- “Hoş geldin barış!” diyemeden gittiğiniz için üzgünüz ama bu kutsal özleminiz gerçekleşecek. Her yerde Bayram ustanın süzülmüş bal tadındaki şiirleri okunacak, “Kuzeyden gelen adam”ın filmleri izlenecek.
NURETTİN DEMİRTAŞ
Özgür basının büyük emektarı Bayram Balcı’yı yitirmenin üzüntüsü içindeyken usta sanatçı Kadir İnanır’ın haberi geldi, üzüntümüze üzüntü kattı.
Böylesi acıların tesellisi yok ama geride bıraktıklarıyla hep yaşayacakları için gururla anıyoruz. İki dostun, iki yürek yoldaşının sevenlerine başsağlığı diliyor, üzüntülerini candan paylaşıyoruz.
Yürekten gelen ne varsa paylaşmak isterken defalarca bu anma yazısına başlayıp burada bırakıyorum. Son seferinde televizyondan yansıyan çirkin bir surat araya girip kışkırtıyor:
General emeklisi etiketi taşıyan bir adam 23 Nisan çocuğu gibi koltuğa oturmuş, böbürlenerek ölüm silahlarından bahsediyor.
Yazmanın zor olduğu bir an… Şimdi üzüntülerimizi anlatmakla, tüm sevenlerinin üzüntülerini paylaşmakla borcumuzu ödeyebilir miyiz? Yetmeyeceğini bilsek de üzüntüyü paylaşmak da dostluğun gereğidir.
Vaktinde yetişen paylaşımlar anlam yaratır, vakitsiz olan ise yeni üzüntülere sebep olabilir. Bazen dokunduğun an yakarsın, hiç istemediğin halde. Zamansız açan kır çiçeği gibi rüzgarlar götürür rengini ve geriye çırılçıplak bir hüzün kalır. Hasılı, böylesine büyük yürekli insanları sadece üzüntüyle anmak onlara yapılmış haksızlık gibi geliyor. Öyle bir dünyadayız ki, yaşamını onuruyla tamamlamak ve geride en derin üzüntüleri dengeleyecek en derin sevgileri bırakmak herkese nasip olmuyor. Belki de bundan bir yaşam nasihati çıkarırız kendimize: Bak gelip geçiyor hayat, geride iyi şeyler bırakalım…
General halen silahlarıyla övünüyor, çocukların oyuncaklarıyla sevinmesi gibi ama bunlar oyuncak değil, ölüm saçıyor… General döküntüsünün ağzı kulaklarında, yeni oyuncaklar bulmuş kendine…
İyi insanlar hep erken terk ediyor bu dünyayı. Şairler de erken gidenlerden. Tüm şairler iyi midir ya da tüm iyi insanlarda var mıdır bir şairlik? Bir şair, bir sinemacı, iki yürek aynı zamanda yürüyor sonsuzluğa… Onları anarken saygı, minnet, üzüntü, gurur ve bunlara eklenecek ne varsa bu anın duygu deryasına, şairler eklesin diyor ve şiirlerini yardıma çağırıyorum. Hüznümüzden akan şiirler usulca ve hürmetle dökülsün topraklarına…
Evrenle kıyaslayınca bir film arası kadar kısacık ömürlerine bir evren sığdıranlara saygı duruşundayız. Keşke bitmeseydi denilen filmlere benziyor onların zamanı. Yine de zaman, filmin sonunda belli ediyor kederini: Perde kararırken “son” diye yazıyor ve bazen gözyaşları, bazen öfke, bazen de alkışlar arasında ışıklar açılıyor.
Kışkırtıcı general döküntüsü uzman gözüyle haritalar üzerine konuşuyor ama insanlığa giden yolu bilmiyor…
Başı dik gururlu dağların hüzne büründüğü zamandır. Ne başı var ne de sonu… Şair yoldaşım Medya Doz, “Ölüm değil bu yaşam döngüsü!” diye yazmış. Ben, sen, biz, hepimiz ve yine sen. Gönül döngüsü budur işte. Furuğ toprağa dayamış dizlerini, gidenlerin ardından dua niyetine okuyor şiirlerini: “Hayattan ne istiyorum biliyorsun/Ben sen olayım, sen, tepeden tırnağa sen/Bin defa gelmek mümkün olsa dünyaya/Her defasında sen, her defasında sen…”
Sonbahar gelmeden ağaçlar eğiliyor saygıyla. Hiç tanımadığım Buson bir şiirinde yaprakların nereye döküldüğünü anlatıyor: “Batıdan esince rüzgâr/Doğuya dökülüyor/Dökülen yapraklar” Buson Doğulu olsa gerek. Biz de öyleyiz ya, dokunuyor yüreğimize…
Televizyondaki general eskisi, hiç utanmadan öldürücü panzerlerden bahsediyor. Ölüme sulanan bir bunak mı ne?
