Fransa Gündemi

Paris yazı geride bırakarak buğulu ve kasfetli havası içerisinde 7-24 günlük rutinine dönmüş oldu. Bu rutin içerisinde her zamankinden daha farklı bir atmosferde; sokak başları, metro istasyonları, tren garları resmi-sivil polisi ağırlıyor. