Newroz yaklaşıyor. Gerginlik artıyor. "Canlı" ve "cansız" bombalar patlıyor. Ülke kan gölüne dönüyor.
Bu olan bitenlerin temel sebebi, Türk devletinin Ortadoğu savaşında uğradığı yenilgi ve Rojava Devriminin zafere ulaşmasıdır.
AKP bu yenilgiden sonra, PKK’yi "masada" tasfiye etmenin mümkün olmayacağını, tam tersine "masada" Kürt tarafının stratejik bir üstünlük kazandığını gördü.
Böylece, Orduya karşı Cemaatle birlikte giriştiği operasyonlara son verdi. Ve ordunun kendisine karşı harekete geçmemesi karşılığında, hem Cemaat’e, hem de PKK’ye karşı harekete geçti. Ordu da, Askeri Akademi’de Erdoğan’ın "kandırıldık" lafına güya "inanmış" gibi yaparak onunla hem Cemaat’e, hem de PKK’ye karşı "ittifak" kararı aldı.
AKP iktidarı’nın Ortadoğu’da uğradığı yenilgi, her ne kadar onun "yıkılmasına" yol açmamış olsa da, onu "yıkılmaktan beter" hale getirdi.
Uğranılan yenilginin etkisi altında ordu AKP’ye "tükürdüğü kabı" yalatıyor. Sonra sıra postal yalatmaya gelecek.
AKP Ortadoğu savaşında yenilmenin bedeli olarak "iç siyasi mücadelede" ordu karşısında yenildi. Orduya karşı Cemaat’le kurduğu ortaklığa ve orduya rağmen PKK ile kurduğu muhataplığa son verdi ve orduyla birlikte hem Cemaat’e, hem de PKK’ye karşı anayasa dışı ve insanlık dışı bir saldırı başlattı.
AKP, eski ortağının mensuplarını tutukluyor, onların medyasına ve malına, mülküne "çöküyor", aynı zamanda eski muhatabına karşı Sur’da, Cizre’de, Silopi’de, Nusaybin’de "göçertme ve çökertme" savaşı sürdürüyor.
Nasıl bir şey bu?
Şöyle: Cemaat’in malına, mülküne, medyasına "çökmek", "ekonomik olmayan" gayr-ı meşru yollarla sermayenin bir elden diğerine geçmesini sağlamak demek. Cemaat’in sanayi, hizmet ve medya alanındaki "milyarlık sermayesi"ne el konuyor. Zenginlik AKP’li kapitalistlerin elinde toplanıyor. Koç ve Doğan sermayesi de bu tehdit altında sallanıyor.
Ve şu: Kürdistan’da Kürtlerin il ve ilçelerine, "barışçı asimilasyon ve kendiliğinden göç" yoluyla değil, zorla, silahla, tankla el konuyor, bu il ve ilçelerde "etnik temizlik" yapılıyor, sınır boyları Kürtlerden arındırılıyor ve buralara, TOKİ’ye de milyarlar kazandıracak olan "Arap yerleşim yerleri" kurarak, bölgeyi Araplaştırma planı uygulamaya konuyor. Amaç Rojava Devrimini yıkmak ve Rojava topraklarını ilhak edip yutmak.
Ülkenin kan gölüne dönmesinin sebebi budur.
Nedeni de şudur:
Çünkü hiçbir "kapitalist" malını, mülkünü yağmalayanlara "direnmeden" boyun eğmez. "Direnmek" ne kelime. Kapitalist için "mal-mülk" varoluş meselesidir, bu amaçla ülkesini bile ateşe verir. AKP’li kapitalist de kapitalisti iyi tanıdığı için, Cemaat’in "malına-mülküne" faşizm yoluyla el koyma yolunda yürür.
Aynı zamanda hiçbir halk "kendisine ait topraklardan" boynu bükük sürülmeyi kabul etmez. Bir halk için, doğduğu, büyüdüğü toprakları savunmak ölüm-kalım meselesidir. Hele bir halkı kovup, onun yerine bir başka halkı yerleştirerek soykırım yapmaya kalkışınca, o halk toprağını ve evini barkını ölümüne savunur. "Ecdadı eski bir soykırımcı" olan AKP’liler bunu çok iyi bildikleri için Kürdün toprağına el koymak amacıyla amansız bir savaş yolunu seçmiştir.
Rakip sermayenin malına mülküne ve düşman ilan edilen bir milletin toprağına, faşizmsiz, savaşsız el koyamazsın.
Faşizm ve savaş, ne Cemaat’in "darbe" hevesiyle, ne de PKK’nin "terörizmiyle" izah edilemez. Savaşın sebebi bellidir: Ortadoğu pazarında daha büyük güç elde etmek için, içeride Cemaat’in, gelecekte, Koçların, Doğanların pazarlarını ve sermayesini "yeniden paylaşmak" ve Ortadoğu’da yayılmak, hegemonya kurmak, toprak kazanmak için de içeride Kürdün topraklarını "yeniden işgal" etmek, Araplaştırmak faşizmin ve savaşın gerçek sebebidir.
İşte bu "resme" bakarsanız, ne Sur’da atılan "cansız bombanın" sivilleri havaya uçurmasından, ne de Kızılay’da "canlı bombanın" aynı işi yapmasından dolayı ağlayıp, sızlamanın derde deva olmadığını kolaylıkla anlarsınız.
Sivillerin ölmemesi, AKP’nin "sermayeyi yeniden paylaşma" ve "Kürdistan’ı yeniden yutma" hedefiyle yürüdüğü faşizmi ve savaşı önlemeye bağlı.