İspanyol polisi ilk bakışta askerin bir İngiliz uçağının açık denizde düşmesi sonucu öldüğünü düşündü. Ceset bir araca yüklenerek Huelva şehrindeki morga kaldırıldı.

Cesedi inceleyen İspanyollar cesedin İngiliz donanmasından Albay William Martin’e ait olduğunu tespit etti. İspanya İkinci Dünya Savaşı’nda tarafsız ülke statüsünde olmasına rağmen Nazi Almanyası ile yakın ilişkileri bulunuyordu. Cesedin yanında bir valiz bulunduğu haberini alan Alman ajanları soluğu Huelva’daki morgda aldı.
Valizin içinde gerçekten de İngilizlerin askeri planları konusunda paha biçilmez belgeler bulunuyordu. Valizden çıkan mektuplar Albay Martin’in İngiliz Genelkurmay Başkanı Archibald Nye ve Kuzey Afrika’daki İngiliz birliklerinin komutanı Harold Alexander ile yakın ilişkisi olduğunu gösteriyordu. Mektupların içeriğinde ise İngilizlerin, Nazilerin Akdeniz ve Kuzey Afrika’da işgal ettiği toprakları geri alma planları vardı. Şans Almanların yüzüne gülmüştü. En azından o gün öyle düşünülüyordu.
Martin’in cenazesi birkaç gün sonra İngiliz ordusuna verildi. Askeri bir törenle Martin’in gömülmesinin ardından İngiliz Genelkurmayı Martin’in yanında bulunan eşyaların bir an önce iadesini istedi. İspanya hükümeti önce “tarafsız” ülke olduğu için eşyaları vermek istemedi. Ancak 13 gün sonra tüm valiz içindeki mektuplarla eksiksiz olarak İngilizlere iade edildi.
Bu süre içinde Alman ajanları mühürlü mektuplarının tümünü açıp içindeki belgeleri fotoğraflamış ve mektupları geri zarflarına koymuştu. Hatta mektupların kusursuz bir şekilde kapatılması için Almanya’dan bir uzman İspanya’ya getirilmişti. Mektupların fotoğrafları ertesi gün Berlin’de Alman Genelkurmayına ulaştı.
Alman uzmanlar, İngiliz ordusunun önemli bir isminin çantasından çıkan herşeyi en ince ayrıntısına kadar inceledi. Eşyaların arasında Albay ile sevgilisi arasındaki aşk mektupları, anahtarlar, kısa bir süre önce sahnelenen bir oyun için kullanılan biletler, otel faturası gibi önemsiz şeyler de vardı. Uzmanlar tüm eşyaların orijinal olduğunu ve hepsinin Albay Martin’e ait olduğu sonucuna ulaştı. Ana Karargahtan Akdeniz’deki ordu komutasına gönderilen mektubun da bu çerçevede güvenilir bir kaynak olduğu ve normal yollardan gönderilemeyecek olan bu mektubun Albay Martin tarafından uçakla yerine ulaştırılmak istendiği düşünüldü.
Bu mektupta Nazi Almanyası’nın işgal ettiği toprakları Sardenya, Korsika ve Yunanistan’a çıkarma yapılarak kurtarılmasını öngören Husky Operasyonunun ayrıntıları yer alıyordu. Operasyon planına göre müttefik orduları Nazi Almanyası’nın bir saldırı beklediği Sicilya’ya göstermelik bir saldırıda bulunacak ve asıl çıkarma başka bir bölgede yapılacaktı.
Nazi Almanyası’nın lideri Adolf Hitler mektup hakkında kendisine verilen bilgilerin ardından acil olarak Akdeniz’deki komuta kademesine şifreli bir talimat geçti. Talimata göre Yunanistan ve Sardenya Adası’ndaki askeri yığınak güçlendirilecekti. Bu çerçevede Sicilya’daki tank tugayları, piyadeler diğer noktalara kaydırıldı. Alman donanması Sicilya çevresindeki devriyeleri azalttı ve diğer noktalarda devriyeler sıklaştırıldı. Mayın gemileri de Yunanistan ve Sardenya açıklarında adeta bir ölüm şeridi oluşturdu.
Ancak saldırı başladığı zaman Yunanistan kıyıları ve Sardenya açıklarında müttefik ordularından eser yoktu. Müttefikler tüm güçleriyle Sicilya’ya saldırdı.
Ve İspanya’da Huelva’da bir kumsalda cesedi bulunan Albay Martin diye biri hiçbir zaman olmamıştı.
