DAİŞ çeteleri 10 Haziran 2014’te Musul, 15 Haziran’da Telafer’i işgal ettikten sonra 3 Ağustos 2014 günü Şengal’e saldırdı. Kentte bulunan yaklaşık 7 bin KDP peşmergesinin kenti terk ettiğini gören halk, Şengal Dağı‘na sığındı. Burada 9 kişilik HPG grubunun dağa sızmaya çalışan DAİŞ çetelerini püskürttüğünü gören Êzîdîler kısa sürede binleri bulan silahlı bir güç oluşturdu. İki yıl içerisinde örgütlenme noktasında büyük mesafeler kat eden Êzîdîler, artık kendi kendilerini savunabileceklerini tüm dünyaya gösterdi. Şengal’i özgürleştiren Kürtler, aynı zamanda diğer halklarla birlikte Musul’un da kurtarılması için ortak operasyonun içinde.
Şengal, Êzîdîlik ve Êzîdî halkı demek. Egemenler her ne kadar yıllarca Şengal’in demografik yapısını değiştirerek bu gerçeği değiştirmek istemiş olsalar da, tam başarılı oldukları söylenemez. 1970’lere kadar kentin neredeyse tamamı Êzîdîlerden oluşurken, daha sonrasında Saddam Hüseyin döneminde asimilasyon politikaları çerçevesinde diğer halklar da kente yerleştirilmiş ve böylelikle son fermanın yaşandığı 2014 yılına gelindiğinde kentin neredeyse yarısını Êzîdî Kürtler, diğer yarısını da Sünni Arap, Şii Arap, Şii Türkmen ve Sünni Kürtler oluşturuyordu. 

Şengal köylerinin hemen hepsi ise Êzîdî köyü. Sadece Tilbenad’da, Êzîdî Kürtlerin yanısıra Şii Kürtlerin de yaşadığı biliniyor. Yine 1975’e kadar Êzîdîler sadece Şengal merkez ve Şengal Dağı’nın eteklerindeki köylerde yaşarken, 75 sonrası Saddam döneminde çölün ortasına kurulan Tilezer, Siba Şêx Xıdır, Koço, Dugurê ve diğer kimi köylere yerleştirildiler. Şehir merkezi hariç diğer köylerde kutsal mekanların bulunmaması da köylerin sonradan kurulduğunu gözler önüne seriyor. 

İşte bu politika 2014’te Êzîdîlerin savunmasız bir şekilde yeni bir fermanla karşı karşıya kalmalarını beraberinde getirdi. 

DAİŞ çetelerinin daha önce Êzîdîlere yönelik tehditlerine rağmen ciddi bir önlemin alınmaması sadece Irak devletinin değil, Federal Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin de Êzîdîlere yaklaşımını gösteriyordu. 


Musul, Telafer ve en son Şengal…

DAİŞ ilk olarak Musul’u 10 Haziran 2014’te ele geçirdi. Daha sonra Şia Türkmen nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Telafer kentinin 15 Haziran 2014 tarihinde çetelerin eline geçmesiyle birlikte 450 bin nüfuslu Şengal için de tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Şii Türkmenler kendilerine en yakın kent olan Şengal’e sığındı. Daha sonraki süreçte Şii Türkmenler, Duhok hattından Hewlêr üzerinden uçakla Necef, Kerbela ve Bağdat’a gönderildi. Ancak Şengal ve Êzîdîler için yine herhangi bir önlem alınmadı. 




