
Almanya’nın Kasbach-Ohlenberg kentinde faaliyetlerini sürdüren UTAMARA Kadın Buluşma Merkezi’nin geleneksel olarak düzenlediği yaz şenliğinin altıncısı çocuklara adandı. Önceki gün yapılan etkinlik ile, 31 Mayıs 2005’te Güney Kürdistan’da kaza sonucu yaşamını yitiren Ekin Ceren Doğruak ve Uta Schneiderbanger anıldı.
Uta Schneiderbanger’in anne ve babası yanı sıra Linz Belediye Başkanı Dieter Sander, Kadın-Erkek Eşitlik Bakanı Doris Eyl-Müller, Kürdolog Mehmet Bayrak ve UTAMARA dostu birçok Alman da festivalin katılımcı konukları arasındaydı.
‘En fazla çocuk ve kadınlar etkileniyor’
Festival, Kürdistan’da polis kurşunuyla yaşamını yitiren Kürt çocuklarının anısına bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Ardından, aynı zamanda programın sunuculardan olan Kewê, mini bir skeç sundu.
Festivalin açılış konuşmasını UTAMARA çalışanlarından Fadile Yıldırım yaptı. Yıldırım, dünyada süregelen savaşlardan ve şiddetten en çok kadın ve çocukların etkilendiğini belirterek, bu etkinliği çocuklara adadıklarını dile getirdi.
Yıldırım konuşmasının devamında şunları söyledi: “Çocukların özgürce oynayabilecekleri, koşabilecekleri, büyüyebilecekleri, kendilerini ifade edebilecekleri bir dünya yok. Dünyayı bu hale getirenlerin ise büyüklerdir. Herkesin içindeki çocuğu dinleyerek dünyaya bakması gerekiyor.”
Yıldırım, konuşmasını “Çocuk olduğunu unutmayanlar asla şiddetten ve savaştan yana olamaz. Çocuklarımıza güzel bir gelecek sunmak istiyorsak, her türlü cinsiyetçiliğe, milliyetçiliğe, ırkçılığa karşı mücadele etmeliyiz” diyerek bitirdi.
‘Kadının umudu ve hayali yarım kalmamalı’
Daha sonra Uluslararası Özgür Kadınlar Vakfı Yönetim Kurulu üyelerinden Gönül Kaya da bir konuşma yaparak, kurumun ismini aldığı Uta ve Amara’nın mücadele ve direnişlerini dile getirdi. Kaya, 2006 yılından beri sadece Kürt kadınları için değil, diğer halklardan kadınların buluşma merkezi olan UTAMARA’nın, kadın dayanışmasının ve direnişinin en güzel ve anlamlı çalışmalarını yürütüğünü söyledi. Gönül Kaya: “Uta ve Amara gibi iki büyük direnişçi kadının adını taşıyan kurumun, onların hayal ve amaçlarını gerçekleştirdiğini ifade etti. Kaya, konuşmasının devamında şunları belirtti: “UTAMARA, ‘hiçbir kadının umudu ve hayalleri yarım kalmamalı’ şiarıyla yoluna devam ediyor. Bu da kadının en önemli kültürel kimliğidir. Bugünkü buluşma, yarınki buluşmalarımızın da temelidir.”
Erbane grubundan ritm gösterisi
Kaya konuşmasını “Bu emek hep büyüyecek” cümleleriyle sonlandırdı.
Daha sonra UTAMARA Kadın Erbane Grubu ritm gösterisi sundu.
Bonn Çocuk Korosu da söylediği şarkılarla katılımcıların ilgi odağı oldu. Programın sunucuları Kewê ve Dîlan yaptıkları konuşma ve esprilerle çocukların kendi anadillerinde konuşabilmelerinin önemine, ebeveynlerin çocuklarına anadilleriyle hikaye anlatmalarını, konuşup gülmeleri gerektiğini mesajını verdi.
Etkinliği ilgiyle seyreden Linz Belediye Başkanı Dieter Sander ve Kadın-Erkek Eşitlik Bakanı Doris Eyl-Müller de birer konuşma yaparak, UTAMARA’da böylesi bir kalabalıkla birlikte olmaktan duydukları memnuniyeti dile getirdi. UTAMARA’da kadınların kendi dillerinde sorunlarını dile getirmelerinin önemine değinen konuşmacılardan Müller, gelecek yılki kutlamada konuşmasını Kürtçe dilinde yapabilmek için Kürtçeyi öğreneceğini söyledi.
Resim sergisi
Ardından Ressam Gabrielle Grewe de sergilediği resimleri tanıttı.
Koma Zerdeştê Kal’ın söylediği şarkılar ardından Şevda adlı çocuk, bale gösterisi sundu. Şevda’nın incelikli bale gösterisi büyük alkış aldı. Sonra Türk-Alman İnsan Haklarında çalışan Sanatçı İlkay, birbirinden güzel şarkılar seslendirdi.
Festival, büyükler ve küçüklerin ayrı ayrı yaptığı çuval, yumurta, ip çekme yarışları ardından sona erdi. Yarışmada birinci gelenlere stand larda beğendikleri eşyalar ödül olarak verildi. Festivalin adandığı çocuklar için kurulan otantik çocuk çadırı çocukların olduğu kadar büyüklerin de ilgi odağı oldu. Ayrıca otantik Kürt giysilerinin, takı ve diğer eşyalarının yanısıra yemek çeşitlerinin sergilendiği standlar yer aldı.
