Tüm yaşamını siyahlarla beyazların eşitliği mücadelesine adayan Martin Luther King’in bundan 50 yıl önce, "Herşey bittiğinde, düşmanlarımızın sözlerini değil, dostlarımızın sessizliğini hatırlayacağız" söylemi haklılığını koruyor… Kürdistan baştan sona insan naaşlarıyla dolu iken, ilçeler talan ediliyorken, bir tarih orada yaşayan insanlarla birlikte yok edilmek isteniyorken, bin yıllık kardeşliğe bir kez olsun halel getirmeyen Kürt halkı haklı olarak soruyor:
Ben Güler Yalanak, Cizreliyim. Sizin hiç canınızdan can verip doğurmaya hazırlandığınız 7 aylık bebeniz, karnınızdayken vuruldu mu?
Ben Bişeng Garan. 12 yaşındayım, Cizre’de annemle sokakta yürürken keskin nişancılar öldürdü beni. Sizin annenizin elbisesi, yanında vurulan çocuğunun kanıyla bezendi mi hiç?
20 yaşındaki oğlunuzun cenazesi panzere bağlanıp yerlerde sürüklendi mi?
Kardeşinizin beslediği güvercinler, cenaze uğurlamasında onun tabutuna eşlik etti mi hiç?
Biliyor musunuz, sonradan Sur’u bombalarken o güvercinleri de vurdular…her taraf güvercin ölüsüyle doluverdi.
Anneniz, sizi besleyip büyüttüğü evin az ötesinde cansız bedeniyle günlerce yattı mı hiç? Annenizin naşını almak için mahkemeye başvurmak zorunda kaldınız mı?
"Sokağa çıkma yasakları" adı altında mahalleniz ablukaya alınıp, evler, bahçeler tank ve toplarla dövüldü mü? O evlerin içinde mamasız ve sütsüz bırakılan bebekleriniz oldu mu hiç?
Yaralı bir kadına yardım etmek istediği için sokak ortasında vurulan bir sağlık görevlisi arkadaşınız oldu mu hiç?
Evlatlarınızın cenazesini almak için günlerce açlık grevine oturdunuz mu?
3 çocuğuyla yoksul evinde yerde kahvaltı sofrasındayken, bir yakınınızın başı top mermisiyle vurulup yere düştü mü? Bu 3 çocuğun hayatı boyunca nasıl bir hayat yaşayabileceklerini tasavvur ettiniz mi hiç?
Keskin nişancıların vurduğu mermiyle öldürülen evlatlarınızın cesetleri çürümesin diye, Ağustos sıcağında, derin dondurucuda sakladığınız oldu mu hiç?
Yaşadığınız ilin tüm hastanelerindeki morglar cesetlerle dolup taştı mı hiç?
Sur’da, Cizre’de, Silopi’de, Dargeçit’de, Nusaybin’de aylardır bir kıyım yaşanıyor. Okular, hastaneler, öğrenci yurtları karargahlara dönüşmüş durumda. 90’lı yılların korku cumhuriyetinden, "beyaz toroslar" tehdidi altında TOMA cehennemine dönüşürken bu coğrafya, kalkıp tek bir söz söylediniz mi?
Tarihi Dört Ayaklı Minare yüzlerce yıldır yıkılmadı da, 21. Yüzyılda Türkiye devletinin bombalarıyla yıkılmasın diye; bir halk belleğiyle tarihiyle, onuruyla yaşasın diye oracıkta ensesinden tek kurşunla öldürülen bir baro başkanınız oldu mu hiç? Tüm hayatını "faili gizlenen" cinayetler aydınlandın diye harcayan bir avukatın katilinin, 41 gündür bulunmadığına tanıklık ettiniz mi hiç?
Kobané’ye saldıran insanlık düşmanı DAİŞ yüzünden önce Cizre’ye; orada yaşanacak hal bırakmadıkları için Batman’a gelip, çadırda yaşamak zorunda kaldınız mı hiç? Peki hiç 3 aylık bebeğiniz Ocak soğuğunda çadırda yaşamak zorunda kaldığınız için donarak öldü mü?
Siz hiç tarihiniz boyunca 72 defa fermana maruz kaldınız mı? Bir sabah adına IŞİD denilen caniler evlerinizi basıp, erkeklerin tamamını öldürdükten sonra kadın ve çocukları yanında götürdü mü? Binlerce çocuğun gözleri önünde anneleri tecavüze uğradı mı? Dahası çocuklar da bu canilerce işkenceden geçirildi mi? Tüm bunlar yaşanırken Başbakanın kalkıp IŞİD için "öfkeli bazı gençler" dediğinde neredeydiniz?
Yüzyıl boyunca varlığınız inkar edilirken, yok sayılırken "var olduğunuzu" ispatlamak zorunda kaldınız mı hiç? Ardınızda birçok bedel ve kayıp bırakarak varlığınızı ispatladıktan sonra şimdi de size uygulanan bu vahşeti, insanlık suçlarını ispatlamak zorunda bırakıldınız mı hiç? Her şey gün gibi açıkken ve ortadayken, yargısıyla, valiliğiyle, kaymakamlığıyla, tüm devlet kurumlarıyla, artık adına medya bile diyemeyeceğimiz Devlet basınıyla her şeyin tam tersine çevrildiğini görmüyor musunuz? Her gün onlarca yalanın içine sürüklendiğinizin farkında değil misiniz?
Önceki gün 3 Kürt kadın, Silopi’de vücutları paramparça edilerek katledildi. Yarın 9 Ocak, üç fidanımızın, Sakine, Leyla ve Fidan’ın Paris’de katledilmelerinin 4. yıldönümü. Onların yolundan yürüyen Sêvê, Fatma ve Pakize’yi de vurdular. Yeni yaşamın arayışçısı ve direnişin öncüsü Kürt kadınlarına aynı acıyı bir kez daha yaşattılar. O kadınlar ki, sürgünde, zındanda açlık grevlerinde ve her daim halklarının yanındaydılar. Acımız derin ve sınırsız. Öfkemiz de. Ama acılarımızı, onların bıraktığı yerden devralarak, yarınlarımızı gökkuşağı rengine çevirme gerekçesi yapacağımızdan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.
Kürt halkı her daim kardeşlik elini uzattı.
Kürt anaları her fırsatta "bizim ciğerimiz yandı, başka hiç kimsenin yanmasın" diyerek barışın nöbetini tuttular ayaz akşamlarda. Bin yıllık kardeşlik önümüzdeki bin yıla hakim olsun derken, yeniden bir katliam yaşatılıyor bu halka. Yaşanan bu vahşeti de buna sessiz kalanları da kaydediyor tarih…eğer halen kardeş olduğumuza inanıyorsanız bir an önce ses olur, çığlık olur, bu zulme ve vahşete dur dersiniz.
Yoksa bir daha asla bu halkın yüzüne bakacak yüzünüz kalmayacak!… Yarın bir gün, "anne baba, tüm bunlar olurken siz ne yaptınız?" diye soran kendi çocuklarınızın da…