Gazeteci Hayri Kızıler anlatıyor

O dönem Şengal’de bulunan gazeteci Hayri Kızıler, yaşananları şöyle anlatıyordu: “DAİŞ çeteleri önce Şengal’in güneybatısındaki Sünni Arap yerleşim yeri Bilêc kasabasını ellerine geçirdi. Hemen birkaç gün sonrasında Şengal’in güneyinde yine Sünni Arap yerleşim yeri Beac kasabasını aldı. Şengal’in batısında Telafer vardı o da DAİŞ çetelerinin elindeydi. Şengal’in kuzeyinde bulunan Zumar kasabasına saldıran çeteler, bu kasabayı ellerine geçirse de daha sonra YPG güçleri ve az sayıda Yekîtî (YNK) pêşmergeleri çatışmalar sonrası Zumar’ın bir kısmını denetimleri altına aldı. Rabia da Şengal için önemli bir noktaydı. Rabia’nın doğusu YPG’nin elideyken batısı ise DAİŞ’in elindeydi. Ve DAİŞ, Şengal Dağı’nı Şengal’e saldırmadan önce bir kuşatma hattı oluşturmayı planlıyordu. Ancak YPG güçleri Rabia ile sınır olan Til Koçer’den sonra Cezaa kasabasını da eline geçirdi. Şengal’i kuşatma altına almak isteyen çetelerin oyununu YPG bu iki noktadan bozuyordu.” 




Saat 03.00’te Ferman gongu çaldı!


2014 yılının 2 Ağustos’unu 3 Ağustos’a bağlayan gece ise olağandışı bir hareketlilik yaşandı Şengal’de. Sabaha doğru saat 03.00’te kent merkezinde bulunan halk havan sesleri ile uyandı. DAİŞ çeteleri ağır silahlar ve havanlarla Girzerik köyüne saldırmıştı. Şiddetli çatışmalar yaşanıyordu. 03.30’da çatışmalar Siba Şêx Xidir’a da sıçradı. Arkasından Rambosi, Tilkasab, Koço, Tilbenad köyleri çeteler tarafından top atışlarına tutuldu. Halk ferdi silahlarıyla karşılık vermeye çalışıyordu. Şengal merkezde ise, halk bir şekilde Şengal’den çıkmanın arayışı içindeydi.




KDP Şengal’i terk etti


Bütün bunlar yaşanırken KDP pêşmergeleri de konvoy halinde ağır silahlarla donatılmış arabalarla Şengal’i terk ediyordu. Çatışan halk da bunu görünce inançsızlığa düştü ve kentten kaçışın yollarını aradı. Arabası olmayanlar kendilerini Şengal Dağı’na vurmuştu. Çeteler saat 10.00’da kent merkezine girince ilk iş olarak kutsal mekanları (Sitî Zeynep) havaya uçurmaya başladı. Kentten kaçamayanlar ise ya kurşuna dizildi ya da esir alındı. Birçok Şengalli çocuk ve yaşlı da kaçış yolunda susuzluktan yaşamını yitirdi. 



Küçük bir umut bir anda büyüdü!


On binlerce insan dağın yolunu tutmuştu; ancak dağda da kendilerini neyin beklediğini bilememenin korkusu içindeydiler. Dağa çıkan Êzîdîler, küçük bir HPG grubunu görünce ve bunların dağa çıkan iki yolu da tuttuğunu ve dağa saldıran DAİŞ çetelerini püskürttüklerini kavrayınca kendilerine geldi ve ferdi silahları bulunanlar hemen HPG’liler ve TEV-DA ile irtibat kurarak hızlıca organize olmaya başladı. 




HPG çatışa çatışa ulaştı 

Gazeteci Hayri Kızıler, yaşananları şöyle anlatıyordu: “İnsanlar dağa ulaşmış, HPG yolları tutmuş bu biraz da olsa bir rahatlama yarattı. Daha sonra büyük bir YPG gücü çatışa çatışa Şengal Dağı’na ulaştı. Hemen ertesi gün Halk Savunma Merkezi Komutanı Murat Karayılan’ın açıklamasından sonra bir tabur HPG gücü çatışa çatışa dağa ulaştı. Evet, dağın güvenliği vardı, ama bu güvenliği güçlendirmek gerekiyordu. 5 Ağustos günü yerel milis güçleri örgütlendirildi Şengal Direniş Birlikleri adı altında. Mevziler oluşturdular dağın güvenliği beşinci gün tamamen sağlanmış oldu. 9 kişilik HPG gücü kısa sürede 2 bin kişilik bir güce dönüşmüştü. Halk bunu görünce kendisini güvende hissetmeye başladı. YPG ve HPG’nin gelmesiyle büyük bir umut gelişti.” 




