“Yakışıklık, hadi kalk gün doğdu

Yeter artık uyuduğun

Cehennem uykusudur sabah uykusu”


Üç Ağustos 2014 sabahı Şengal’de insanlar cehennem uykusuna uyandılar. Cellatlar sarmıştı karataşlı evlerini, avlularında cellatlar dolaşıyordu.

Derwêş ve Adulê’nin sevdası talancıların ayakları altında inliyordu. 

Irak Parlamentosunda Êzîdî Kürt Milletvekili Viyan Daxîl, gözyaşları arasında konuştu. Parlamento Başkanına hitaben: “Sayın başkan, Şengal bölgesinde katlediliyoruz. La ilahe İlallah diyerek bizi katlediyorlar. (…) Kadınlarımızı pazarlarda satmak üzere kaçırıyorlar. Tecavüz ediyorlar ve onlara ganimet gözüyle bakıyorlar.(…) Kardeşlerim, benim halkım katlediliyor. Halkım aç ve susuz Şengal dağlarında. Etrafları kuşatılmış durumda. (…) Sizden rica ediyorum, siyasi çelişkileri bir tarafa bırakın ve halkıma yardım edin.” Daxîl konuşmasını tamamlayamadı. Gözyaşları arasında, hıçkıra hıçkıra fenalık geçirerek yere düştü. 

Şengal Daxîl’in gözlerinde yaş olup aktı. Şengal’in dağlarında yükselen Hawar onun güçsüz göğsünde hıçkırdı. Halkının biçare erkekleri, kadınları ve çocukları gibi dayanamayıp yere düştü. 

Şengal bizlere sesleniyor: Dağlarımda biçare insanlar, yüzleri güneşe, elleri semaya dönük kadınlar var. Horozlarımın ve kuşlarımın sesini öldürüyorlar. Feqir ve Qavallar’ımın yerine cellatların ayak sesleri dolaşıyor göğsümde

Şengal’de Nur, Süphan ve melekler ölüm ile pençeleşiyor… 

Şeyh Adi’nin çocukları aç, çıplak ve zayıf

Zerdeşt gibi Bıro gibi derin yaraların çocuklarının sesi ilelebet susmak üzere…

Hayat veren güneş çocuklarını susuz bırakıyor.  

Dünyayı yani tüm insanlığı bir incir tanesi gibi sırtında taşıyan Melekê Tawuz’un çocuklarını koruyamadık. Şimdi o hepimize küs.  Şengal yandıkça, Şengal kanadıkça söz de kanayacak. 

Dengbêj Biro’nun bedeni kanıyor. Sesi Daxîl’de yürek kanayan bir uğultu gibi. Şengal’in yakarışından bu yana ne zaman bir söz etsem Mehmed Uzun’un üzerine titrediği, her sözünü ince elediği Dengbêj Biro’nun kanayan sesi gelir gırtlağıma ve oradan “Hawar” yükselir. 

Ve Arapların, Keldanilerin, Müslümanların, Hıristiyanların, Türkmenlerin sofralarının, meclislerinin en başına oturtulan Biro Şengal’de yaralı ve susuz. Biro’nun dudaklarında hangi sözüm, hangi yürek parçalayışım yaralı bedenine derman, dudaklarına su olur? 

Ağlayarak, yürek dağlayarak Biro’nun hangi çocuğu döner hayata? Cellada edeceğim hangi lanet toprağa düşen, bedeni çalınan kadını geri getirir? 

Ağlayarak dönseydi hayata çocuklar Daxîl’in hıçkırıkları yeterdi. Toprağa düşen, bedeni çalınan kadını geri getirseydi eğer beddua ve feryat Êzîdî anaların feryatları, cellatlara ettikleri beddua ve lanet yeterdi.

Şengal’in çığlığı klavyede titreyen parmaklarımda bir sızı. Dengbêj Biro’nun kör gözleri bugünün cellatlarının elinde kanıyor. 

Şengal’de dün içinde halaylar keçilen, stranlar söylenen Kara taşlı evlerin avluları yıkılıyor bugün. Divanlar ve meclisler suskun. Anne, baba, çocuk, torun, eş, sevgili, komşu, gölgesinde serinledikleri ağaçlar, içilen, yüzülen sular, sevinçte, tasada paylaşılan hayatlar bugün yok. Şengal şimdi mezarlığın sessizliğinden daha derin bir sessizlikte… Şengal’in kapılarında ölümün mührü basılı.

Cellatlar çarşılarında, meclislerinde, hanlarında, evlerinde ağırlandıkları Necef’e, Talafer’e, Kobanê’ye, Şengal’e, Ermenilerin, Keldanilerin, Êzîdî Kürtlerin memleketlerine ateş salıyorlar. 

Ester, saçları örgülü, saçları dalgalı, güzeller güzeli, bülbül sesli Ester yaralı….  

Hafif bir seda, kımıldayan bir başak, esen bir yaprak, bir mucize belirebilir mi şimdi Şengal’de. Kanadı kırık bir kuş misali düşmüş hayat yeniden uçabilir mi. 

Evlerin, ağaçların, divanların, siyah taşlı sokakların yalnızlığından bir mucize beliriyor bugün çağdaş Biro’nun, Zerdeşt’in kavgasından…

Ölüm kavrulan Şengal’in sesini dinleyin; Şengal arzuyum, sevdayım diyor. Ateş, nefret, ölüm, yıkım üzerime geliyor dinleyin. Bize diyor ki ‘Hayat benimle başlar, benimle söner.’ Şengal yok olursa hayat söner, biz söneriz! Telli turna, leylek ve çocuklar kara gecelerde koynumda yalnız. Asur ve Babil’in harabelerinde can çekişiyor bedenim. Kaç gece oldu oğlum paslı kılıçların hedefi, kaç gündür kızım cellatların kılları kirli göğsünde ölüyor. Ben kaç akşamdır ölüm sayıklıyorum.

Kandil’in, Kobanê’nin, Hesekê’nin delikanlıları, kızları bana el vermeye geliyorlar. Hesekê’den, Kandil’den ellerime uzanan eller ile paslı kılıçların darbesinde kanayan, kirli bedenlerde kirletilen bedenim hayat buluyor. Ve Şengal’de dengbêjler hayat fısıldıyorlar yeniden çocuklara… 

Ey seslerin en güzeli Biro, ey Peygamberler babası Zerdeşt ve güzeller güzeli Ester hayatın kapılarını yeniden açmak için koşan, didinen delikanlılara, kızlara güç, şans ve zafer bağışla! 

Ey hayatın içinde koşan Müslümanlar, Hıristiyanlar, Araplar, Fransızlar, kadınlar-erkekler Tawuz kuşu kutsal taşını boynuna takan delikanlılara ve kızlara el uzatın, güç verin ki yaralarıma merhem sürünsün. 

Haydi kadınlar, erkekler tasıma su, heybeme ekmek ve incirlerimden yapılan reçeller doldurun.