***
Bir cesedin üzerine sahte belgeler yerleştirip bunun Almanların eline geçmesini sağlamak İngiliz istihbaratından Ewen Montagu’nun kafasında uzun zamandan beri vardı. Bu öneri önce paraşütle bir cesedin üzerine telsiz alıcısı konularak Alman hatlarına bırakılması ve bu radyo üzeri Almanları yanıltacak bilgiler verilmesi şeklindeydi. Ancak uzun süre bunun üzerinde çalışan İngiliz istihbaratı planı biraz daha komplike hale getirdi.
Montagu’nun ekibi önce 34 yaşında zatürreden ölen birini buldu. Zatürre nedeniyle akciğerleri sıvıyla dolu olan ceset üzerinde yapılan otopsi suda boğulan biri üzerinde yapılan otopsiden pek farklı bir sonuç vermeyecekti. Ölen kişinin ailesinden hiçbir zaman kimliğinin açıklanmaması karşılığında rıza alan İngiliz ajanları daha sonra Albay Martin’i yaratmak için bir senaryoyu devreye soktu.
Ekip Albay Martin için kimlikler, anahtarlar, kişisel eşyalar, mektuplar, faturalar, adres bilgileri hazırladı. Martin’in vücuduna çantanın zincirlenmesi onun son derece önemli bir emaneti taşıdığı izlenimi verecekti.
28 Nisan 1943’te Albay Martin’in cenazesi HMS Seraph denizaltısına yerleştirildi. Buz dolu özel bir demir muhafazada tutulan cenaze sabah 4:30 sıralarında İspanya açıklarına bırakıldı.
***
Albay Martin’in cenazesinin bulunmasının ardından İngiltere’nin “tarafsız” bir ülke olan İspanya’dan ısrarla çantayı istemesi, çantanın içinde önemli belgelerin bulunduğu izlenimi doğurdu. Operasyonun daha gerçekçi gözükmesi için İngiliz ordusu The Times gazetesinde yayınlanan savaşta ölen askerler listesine Albay Martin’in adını da ekledi. Çanta geri döndüğünde İngiliz ajanlar mektupları mikroskoplarla inceledi ve mektupların açılıp okunduğunu tespit etti.
Tüm operasyonun mimarı olan Montagu o gün İngiliz Başbakanı Winston Churchill’i arayarak şunları söyleyecekti: Zokayı yuttular!
***
9 Temmuz 1943 günü müttefik orduları gerçek Husky Operasyonuna başladığında tüm çıkarma Sicilya Adası’na yapıldı. Ordular beklenenin aksine çok küçük bir direnişle karşılaştı. Birkaç ay öncesine kadar Alman askerleriyle dolu olan mevziler bomboştu.
Bunu takip eden iki hafta boyunca Alman ordusu Sicilya’ya yapılan saldırının kandırma amaçlı olduğunu düşünerek asıl saldırının Sardenya Adası’na yapılmasını bekledi. Modern savaş tarihinin en büyük zokasını yuttuklarını anladıklarında Alman ordusunun yeniden güçlerini bir araya getirmesi mümkün olmadı ve Messina’ya kadar geri çekildi. Bir ay sonra ise Sicilya Adası’nın tümü müttefik ordularının kontrolü altındaydı.
***
Bir İngiliz istihbarat subayının uyanıklığı Mussollini’nin devrilmesini ve İtalya’dan Almanların sökülmesinin ilk adımının güven içinde atılmasını sağladı.
Uzun yıllar boyunca İngiliz medyası Albay William Martin’in gerçek kimliğinin peşinden koştu. 1996 yılında İngiliz tarihçi Roger Morgan tarafından yayınlanan “Hiçbir Zaman Olmayan Adam” adlı kitapta William Martin’in Glyndwr Michael adlı bir Gallerli göçmen olduğu yazıldı. Tarihçiler Morgan’ın öne sürdüğü kanıtları ikna edici buldu ancak İngiliz devleti daha önce verilen devlet sözü nedeniyle William Martin’in kimliğini açıklamayı reddetmeyi sürdürdü.
Evsiz bir göçmen olan Michael, fare zehrini kazara yemesinin ardından ölmüştü. Michael’in yediği fare zehri kimyasal bir tepkime yaratarak zatürreye neden olmuş ve bu da onun cesedini, İngiliz istihbaratının aradığı ceset haline getirmişti.
***
Kıssadan hisse: Düşmanının ölüsüne bile güvenme.