Kendi topraklarından göç etmek zorunda bırakılarak Çukurova’ya gelen ve her mevsim kalan işçiler, “Başkalarının topraklarında köle olduk” diyerek yaşadıklarını özetlerken, artık seslerinin duyulmasını istiyor.

FİLİZ ZEYREK / JINNEWS/ADANA

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de 350 binden fazla mevsimlik tarım işçisi bulunuyor. Bu sayıya kayıtlı olmayan işçiler, yaşlılar ve çocuklar dahil edildiğinde yaklaşık bir milyonluk nüfusu bulan devasa bir sorun açığa çıkıyor. Yaşadıkları kentlerde istihdam şartlarının olmayışı, ekonomik kriz, güvenlik gibi sebepler aileleri göç etmek zorunda bırakıyor. Çukurova’ya gelen mevsimlik tarım işçileri, hayat şartlarının daha da zorlaşmasından kaynaklı kış mevsiminde de Çukurova’da kalıyor. Sağlık ve eğitim hizmetlerinden neredeyse hiç yararlanamayan mevsimlik işçiler, barınma ve beslenme yetersizliği, güvenlik gibi sorunlarla da karşı karşıya kalıyor. Bu durumdan en çok zarar görenler, temel insan haklarından mahrum bırakılan çocuklar. Adana’nın Yüreğir ilçesine bağlı Tuzla bölgesi köylerinde, derme çatma naylon çadırlarda yaşayan mevsimlik işçiler, “Başkalarının topraklarında köle olduk” diyor.

 ‘Artık sesimizi duysunlar’

“Kendi topraklarımızdan kopartılıp başkalarının topraklarının kölesi olmuşuz” diyen Fatma Gül, 10 yıl önce Riha’dan göç ettiklerini söylüyor. Su ve elektriğin olmadığı, yakacağın da sınırlı bulunduğu çadırlarda yaşadıklarını belirten Fatma, “Kendi memleketimizde iş imkanı olsaydı biz bu rezilliği çekmeye gelmezdik. Çocuklarımız hasta oldu. Ev kiralasak çok pahalı, yevmiyemiz çok düşük. Çadırlarda yazın da kışın da perişan oluyoruz. Yazın sivrisinek ve Çukurova sıcağında naylonun içinde yaşamak mümkün değil, kışın da görüyorsunuz çamur ve soğuk. Yağmur çadırların içerisine giriyor ve günlerce kurumuyor. Sürekli çalıştığımız halde bir türlü karnımız doymuyor. Sesimizi artık duysunlar” sözleriyle çalışma koşullarını anlatıyor.

‘Yılda bir kıyafet alabiliyoruz’ 

Yılda bir veya iki adet giysi alabildiklerini, artık bunu dahi alamayacak durumda olduklarını ifade eden Zeynep Aksu, “Hükümet, ekonomik kriz yok diyor. Gelin bizim halimizi görün, siz günlük birer kıyafet giyerken biz yılda bir adet bile alamıyoruz. Nasıl rahat uyuyorsunuz” diyerek tepkisini gösteriyor. Yaşam alanlarının hijyenik olmadığına, hastalık riskinin çok yüksek olduğuna dikkat çeken Zeynep, “Kanalizasyon yok ve sağlık sorunları çok yaşanıyor. Tuvaletlerin giderleri ortalıkta ve bu çok ciddi sağlık sorunları yaratıyor. Sağlık ocağı, hastane çok uzak. Gerçekten sesimizi duysunlar artık yeter” diyor.

‘Böyle giderse …’

Hatice Yaşar ise haftada bir kez çadırlarda kıyafet satarak kazancını sağlamaya çalışan seyyar bir esnaf. Mazot parasını ödeyemeyecek durumda olduğunu belirten Hatice, şunları aktarıyor: “Yıllar geçtikçe daha çok zorlanmaya başladık. Biz de ekmeğimizi sattığımız bu kıyafetlerden kazanıyoruz ama artık kazanamıyoruz, çünkü bu insanlar artık kıyafet alamıyor. Geçen yıl iki ve ya üç adet kıyafet alabiliyorlardı ama bu yıl gördüğünüz gibi birer adet alıyorlar ve bunu da peşin ödeyemiyorlar. Alım gücü yok. Böyle giderse insanlar ekmeğe muhtaç olacak.”

Çocuk olamadan işçi oluyorlar

Yoksulluğun en ağır yükünü çeken ise çocuklar. Okula gidemediğini söyleyen 13 yaşındaki Emine de burada çalışmak zorunda kalıyor. Avukat olmayı hayal ederken, gerçeğin hiç de öyle olmadığını söyleyen Emine, “Çadırlarda yaşamak çok zor. Tarlalarda, bahçelerde çalışmak çok zor ama mecburuz. Çünkü biz yoksul insanlarız. Çocuk olamadık ve sürekli işçi olacağız. Her sabah erken saatte işe gidip karanlık çökünce yorgun argın çadırlara dönüyoruz. Burada da temizlik işi başlıyor ve yorgunluktan nasıl uyuduğumuzu fark bile edemiyoruz” diye konuşuyor.

 

‘Hayalim pencereli, kapılı bir ev’ 

Maddi sıkıntılardan kaynaklı okulu bırakmak zorunda kaldıklarını söyleyen 9 yaşındaki Elif ve 13 yaşındaki Özlem ise hayallerinin kapısı ve penceresi olan bir ev olduğunu dile getiriyor. 7 yaşından beri annesinin onu kardeşiyle birlikte tarlaya götürdüğünü söyleyen Elif, “Hayalim bir evimin olması ve bu evde mutlu olmak. Diğer bir hayalim de tabii ki okumak ve öğretmen olmaktı. Ama bu hayallerimiz fakirliğimizin kurbanı oldu. Hiçbirinin gerçekleşmeyeceğini biliyoruz. En çok çalışan biziz ama en fakiri de yine biziz. Çok küçük olduğum için tarlada çok yoruluyorum ama bir ev almamız için çalışmamız lazım. Ondan dolayı biz de ablamla ve annemle çalışıyoruz” diyor.

‘Sürekli çalışıyoruz’

 Haftanın bir günü ekmek pişirmek için işe ara verdiklerini söyleyen Özlem ise minik elleriyle ateşin üzerinde bazlama pişiriyor. Özlem’in de hayalleri elinden alınmış ve daha bu yaşında umutsuzluğu öğrenmek zorunda kalmış. “Biz şansız doğanlardanız ve öyle de devam edecek” diyen Özlem, “Hayalimizdeki evi alabilmek için çalışıyoruz. Bugün hava güzel diye ekmek pişirmek için işe gitmedik ama normal şartlarda yağmur dahi yağsa işe gidiyoruz. Kış geldi ve hem yakacak hem de kıyafet almamız gerek. Ondan dolayı sürekli çalışıyoruz. Çadır çok soğuk ve ıslak, ondan hastalanıyoruz” diyor.