdurlar, vicdansızdırlar. Şengal’i savunmayanlar Kürt olamazlar. Kimin kaç ayarda insan, aydın ve Kürt olduğu Şengal’e yaklaşımda belli olmuştur. Gerisi laf-u güzaftır.