HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, Leyla Güven’in sağlık durumunun kritik aşamada olduğunu belirterek, “bedeninden başka direnecek hiçbir şeyi olmayan tutsakların sessiz çığlığına ses verelim” dedi.
HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, Tecride Karşı Özgürlük İnisiyatifi adına DTK Eşbaşkanı Leyla Güven ve siyasi tutsakların sürdürdüğü açlık grevine ilişkin basın toplantısı düzenledi.
Leyla Güven’in başlattığı eyleme onlarca cezaevinde 100’den fazla tutsak aynı taleple sessiz çığlığını topluma ulaştırma çabası içinde olduğunu belirten Başaran, hepsinin Öcalan üzerinde yürütülen mutlak tecridin kaldırılmasını talep ettiğini hatırlattı. Öcalan’ın 2011’den beri avukatları, 2015’ten itibaren İmralı heyeti ve 11 Eylül 2016’dan beri de ailesi ile görüştürülmediğini, hiçbir haber alınmadığını anımsatan Başaran, “Sayın Öcalan’ın sadece sıradan bir hükümlü olarak değerlendirmek de bir gaflet olarak karşımızda duruyor. Çünkü bu 3 yıllık tecritle beraber Türkiye’nin içine girdiği durum ortadadır. İçine girdiği çatışma zemini, savaş ortamı, derinleşen çözümsüzleşen bir girdap devam etmektedir” dedi.
Haklı ve meşru bir taleptir
Leyla Güven’in, sadece bir kişi üzerindeki tecridin kaldırılması değil, Türkiye halklarına, muhaliflere, kadınlara gençlere uygulanan tecridin tümden kaldırılması olduğunu kaydeden Başaran, “Bu meşru ve haklı talebi Leyla Güven başta olmak üzere yüzlerce tutsak günlerdir topluma ulaştırmaya çalışıyor” diye konuştu.
Sağlık durumu kötü
Güven’in sağlık durumunun kritik aşamaya gelduğunu belirten Başaran, şöyle devam etti: “Tansiyonu sürekli oynamakta, baş dönmesi yaşamakta, sıvı alımında zorluk yaşamaktadır. Diğer cezaevlerinde de bir açlık grevcinin ihtiyacı olan hiçbir şey karşılanmamaktadır. Bazı cezaevlerinde B vitamini yasal zorunluluk olmasına rağmen verilmemektedir, bazı açlık grevciler ise tekli odalarda tutulmakta ve ölüme sürüklenmektedir.
Sessizlik korkutucu boyutta
Tüm bu uygulamalar karşısında toplumsal sessizlik korkutucu boyuttadır. Toplumun bu kadar sessiz kalması önümüzdeki günlerde daha kötü sonuçların da ortaya çıkabileceğini göstermektedir. Leyla Güven kritik bir aşamadadır, diğer tutsaklar açısından da kritik aşamaya ilerleyen bir durum vardır.”
Önümüzde iki yol var
Başaran, bütün toplumsal dinamiklere, sivil toplum kuruluşlarına, siyasi partilere, kadın örgütlerine, gençlik örgütlerine ve kendine ‘demokratım’ diyen tüm kesimlere seslendi: “Leyla Güven ve diğer arkadaşlar hukuksuzca rehin olarak tutulmalarına rağmen kişisel talepleri yoktur. Leyla Güven’in talebi tüm toplumun talebidir. Talebi, Türkiye halklarının eşit, özgür ve demokratik bir ülkede yaşamasıdır. Çağrımızı tekrarlıyoruz. Açlık grevleri daha önce farklı sonuçlarla karşılaştı. Bir başarıya ulaştığını ve bir çözüm kapısını açtığını da gördük. Bunun en yakın örneği 2012’de yaşanmıştır. 2012’de açlık grevinden sonra Sayın Öcalan’la bir görüşme trafiği başlamış ve bu görüşmeler bir dönüşüm bir değişim başlatmıştı.
Şimdi iki yol var önümüzde; ya duymazdan gelmeye devam edecek ve bu tutsakların haklı talepleri yokmuş gibi davranıp yavaş yavaş erimelerini izleyeceğiz. Ya da hep beraber tek ses olup bu meşru talebi yükseltip iktidarın bu konuda adım atmasını bekleyeceğiz. Çok zor, çok imkansız bir şey talep etmiyor tutsaklar.
Tecridi en iyi bilen en iyi anlayan savaş politikalarından en fazla etkilenen kadınlara gençlere sesleniyoruz. Dört duvar arasında bedeninden başka direnecek hiçbir şeyi olmayan tutsakların sessiz çığlığına ses verelim. Bu talebin karşılanması için iktidara seslenelim. Bu başaramayacağımız bir şey değil. Daha sonra toplumsal tarihimizde hesap veremeyeceğimiz bir noktaya gelmeden önce tüm halkımızı, tüm kurumları duyarlı olmaya, tecridin kalkması konusundaki talebe ses olmaya çağırıyoruz.”
ANKARA