Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Kurulu Politikası, dünkü toplantısında politika faizi 6.25 puan artışla yüzde 24'e yükseltti. Böylece TL’nin değer kazanmasını faizi artırarak sağlama yoluna gitti.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Kurulu Politikası, dünkü toplantısında aldığı kararları açıkladı. Politika faizi 6.25 puan artışla yüzde 24'e yükseldi.
Merkez Bankası, Türk Lirası'nda yaşanan değer kayıpları ve yüksek enflasyon nedeniyle, politika faizinde 6.25 puan artışa gitti. Böylece bir hafta vadeli repo faizi yüzde 17.75'ten yüzde 24'e yükseldi. Faiz kararı sonrası dolar 6.43 seviyesinden 6.01 seviyesine doğru sert düşüş gösterdi, ancak yeniden tırmandı.
PPK toplantısı sonrası yapılan açıklamada, "Yakın dönemde enflasyon görünümüne ilişkin gelişmeler fiyat istikrarı açısından önemli risklere işaret etmiştir. Döviz kurundaki hareketlerin de etkisiyle fiyat artışlarının alt kalemler bazında genele yayılan bir nitelik gösterdiği dikkat çekmektedir. İç talep koşullarındaki zayıflamaya rağmen fiyatlama davranışlarında gözlenen bozulma enflasyon görünümüne dair yukarı yönlü risk oluşturmaya devam etmektedir. Bu çerçevede Kurul, fiyat istikrarını desteklemek amacıyla güçlü bir parasal sıkılaştırma gerçekleştirilmesine karar vermiştir" denildi.
Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki bütün araçları kullanmaya devam edeceği belirtilen açıklamada, şunlar ifade edildi: "Enflasyon beklentileri, fiyatlama davranışları, para politikası kararlarının gecikmeli etkileri, maliye politikasının dengelenme sürecine vereceği katkı ve enflasyonu etkileyen diğer unsurlardaki gelişmeler yakından izlenerek ihtiyaç duyulması halinde ilave parasal sıkılaştırma yapılabilecektir."
Yavaşlamayı hızlandıracak
Para Politikası Kurulu toplantısı sonucunda gelen yüzde 6.25'lik faiz artırımının, zaten içinde girilen ekonomik yavaşlama sürecinin daha da hızlanmasına neden olacağını vurgulayan ekonomist Ümit Akçay, blogunda şu değerlendirmeyi yaptı: "Önümüzdeki dönemde sert bir resesyon, neredeyse garantilemiştir. TCMB, bunu açıklamasında 'iç talepteki yavaşlama hızlanmaktadır' diyerek teyit ediyor.
Faiz şokuyla azaltma
TCMB bu karar ile döviz krizinin etkilerini faiz şoku ile azaltmayı amaçlanmış. Sert ekonomik daralma ile enflasyonun ve cari açığın düşmesi umuluyor. Özellikle TL ile borçlanmak zorunda olan KOBİ'lerin toplu iflasları, muhtemelen çeşitli kurtarma planları ile törpülenmeye çalışılacak. Böylelikle, döviz krizi nedeniyle borçlarını ödemekte zorlanan firmaların bir ölçüde rahatlatılması amaçlanmış.
En kötü senaryo işlemeye başlar
Buradaki risk şu: Bu şok faiz artışına rağmen -farklı nedenlerle- TL'nin hızla değerlenmemesi. Dış politika alanındaki gerilimlerin, özellikle Suriye ve İran konularında önümüzdeki sonbaharda artabileceği biliniyor. Ya da ABD ile yaşanan sorunların nasıl çözüleceği, henüz açığa kavuşmuş değil. Eğer bu şok faiz artışına rağmen döviz düşmezse en kötü senaryo işlemeye başlar.
Yapısal kriz sürüyor
Türkiye ekonomisi, bizzat mevcut iktidarın 16 yıllık icraatı sonucunda bir döviz-faiz kıskacına sıkıştırılmış durumdadır. Bu sıkışıklık, 2013'ten beri birikim modeli krizi halini almıştır. Şok faiz artışı, birikim modeli krizini çözmez. Tıkanan yere geri dönmek anlamına gelir."
