• Bugün ortaya çıkan yeni savaş zemini için alternatif bir modele ihtiyaç duyan emperyalist yayılmacılık, “bölge” tanımını değiştirip sınırını Mekke’ye kadar genişletti.

HEVAL TAHA

Dünya genelinde gelir dağılımındaki uçurum, ezilenlerin aleyhine gittikçe daha da derinleşiyor. Yoksullar ve emekçiler, bir önceki döneme göre çok daha hızlı ve geri dönüşü olmaz biçimde insanca yaşam koşullarından uzaklaşıyor. ABD’li senatör Bernie Sanders, bu uçurumu sermayenin büyümesindeki orantısızlık açısından son derece dikkat çekici rakamlarla ortaya koydu. Sanders’in kullandığı verilere göre; 2012 ile 2026 arasında zenginliği sınırsızca büyüyen sermaye sahipleri, bugün Donald Trump iktidarının en güçlü destekçisi konumunda. Elon Musk’ın serveti 2 milyar dolardan 719 milyar dolara, Jeff Bezos’un serveti 18,4 milyar dolardan 255 milyar dolara ve Mark Zuckerberg’in serveti 17,5 milyar dolardan 212 milyar dolara yükseldi.

Sanders, bu akıl almaz sermaye birikimine karşılık ABD’de yaşayan ortalama bir emekçinin 2009’da 7,25 dolar olan saat ücretinin, 2026’da da 7,25 dolar olarak sabit kaldığına dikkat çekiyor. Sanders’in saat ücreti üzerinden verdiği rakamı, özellikle dolarizasyon bölgesinde dolar karşısında değer kaybeden ekonomilere teşmil etmemiz durumunda, bu ülkelerde yaşanan yoksullaşma gerçeği daha yakıcı bir biçimde ortaya çıkacaktır. Sanders’ın verileri de gösteriyor ki; dünya genelinde ezilenlerin aleyhine yeni bir düzen inşa edilmek isteniyor. Askeri ittifakını NATO’nun oluşturduğu bu saldırgan Batılı sermaye, bölgesel iş birlikçileri eliyle ulaşabildiği her yere aynı sömürü düzenini kurma konusunda ısrarlı. Geçtiğimiz 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da yapılan NATO Zirvesi'nin de bu anlamda sonuçları ortaya çıkmaya başladı.

İran ile ABD-İsrail savaşı sürerken Batı yanlısı üç Sünni Müslüman ülkenin Ankara’da toplanan NATO Zirvesi'nden tam bir ay sonra 7 Ağustos’ta ortak “askeri iş birliği” anlaşması imzalamasını tesadüf olarak değerlendimek, en hafif tabirle elbette safdillik olur. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke’de imzalanan ve “Mekke Paktı” olarak da anılan “Mekke ortak Savunma Anlaşması”, son NATO Zirvesi'nin ilk dışa vurumu olarak ele alınabilir. Anlaşmanın geçmişi, 17 Eylül 2025’te Riyad’da Suudi Veliaht Prensi Muhammed Bin Salman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalanmasına uzanıyor. Pakt, NATO Zirvesi ardından Türkiye’nin de katılımıyla yeni halini alarak "Mekke Savunma Anlaşması"na evrildi. Bahse konu antlaşma ile Ankara, CENTO’nun feshinden sonra NATO’nun ileri karakolu olma rolüne yeniden tarif etmiş gibi görünüyor.

Oldukça geniş bir coğrafyayı kapsayan anlaşma ile Batılı emperyalist güçlerin bölgesel iş birlikçilerine de yeni bir rol dağılımı uygun gördüğü anlaşılıyor. Şeriatla yönetilen Suudi Arabistan’daki anlaşma töreninde kadın personelin bulunması da Batı egemenliğine çok net bir mesaj. Kadın özgürlüğü konusunda son derece katı bir tutum sergileyen Suudi rejiminin bu tavrı, kadın sorununun NATO şemsiyesi altında yer almak için araçsallaştırılmasından öte bir anlam ifade etmiyor. Buna bağlı olarak geçmiş örneklerden farklı bir biçimde bu kez NATO da şeriata şemsiyesini açıyor.

Suudi iktidarında erkek egemen şeriat için her yol mübahtır. Bu bağlamda Erdoğan iktidarı da onlardan geri kalmıyor. Kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda son derece dikkate değer İstanbul Sözleşmesi’ne ev sahibi sıfatıyla imza atan (10 yıl sonra da çıkan) AKP iktidarının, bu alanı nasıl araçsallaştırdığı halen akıllarda.

Ankara iktidarının yanı sıra anlaşmanın taraflarından Pakistan da İran ve ABD arasında sürdürdüğü “tarafsız” arabulucu pozisyonunu resmen terk etti. Bu anlamıyla geçmişte imzalanan (Bağdat Paktı) “bölgesel” anlaşmalardan ciddi farklılıklar içeriyor Mekke Anlaşması. 1951’de Türklerin NATO’ya girişinin hemen ardından 1955’te Türkiye, Irak, İran, Pakistan ve İngiltere arasında imzalanan Bağdat Paktı ile NATO, Ankara eliyle sınırını Pakistan’a kadar genişletti. Irak’ın 1958’de cumhuriyete geçerek Batı yanlısı pakttan çekilmesi üzerine 1959’da merkez Ankara’ya kaydırılıp ismi CENTO olarak değiştirildi. Bir soğuk savaş aygıtı olan CENTO, 1979’da İran’da yaşanan rejim değişikliği sonrası zemin kaybetti. İran’da iktidara gelen şeriat yönetimi sonrası işlevini yitiren yapı feshedildi. Bugün ortaya çıkan yeni savaş zemini için alternatif bir modele ihtiyaç duyan emperyalist yayılmacılık, “bölge” tanımını değiştirerek bu kez sınırını Mekke’ye kadar genişletti. Ayrıca bugün imzalanan Mekke Paktı’nda, Bağdat Paktı’ndan farklı olarak Batılı bir ortak bizzat yer almıyor. İngiltere’nin Bağdat Paktı içindeki rolünü, kıdemli NATO üyesi olarak Ankara üstlenmiş görünüyor.

Erdoğan’ın bu anlaşma ile NATO içindeki pozisyonunu da kullanarak damadı Selçuk Bayraktar eliyle yürüttüğü savunma sanayi yatırımlarına Suudi sermayesini ortak ederek büyütmeyi planladığı açık. Diğer yanıyla da savaş sermayesini büyütmeyi amaçlayan “savunma anlaşması"nın kapsam alanında bulunan bölgede yeni bir yayılmacı saldırganlığın başlama arifesini temsil ettiği anlaşılıyor.