10 günde 120 bin kişi tahliye edildi


Bundan sonra yapılması gereken insanların Şengal Dağı’ndan Rojava’ya doğru tahliye edilmesiydi. Ancak DAİŞ çeteleri Rabia’yı elinde bulundurdukları için bu pek mümkün görünmüyordu. Yoğun çatışmalar yaşanıyordu, YPG’liler şehit düşüyordu ancak bir taraftan da halk tahliye ediliyordu. 8 Ağustos günü yaklaşık 20 bin Êzîdî’nin tahliyesi sağlandı. Takip eden günlerde koridorun güvenliği sağlandıktan sonra on binlerce Êzîdî’nin tahliyesi de 45-50 derece sıcağın altında uçsuz bucaksız çölün ortasında sağlandı. İnsanların yüzde 80’i 2 gün içerisinde tahliye edildi. Bu da Rojava’daki bütün araçların seferber olmasıyla sağlandı.



Öcalan Şengal için uyarmıştı 

Tahliyeler devam ediyordu ama bir yandan da herkes Şengal Dağı’na daha önceden mevzilenen HPG’lilerin nasıl ve ne zaman oraya yerleştiklerini merak ediyordu. Küçük bir grup HPG’linin ferdi silahlarla verdiği mücadeleyi 7 bin peşmergenin ağır silahlarla neden veremediğini sorguluyordu. Bütün bu soruların yanıtı, Kasım 2014’te Halk Savunma Merkezi Komutanı Murat Karayılan’ın verdiği mülakatla ortaya çıktı. Karayılan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kendilerini daha önce Şengal konusunda uyardığını hatırlatarak, şunları söylüyordu: 


Karayılan anlattı 

“Bizler de bu uyarının hemen ardından PDK ve YNK’li yöneticilerle görüşerek kimi önerilerde bulunduk. Kendilerinin bilgisi dahilinde kimi gerilla gruplarını Maxmur, Kerkük ve Şengal’e göndermek istediğimizi ilettik. PDK, ‘her şeyin kontrolleri altında olduğunu peşmerge güçlerinin yeterli bulunduğunu ve gerillaya ihtiyaçlarının olmadığını’ ifade etti. YNK de benzer şeyler söyledi; ancak ihtiyaç duymaları halinde bizleri bilgilendireceklerini söylediler. Tabi biz PKK olarak her zaman için kendi önlemlerimizi alırız. Bu temelde kimi hazırlıklara başladık. 12 arkadaşı Şengal için hazırladık. 12 arkadaş ile konuştuğumda kendilerini ünlü Kürt destanındaki Derwêşê Evdî’nin 12 süvarisine benzettim ve kendilerinin de Şengal’i koruyacaklarını söyledim. O arkadaşları gizli yollardan Şengal’e gönderdik. Peşmerge bunu fark edince o gruptan 3 arkadaşı gözaltına alıp, tutukladı. Geriye kalan 9 kişilik grup da keşif yapıp konumlandı. 

Tarih 3 Ağustos’u gösterdiğinde saat 09.00’da felaketin bilgisini aldık ve peşmergenin bir gün öncesinden çekildiğini öğrendik. 8 senenin ardından ilk kez telefonla Şengal’de bulunan arkadaşlarla görüştüm ve hemen saat 11.00’de müdahale taburlarını Şengal’e uğurladık.”
HPG’nin gönderdiği taburun Şengal’e ulaşmasıyla birlikte 8 Ağustos’tan 18 Ağustos’a kadar Şengal Dağı’ndan Rojava’ya 120 bin insanın tahliyesi sağlandı. 


Dönecekleri günü bekliyorlar

İlk olarak Rojava’ya ulaşan Êzîdîlerin bir kısmı Dêrika Hemko’da bulunan Newroz Kampı’na yerleştirildi. Bir kısmı da Federal Kürdistan Bölgesi’ne geçirildi. Kimi Êzîdîler ise sınırı geçerek Kuzey Kürdistan’ın Şirnex, Mêrdîn, Êlih (Batman) ve Amed kentlerine ulaştı. Êzîdîler için seferber olan Kürt halkı dayanışma ağlarını örerek soydaşlarına sahip çıktı. Bir taraftan Şengal’in özgürleştirilmesi için operasyonlar sürerken, diğer taraftan dört bir yana savrulan Êzîdîler de dört gözle topraklarına dönecekleri günü bekliyor. 
21 Ekim 2014’te HPG, YBŞ ve Pêşmerge güçlerinin operasyonları sonucu Şengal’de kimi köylerin kurtarılması Şirnex ve Cizîr’deki kamplarda kalan aileler için umuda dönüştü. Kamplarda kalan bin 500 yurttaş topraklarına geri döndü. 



