Haksızlık yaptın bana; o yaralı şehri, hüznünü, dağları, newrozu, binevşi, mor menekşeyi, yüreğime kör kurşunu bırakıp gittin. Şimdi yoksun. Mevsimler teker teker değişti. Bahar geçti yaz geldi. Güzellikler de öksüz kaldı sensiz.
Öyle uzaklardasın ki gel desen gelemem, gel desem gelemezsin. Yoksun.
Yokluğuna alışamadım hala. Zaman tükeniyor ben tükeniyorum. Dünden bugüne bana kalan anılarla yetinmeye çalışıyorum.
Senden bana kalan anılar; yatağı değişmeyen, değişmeyecek olan ırmak gibi yüreğimin derinliklerinde akıp duruyor…
Kaç milyon koku yüklüydün kaç? Hasretliğim sevdiğim. Uçurumlarda açan mor menekşeler gibi, uzandığımda ulaşamadığım. Uğruna yaralar içinde kaldığım… Kaç milyon koku yüklüydün öyle. Gözlerin kor ateşler, sesin berrak temiz şırıltılı akarsular, şarkıların sözlerin… Bin ahla kalan anıların…
Anıların…
Aah… Suç gibi koynumda taşıdığım,
kalbimin gizli yarası
Özlenensin şimdi
“Hangi güzelliği özlesem suskunum sana Yürek boşluğunda bir of kadar suskun
Özlüyorum seni masmavi
Koşuyorum sana bembeyaz
Ve kahroluyorum bir anda kapkara
Ah oluyorum
Of oluyorum
Ve susuyorum
Oysa haykırabilsem
Işık yumağı bir pınar olur soluğum”
Nereye gitsem seni, anılarını yanımda götürüyorum. Gün batımında lacivert denizin yaşamımıza benzeyen dalgalarına bakarken, güneşin maviliğe çarpan şavkını izlerken...
Dönmeyeceğini bildiğim halde kıyıda gelmeni beklerken, martıların bulutlarla öpüşmesini gözlerken, hep benimlesin.
Her ne yaparsam, ne yaşarsam, her şeyi önce senin ışığından geçirirken yakalarım kendimi. Hayalimde Yüzümü yüzüne çevirir konuşur dururum…
Yakınlaştıkça kaybolursun, üzülürüm. Özlerim. Düşündükçe yorulurum. Vazgeçerim. Vazgeçmek, kendimden vazgeçmek gibidir.
Bana söz vermiştin; benden ayrı yaşamayacağına, bensiz ölmeyeceğine, bensiz hiçbir şey yapmayacağına söz vermiştin… İnanmıştım… Kör inanç mı derler buna? Öyle inanmıştım işte.
Ayrı bir varlık olduğunu, ölebileceğini/öldürüleceğini hiç düşünememiştim… Gidişinde en çok bu koydu bana. Oysa ayrı beden ayrı can olmak, doğanın yasasıydı ve herkes kendi yaşam çizgisini izliyordu bir yerde. Farklı bir varlık olman ve bensiz gidiş. İşte o, en çok o koydu bana... Sonra da yasını tutacak kimselerin vakti olmayınca, kimsesizliğin…
Böyle diyorum ya biliyor musun aslında herkes kimsesiz… Herkes herkesten daha çok kimsesiz. Bunu anlayınca öfke duymuyor insan. Kederiyle acısıyla kalakalıyor öylece...
Unut diyorlar şimdi… Unut… Her şeyi unut…
Bunca haksızlığı yok sayabilir mi, silebilir mi insan, unutabilir mi?
“Hangi dalga silebilir beni senden
Hangi kasırga koparabilir“
Koparılmaz, yaşanılan hiçbir şey unutulmaz ama:
“Varmadığım yer kalmadı
Yol var ölüme çıkarmış-
yol var zulama çatarmış
Zindan geçer duvar deler
çöl aşarmış hoyrat ömrüm
Aah geçmişe gidilmezmiş
Aaah geçmişe gidilmezmiş”
Yoksun… Biliyorum payıma sensizlik düştü artık…