Çok da işe yaramayabilir
Ekonomist Mustafa Sönmez de 6.25 puan artışının beklentilerin üstü olduğunu ama çok da işe yaramayabileceğini söyledi. İkinci bir artışı zorlayabileceğini kaydeden Sönmez, sosyal medya hesabında şöyle yorumladı: "Türkiye yüksek ve yıkıcı faizin etkisi altına da girdi. Bu faiz ile sert kışa girildi. uyum sağlamak zor. İflaslar artacak, işsizlik büyüyecek. Doların çok fazla düşmemesi, çok caydırıcı olmadığını gösteriyor. Yüksek döviz ve yüksek faiz cenderesine girmiş bir ekonomiden hayır gelmez. Sert sayılacak faiz artışına doların reaksiyon vermeyerek 6.20’de durması, çok ciddi güven sorunu olduğunun göstergesi. Yüksek döviz, yüksek enflasyona kaynaklık etmeye devam edecek. Yüksek faiz ise durgunluk, giderek küçülme getirecek. Yani yüksek enflasyon, resesyon, yüksek işsizlik, stagflasyon, yapışkan bir kriz…"
Sadece bununla olmaz
QNB Finans Yatırım'dan Baş Ekonomist Burak Kanlı ise bozulmanın sadece TCMB'nin hamleleriyle çözülemeyeceğini ve özel sektör bilançosuna dair belirsizliğin ortadan kaldırılmasının ve bu noktadaki sorunların çözülmesi yolunda iyi hazırlanmış, gerçekçi bir programı hayata geçirmenin şart olduğunu söyledi.
HABER MERKEZİ
Kriz yönetiminin krizi
Ekonomik krizin yol açtığı fiyat artışlarına hükümetin sıklıkla “müdahale” etme zorunluluğunu değerlendiren Doç.Dr. Ümit Akçay, “kriz yönetiminin krizi, aşamasındayız” derken, Drew Üniversitesi’nden Yahya Madra, “kriz yönetilmesi kolay olmayan bir süreç” olarak tanımladı.
Müdahalenin olmadığı bir piyasa ekonomisinin olmadığına dikkat çeken Doç.Dr. Ümit Akçay, “Ancak, bunu söylerken, sıklığı giderek artan müdahaleler, birikim modeli krizinin etkilerini yönetme amaçlı. Özellikle 2013 sonrasında, ekonomi yönetiminin bir doğrultu sorunu yaşadığını görüyoruz. Zamanın Ekonomi Bakanı Ali Babacan, ‘otomatik pilottan manuel yönetime geçiyoruz’ dediğinden beri ‘kriz yönetiminin krizi’ aşamasındayız. Çünkü tıkanan ekonomik modelin yerine ne konulacağı sorusunun yanıtı iktidar tarafından henüz verilebilmiş değil. Bu dağınıklığın, zaman zaman birbiri ile çekişen kararları ve müdahaleleri görmemizin nedenlerinden biri de bu. Tabi bu sorunun çözümü teknik değil siyasi bir konu” olduğunu dile getirdi.
Ertelemenin zemini daraldı
Müdahalelerin çözüm olup olmadığın sorusunu da yanıtlayan Akçay, şöyle devam etti: “Birikim modelindeki kriz çözülene kadar, yapılan bu tekil müdahalelerin çözüm olması mümkün değil. 2013’ten itibaren üçüncü kez şu andaki darboğazla, yani bir stagflasyonist kriz riski ile karşılaşıyoruz. Bunun anlamı şu: mevcut yönetime 16 yıldır iktidar getiren büyüme modeli, son beş yıldır, önceden işlediği gibi işlemiyor. Zaten son beş yıldır yaşanan siyasi gelişmeleri göz önüne aldığımızda bu açık bir şekilde görülebilir. Önceki iki darboğazda, farklı nedenlerle sorunlar erteleyebilmişti. İlk kez bu sefer, sorunları ertelemenin maddi zeminin daraldığı bir dönemden geçiyoruz. O nedenle, müdahalelerin giderek sıklaşması, sorunların daha da yoğunlaştığının bir işareti olarak görülebilir.”
Bu sürecin iki sonucu
Erdoğan yönetimindeki yeni rejimin elinde kalan tek aygıtın kamu harcamalarına, fiyatlara müdahale ve zam yapanlara çıkışmak olduğuna dikkat çeken Yahya Madra ise şunları söyledi: “Dövizdeki düşüşün fiyatlara yansımasını önlemeye çalışıyorlar gibi gözüküyor. Bu sürecin iki sonucu olacak;
- Birincisi önümüzdeki dönemde borç yükü kamuya aktarılacak, çünkü sonuçta eldeki tek alet görece olarak daha iyi durumdaki kamu bütçesi ki bu da en son artık faiz-dışı açık vermeye başladı.