Koridor tamamen temizlendi


19 Aralık 2014’e gelindiğinde Kürt güçleri DAİŞ‘e büyük bir darbe vurdu. HPG, YJA Star, YPG, YPJ ve YBJ güçleri Şengal-Rojava Koridoru üzerinde bulunan Cezaa’nın güneyindeki Ramalla, Qeddaa, Kenho ve Irak tarafında bulunan Remmo, Recm Abed, Xazuga ve Naiyyem köylerini çetelerden kurtardı. 
Hala operasyonlar devam ederken ve Kürt güçleri her gün kayıp verirken, Şubat 2015 tarihinde özellikle KDP’ye yakın medya, HPG ve YPG’nin Şengal ve Federal Kürdistan Bölgesi’nden çekilmesi gerektiği yönünde haberler servis etmeye başladı. Ancak Güney halkı ve Êzîdîler, HPG ve YPG’ye sahip çıktı. 



Êzîdxan Ortak Komutanlığı kuruldu


29 Ekim 2015’te Şengal için önemli ve tarihi bir karar daha alındı. Yekineyên Berxwedana Şengalê (Şengal Direniş Birlikleri-YBŞ), Yekîneyên Jinên Êzidîxan (Êzidîxan Kadın Birlikleri-YJÊ), Hêzên Parastina Şengalê (Şengal Savunma Birlikleri-HPŞ) güçleri ortak bir açıklama ile “Fermandariya Êzidîxana Ji Bo Rizgariya Şengal-Şengal’in Kurtuluşu için Êzidxan Komutanlığı” adı altında ortak komutanlık oluşturduklarını ilan etti. 




Şengal merkezi özgürleştirildi


Ortak Komutanlık, 12 Kasım 2015’te “Şengal’i Özgürleştirme Operasyonu” başlattıklarını duyurarak, başta Êzîdî halkı olmak üzere tüm Kürt halkına bunu müjdeledi. Pêşmergelerin de katıldığı operasyon çerçevesinde aynı gün Kürt güçleri Şengal kent merkezine girdi. Operasyonda ayrıca Şengal Dağı‘nda kalan Êzîdî yurttaşlar da “öz savunma” bünyesinde silahlanarak, yerlerini aldı.
Operasyonun ikinci gününde YBŞ-YPJ Şengal güçleri ile HPG-YJA Star gerillaları, şehir merkezini ele geçirdi. HPG Şengal Komutanlığı ve YBŞ Genel Komutanlığı yaptığı açıklamada, “Özgür Şengal’i halkımıza armağan ediyoruz” dedi. Aynı gün Şengal’den basına yansıyan görüntüler, 74’üncü fermanla birlikte dört bir tarafa yayılan Êzîdîler için unutulmaz anlar arasında yerini aldı.
Her ne kadar Federal Kürdistan Bölgesi Başkanı KDP Lideri Mesut Barzani, Şengal’in özgürlük hamlesine öncülük eden HPG, YJA-STAR, YBŞ, HPC ve YPJ-Şengal güçlerini inkar etse de, görüntüler ve Güney basını her şeyi gözler önüne serdi. 
“Kutsal Êzidxan topraklarını DAİŞ çetelerinden kurtaracağız” şiarıyla mücadele eden Kürt güçleri ise hiç zaman kaybetmeden Şengal’in köylerini de özgürleştirme hamlesine başladı. 
14 Kasım 2015’te, Şengal merkezde kameraların karşısına geçen Şengal Koordinasyonu, Şengal’in DAİŞ çetelerinden temizlenerek özgürleştirilmesini kutlayarak bunu tüm Êzidî halkına ve operasyonda yer alan HPG-YJA Star, YBŞ, YPJ-Şengal, HPŞ ve pêşmerge güçlerine armağan ettiklerini duyurdu.




