“Bir ulusun kaderi,
başbakanın sindirim
organlarının iyi çalışıp
çalışmamasına bağlıdır.” Voltaire
İsyan etmek iyidir, bunun sonuçlarını Kürdistan’da gördük. Toplumsal sesler bir bakıma hep kulağa hoş gelir. Her ayaklanma ya da protesto kendi içinde hep haklı unsurlar taşır. Sorun bu gücün kanalize edilmiş halinin doğru yöne akıtılmasındadır. Bu da sağlıklı düşünen sol hareketin doğru yönlendirmesyle başarıya ulaşır. Öncülerin sesi halkın sesi ile buluşuyorsa sahiplenmek devrime bile ulaştırır.
***
Sahiplenmek siyasi bir terim olarak örgütlerin iştahını kabartabilir fakat bu hangi siyasi örgütün devrede olmasıyla anlam kazanır. Mevcut muhalefetin içinde bulunduğu konumla başarıya ulaşması mümkün değildir; çünkü iktidardan pek farklı düşündükleri söylenemez ve hatta iktidarın çok gerisindedirler. Ne yazık ki durum muhalefetten yana iç açıcı değildir. Kirli düşünen bir muhalefeti tarihe gömmek başarılı örgütlerin doğmasına olanak sunacaktır.
Bugün sokakta olanlar bunun bilincine vardıklarında eylemleri başarıya ulaşacaktır. Sorun söz sahibi olan bu iki kliğin bir birini beslemesidir. Elden geçirilmesi geren temel sorun bunlardır. Bunları silmek yok etmek yeniye açılan kapı olacaktır. Yenilenmek ve yeni düşünen siyasetçilere fırsat yaratmak Türkiye’nin temel sorunu gibi görünüyor.
***
Lokal tepkiler toplumsal tepkilere dönüşürse iktidarın kendini gözden geçirme olasılığı daha da artacaktır. “Arap Baharı” dediğimiz ayaklanmalar şu an nasıl bir konumda olduğuna bakmak lazımdır. Zira tüm dünyaya umut veren bu ayaklanmalar ya da protestolar yerini daha geri bir anlayışa bırakmış durumda. Bu da üste dediğim gibi kimin öncülük ettiği ile alakalıdır. Demek ki doğru öncülük sağlıklı bir toplumun inşası anlamına geliyor. Aksi durum statükonun yenlenmesinden öteye gidemez. Şimdi CHP içinde bulunduğu durumla bu tepkinin sahibi kitleyi toplumsal bir atmosferde buluşturabilir mi? Hiç sanmıyorum... Kemalizmin kirli uzantıları bu kafayla ancak karşıtını güçlendirir...
***
Kirlenmiş siyaset yenilenme ile kendine yaşam alanları yaratır. Türkiye’de her şey özünde kirli olduğu için siyaset kendini haklı bir pozisyonda sürüklüyor. Her şeyi yapma hakkını kendinde görerek halkı hiçe sayıyor. Bu zihniyet tarihseldir. Bu zihniyet AKP’yi doğurmuştur. Bu zihniyet iktidarı daha da güçlendirmiştir... Dünyanın hiçbir yerinde kendi kendine muhalefet yapan bir iktidara rastlayamazsınız, Türkiye dışında.
***
Türk siyaseti yaratmış olduğu düzen içinde sözde halkla duygusal bir bağ oluşturarak, halkın dokusuyla oynamıştır. Milliyetçilik, korunan ve her an geliştirilen bir sancı olarak kendini güncelliyor, güncellemek zorunda kalıyor çünkü alternatif düşünce sistematiği de kirlidir. Bu kirliğin özünü de Kürt sorunundan alıyor. Bu sorun çözümsüz kaldıkça milliyetçilik aşılacak gibi görünmüyor.
***
Türkiye devrimci hereketi sağlıklı bir gücün sahibi olsaydı, bu gün yaşananlar çok farklı olurdu, adına “Türk Yazı” derdik gerçekten... Yine de iyi bir fırsat olarak değerlendirmek gerekiyor. Umut bu tür durmlarda yeşerir ve güç olur. Hiçbir şeyin imkansız olmadığını görmek durumundayız. Bir rahatsızlık var ve o rahatsızlığı doğru kanalize etmek önem arz ediyor. Kiminle nasıl hareket etmek gerektiğini gözden geçirmenin tam zamanı...
***
İşin rengi değişmeden, BDP’yi, Kürtleri suçlayan solcular, kendini sosyalist sanan şu kafatasçıları da teşir etmek zamanın ruhuna uygun görünüyor. Net olmak ve taraf olmanın bilinci ile kimin düşman kimin dost olduğunu görmek toplumsal bir olgu olarak karşımızda duruyor.
***
AKP, bekle gör politikası uyguluyor. Yani tepkileri yoğunlaştır sonra rakiplerini iktidarın gücüyle alt et. Hep yaptı ve o yüzden hala iktidar. Bunu bilinci ile yaşananları gözden geçirmek sağlıklı bir durum olarak karşımızda duruyor. Özel savaşı iyi ugulayan bu güç karşısında yapılması gereken doğru örgütlenmedir... Yaşananlar umut verici, birkaç ağaca sahip çıkanlar yeter demenin sınırında. Mesele ağaçları korumak değil, AKP’ye olan tepkinin sonucudur. Bunu iyi anlatmak adına söz alması gerekenler, sokakta olmalıdır... Aksi durumda CHP ve diğer çapulcu örgütler devreye girer. Nitekim öyle de oldu...
***
Gezi Parkı ile gündem meşguliyet altına alınmıştır denilebilinir. Ardından ne gelecek acaba çok merak ediyorum sorusu da sorulabilinir! Bunu derken, fırsat vermemek adına tepkilerin rengini toplumsallaştırmak önemli görünüyor.
***
Evet geçen bir yazımda yine söylemiştim. Şimdi 3’üncü köprü yapılıyor ve 50 bin ağaç kesilmiş deniliyor, kaynadı gitti mesela. Ee tabii hayır denseydi Kürdistan’da yaşananlara, yakılan yüzlerce oramana ve gaz, jop vb... şeyleri saymıyorum. O zaman ne Emek Sineması yıkılırdı ne Gezi Parkı yok edilmeye çalışılırdı ve belkide 3’üncü köprüye gerek bile kalmazdı... Aslında her şeyi anlamak çok da zor değil.
YUSUF DEÐİRMENCİ