- İkincisi de ithal girdiyle iç pazara üretim yapan (yani döviz kazanmayan) sermaye büyük ölçüde tasfiye olacak ve bu sektörlerde sermayenin yoğunlaşmasına tanık olacağız. Tabii bir de bu süreçte destek ve teşviklerin kimlere dağıtılacağı sorusu var. O da rejimin elinde sermayeyi kendine daha da sıkı bağlamak için önemli bir araç olacak.”
Acemilik, işin ucunu kaçırma gibi birçok seçeneğin mümkün olduğunu da belirten Madra, AKP’nin krizi nasıl fırsata çeviririm düşüncesinde olduğunu söyledi. Madra, şöyle devam etti: “AKP bugüne kadar her şeyi, ülkeye ve topluma pahalıya mal olan hatalar yaparak el yordamıyla yapageldi. AKP’nin şansı, onu bu hatalarıyla yüzleştirebilecek bir muhalefetin olmaması, olanı da zorla, kayyumla ve muhalefetin milliyetçi kanadının desteğiyle bastırmayı başarmış olması. O açıdan yeni bir durum yok. Rejimin bu kriz sürecini muhteşem bir fırsat olarak gördüğünden kesinlikle şüpheniz olmasın. Evet evdeki hesap çarşıya uymaz, kriz yönetilmesi kolay olmayan bir süreçtir ve rejimin süreci yönetebilecek yetkinlikte kadroları da yok, bunlar doğru ama bu süreci sermayeyi ve ekonomiyi istediği yönde yeniden düzenlemek için kullanmaya kararlı olduğundan da eminim. Ne kadar başarılı olur, o ayrı mesele.”
Barışı sağlamadığı sürece mali krizden kurtulamaz
SELMAN GÜZELYÜZ / MA / ANKARA
Mustafa Altıntaş
Ekonomist Mustafa Altıntaş, Türkiye’nin iç ve dış barışını sağlamadığı sürece mali krizden kurtulamayacağını belirterek, “Çünkü harcamaların büyük oranı bu saldırgan politikalara kullanılıyor” dedi.
Prof. Dr. Mustafa Altıntaş, "Tüketerek büyümek Türkiye için risktir" hatırlatmasında bulunarak, şöyle izah etti: "Şimdi yabancılardan borç alıyorsunuz, bu borç ile tekrar yabancılardan mal alıyorsunuz. Aldığınız bu mallar ile işte yerli üretim dediğiniz, konutu yapıyorsunuz. Borç para ile aldığınız malları, vadeli kredi ve düşük faizle tekrar satmaya çalışıyorsunuz. Ama artık denizin suyu bitti."
İktidarın politikalarına dikkat çeken Altıntaş, şöyle devam etti: "Türkiye ekonomisi tıpkı dış politikada olduğu gibi nerede patlayacağı belli olmayan bir lastik ya da nereye çarpacağı belli olmayan kaptansız gemi durumunda. Çünkü yapılması gerekenin tersine yapılıyor her şey. Yapılması gereken ile yapılanlar arasında tutarlılık söz konusu değil. Türkiye tasarruf açığını gidermek amacı ile yabancı kaynağa gereksinim duyan bir ülke. Bunun içinde ödün vermek zorundadır. İkincisi gerçekten kamusal bir tasarrufa yönelmesi gerekmektedir."
Türkiye'nin iç ve dış barışı sağlamadığı sürece mali krizden kurtulamayacağını vurgulayan Altıntaş, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: "Çünkü Türkiye mevcut durumda güvenlik sorunlarını sürekli arttırmak durumundadır. Harcamaların büyük oranı bu saldırgan politikalara dönük olarak kullanılıyor. Örneğin güvenlik çalışanlarının sayısı artıyor. Yine din görevlisi dediğimiz kimselerin sayısı artıyor. Yani bunların ise toplumsal refaha herhangi bir biçimde katkısı söz konusu değil. Yine saldırı harcamalarına dönük güvenlik amaçlı harcamalar yapıyorsunuz. Tabiatı ile bunlar ekonomi rakamlarına girer, üretim rakamlarına girer. Harcama kalemlerine girer. Refaha dönük olan bir şey yok burada. Türkiye toplumsal barışı sağlamaksızın, sağlıklı bir siyasal ilişki kurmaksızın ekonomik düzenini kuramaz."