Kürt güçleri Musul Operasyonu’nda


Şengal’de temizlik operasyonlarını aralıksız sürdüren Kürt güçleri, artık Musul operasyonunun da belirleyen gücü konumunda. 25 Mart’ta Musul’un etrafını çetelerden temizleme operasyonu kapsamında bin 600 kişilik gücüyle harekete geçen YBŞ, Musul’a giden 47’nci yol hattını çetelerden temizleyerek, Şengal’den Telafer’e ve Musul’a giden yolun açıldığını açıkladı.
YBŞ Genel Komutanı Mazlum Şengal, “Şengal’de biz, Maxmur bölgesinde Irak ordusu bir operasyon halinde. Musul’un etrafı temizlenince Musul merkezinin özgürleştirilmesi operasyonu için yeniden tartışmak gerekecek. Büyük operasyon için ortak hareket etme konusu o zaman gündeme gelebilir” açıklamasında bulunmuştu.  


Trajedi ve mücadele sürüyor


3 Haziran’da hala DAİŞ’in elinde bulunanların kurtarılması için yeni bir umut yeşerdi. Minbic’e yönelik operasyon başlatan YPG güçleri, Raqa’ya özel bir operasyon gerçekleştirerek kent merkezinde bir aileyi kurtardı. Anne ile 3 çocuğu Kobanê Asayiş Güçleri’ne sağ salim teslim edildi.
21 Haziran’da, Cenevre’de BM İnsan Hakları Oturumu’nda konuşan BM İnsan Hakları Suriye Soruşturma Komisyonu Başkanı Paulo Sergio Pinheiro, Êzîdîlere soykırım uygulandığını ve halen devam ettiğini belirtti ve bütün devletlerden sorumluluk almalarını istedi. 
19 Temmuz’da ise Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformu, DAİŞ’in Şengal’de Êzidî halkına karşı yürüttüğü soykırım saldırısının yıldönümü vesilesiyle yaptığı açıklamada, halen esaret altında bulunan kadınların kurtarılması ve 3 Ağustos’un “Kadın Kırımı ve Soykırıma Karşı Uluslararası Eylem Günü” ilan edilmesi talebinde bulundu.
Êzîdîlerin yaşadığı 74’üncü ferman üçüncü yılına girerken halen kamplarda on binlerce yurttaş bulunuyor. Şengal civarında Kürt güçlerinin operasyonları devam ediyor. İki yıllık süre boyunca Kürdistan’ın dört parçasından yüzlerce genç yaşamını yitirdi.Birleşmiş Milletler verilerine göre halen DAİŞ, elinde yaklaşık 3 bin 500 kadını köle olarak tutuluyor.


DAİŞ’in elindeki esirler

DAİŞ’ın elinde esir bulunan ve pazarlarda satılan Êzîdî kadınların kurtarılması için çalışmalar ise devam ediyor. DAİŞ’in elinden kurtulan kadınların anlatımları, hala çetelerin elinde bulunan esirlerin ne tür tehlikelerle karşı karşıya bulunduklarını da özetliyordu. DAİŞ çetelerinin ölüm ve tecavüz tehditleriyle karşı karşıya kaldıklarını, birçok çocuk ve gencin DAİŞ’ın başkenti konumunda bulunan Raqa’ya götürüldüklerini ve burada pazarlarda satıldıklarını anlatıyorlardı. 14 yaşındaki Ş.E, kendisi ile kaçırılan 10 Êzîdî kadının intiharına şahit olduğunu gözyaşları içerisinde anlatmıştı. Kendisi de köle pazarında satıldığı DAİŞ emirinin elinden kaçarak aylarca verdiği mücadelenin ardından yakınlarına kavuşmuştu.



AP, Êzîdî Soykırımı’nı kabul etti

4 Şubat’ta Avrupa Parlamentosu (AP), DAİŞ’in Êzîdîlere karşı sistematik soykırım yaptığını oy birliği ile kabul etti. Avrupalı parlamenterler, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni de bu saldırıların “soykırım” olarak tanınması için gerekli tedbirleri almaya davet etti. 


ABDURRAHMAN GÖK/DİHA/HABER MERKEZİ