SOZDAR DERSİM
Bir “DEM”lik UTAMARA…
Yalnızca adını duymuştum daha önce Kadın Buluşma Merkezi UTAMARA’nın. Önce, efsanevi Van Gölü’nün kıyısındaki Akdamar Kilisesi’nin Ermeni literatüründeki karşılığı olan “Axtamara” ismini çağrıştırmıştı. Sonradan öğrendim, kadın devrimciler Alman Uta ile gerçek adı Ceren olan Türkiyeli Amara’nın isimlerinin birleşiminden UTAMARA’nın oluştuğunu.
Bugüne kadar üç kez uğradım UTAMARA’ya. İkisinde kısa erimli ziyaretler, üçüncüde ise bir halk etkinliği çerçevesinde bulundum bu Kadın Buluşma Merkezi’nde. Yağmurlu bir gün olmasına rağmen, kıramamıştım kurum emekçilerini...
Bir “dem”lik bir katılım da olsa, iyi ki yağmura rağmen katılmışım bu halk etkinliğine, diyorum şimdi. Çünkü, hava şartlarının olumsuzluğuna rağmen, yoğun bir katılıma tanıklık etmiş ve bu vesileyle çoğu hemşehrim olan yepyeni insanlarla karşılaşmıştım. Çoğu gerek yazılı gerekse sözlü basın yoluyla beni tanıyor, ancak ben onları ilk kez görüyordum. Bir katılımcının, “Hocam, burdakilerin büyük bölümü senin hemşehrilerin” demesi boşuna değildi…
Ancak, beni asıl duygulandıranlar, Alman devrimci Uta’nın anne ve babasıydı. Onların sevecen hali ve Kürt kadınlarının onlara gösterdikleri ilgi görülmeye değerdi… 31 Mayıs 2005’te onunla birlikte yaşamını yitiren Türkiyeli Amara da, beni apayrı duygu ve düşüncelere götürüyordu…
Babası, eşimin Ankara Büyükşehir Belediyesinde SHP’den Meclis Üyesi olduğu dönemde, birlikte görev yaptıkları bir insandı ve çalışmalarımızı yakından izlediğini sonradan öğrenecektim. Alman ebeveynlerin yanında keşke onlar da olsalardı diye geçirdim içimden.
Etkinliğin katılımcılarına baktığımda, en çok bir Kürt özdeyişi olan ve “Aslanın erkeği - dişisi olmaz” anlamına gelen “Şêr şêr e, çi jin e, çi mêr e” öz-sözü geldi aklıma. Bir de, ünlü hümanist-toplumcu şair Tevfik Fikret’in, “Hasarsız zafer olmaz!” sözü… Kürt halkının büyük bölümü gibi Kürt kadını da, özgürlük mücadelesinde büyük bedeller ödemişti ve bunun kimi canlı örnekleriyle yüzyüzeydim… Nice gazi gerilla kadınlar gibi, yıllarını zindanlarda geçirmiş nice yurtsever insanla karşı karşıyaydım…
Değerli dostum Ozan Telli, boşuna dememişti “Kürdistan’ım ben/ Asur kitabelerinde adım var/ İrani’ye, Turani’yi, Sami’ye/ Ve Hami’ye sor beni/ Antakya’dan Horasan’a/ Uzeyd’den Kermanşah’a kol germişim/ Nice gazi yaratmış/ Nice şehit vermişim” diye… Çünkü, Kürdistan “tabanlarında kızgın saç, başlarında dağlanmış taç, kan-revan içinde yürüyenlerin” yurduydu… Ve işte, bu insan hamurunun küçük bir kesimiyle birlikteydim…
Bizzat Merkez’in özverili emekçisi sevgili Fadile ile iki kardeşi onlarca yıl bu zindanlarda bedel öderken, birisinin halen müebbet hükümlü olarak tutsaklığı devam ediyor… Müebbet hükümlü kardeş Selver Yıldırım, zindandan dışarıya şiirle sesleniyor. Ozan Telli, bir Kürt Destanı’nda, “Ve uyanıyorum tanda/ İki ellerim kanda/ Savaş atına binmişim/ Terkimde özgürlük/ Ekmeği aşka banmışım/ Türkümde özgürlük” diyordu. Tam da o misal, Selver Yıldırım “Aşksız Doğmasın Çocuklar” koymuş kitabının ismini ve bir düş gezgini gibi dolaşıyor taş duvarlar arasında…
Özgürlüğe kaçışmış aşk
Ve özgürlükten kaçış
Koştukça ikisine birden
Usulca kaçtılar elimden
Duvarlara çarpıyor özgürlüğüm
Ülkem gibi sınırlara
Prangalı beyinlere en çok da
Ben daha çok kanatlandıkça…
İşte, UTAMARA’daki bir “dem”lik ziyaret, tüm bunları çağrıştırdı bende. Dünyanın en mağdur ve en mazlum halklarından birinin, “sömürge içinde sömürge” olarak da nitelendirilen kadınlarına bir “tutam” özgürlük iksiri taşımayı hedefleyen bu kurum; “kanat seslerinden, gül kokusundan, mavi renginden” tanıdığımız özgürlüğe açılan bir kadın penceresi gibi…
MEHMET BAYRAK