Daha dün coşkuyla akan nehirler sessiz bir veda havasına bürünüyor. Temmuza doğru göçe hazırlanıyor dünyanın tüm kuşları. Dünyadan başka gidilecek neresi varsa oraya, henüz keşfedilmemiş… Bu yüzden akşam olmadan kızıllaşıyor ufuklar. Aragon, sırtını bir kayaya dayıyor ve uzaklara bakarken gözyaşları incinmesin diye fısıltıyla konuşuyor: “Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye/Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek.”
Kayaların ağladığı zamandır. Günü karşılarken uğur böceğinin kanat çırpmaları yankılanıyor kavruk ovadaki sessizlikte. Kayalar bile ağlarken gururla andıklarımız izin vermiyor göz yaşı dökmemize. Bu da onların yüceliği işte.
“Gizli aydınlıkta seninle ağladım/hayatta olanlar için/ve karanlık mezarlıkta seninle söyledim en güzel nağmeleri/çünkü bu sene ölenler yeryüzünün en yüce aşıkları sayılırdı.”
Ekran generali konuşuyor, sadece ölüm üstüne. General artığı yaşam düşmanı, halk düşmanı, aşk düşmanı…
Yaz sıcağında serinleten anılarınıza tutunacağız dostlar, bir atın savrulan yelelerine tutunan rüzgâr gibi… Yağmur çağıran çiçeklere benzeyen anılarınıza tutunacağız “duvardaki sarmaşık gibi…”
En yüce aşıkların ardından ağlanmayacağını anlatırken, sevdiğini teninden öte sevmiş Ahmet Şamlu yağmur gibi yağıyor yüreğimize: “Öykü değilim anlatasın/Nağme değilim söyleyesin/Ses değilim işitesin/Değilim öyle bir şey/Ki göresin/Ki bilesin/Ortak bir acıyım ben/Haykırsın beni, sesin.”
Ortak bir acı olsa da hayatımız, sevgi bıraktınız ardınızdan bu bize yeter.
“Yeter” diyebilen insanlarla dost olmak da bize dünyadaki tüm zenginliklerden daha fazla yeter. Bu dünyada bir kez olsun “yeter” demeden yaşayanlar hiç yaşamamıştır. Bin yıldır yaşayanlar ise yeter demeyi bildikleri için yaşıyorlar ve yaşayacaklar insanlık var oldukça…
Emekli general kurusu, tanklardan-toplardan, füzelerden bahsetmeyi sürdürüyor. Ömrü silahların menzili kadar uzun olsa neye yarar?
İyi insanların yaşayan anıları ölümü öldürüyor. Bin yıldır “ermiş insanın muhabbeti bize yeter” diyor kulaklarımızda yankılanan hoş sedasıyla Kutsi Meşhedi: “Güneşin bakışı gibi, evrene bir bakış bize yeter/Sıcacık bir nefes, kıvılcımlı bir yürek bize yeter/Cihan bahçesinde güle tebessüm helal-ı hoş olsun/Çiy gibi, dünyadan ıslanan bir göz bize yeter…”
Yeterdi gülüşünüz bize. “Hoş geldin barış!” diyemeden gittiğiniz için üzgünüz ama bu kutsal özleminiz gerçekleşecek. Her yerde Bayram ustanın süzülmüş bal tadındaki şiirleri okunacak, “Kuzeyden gelen adam”ın filmleri izlenecek ve sonunda yıpranmış apoletlerine gömülen eski general ölüm oyuncaklarıyla, iyiler ise iyilikleriyle anılacak.
Ve biz iyi olmaya çabalayan insanlar, özgürlük atına binip gidenlerin ardından koşarak gideceğiz; onların yaptıklarını ve yapmaya fırsat bulamadıklarını yapacağız, ömür verdikleri hayalleri için…
Sizden kalan tek bir iyilik bile bize yeter.
Aklıselim generaller bile iyilik sembolü barış sesine saygı duyarken ekran şovmeni general ve Kötü Parti öncülüğünde savaş için bayrak sallayan ölüm korosu, savaşı kışkırtmaya devam ediyor.
Bir tek iyilikle teneke general ve tüm savaş rantçıları kaybedecek, yüce insanların vasiyeti olan büyük barış kazanacak!
Meydanları dolduran milyonlarca özgürlük sevdalısı selamladı sizi, biz de sonsuz saygıyla selamlıyoruz tüm dağlarımızla birlikte.
Güle güle güzel dostlar… Ruhunuz şad, devriniz daim olsun!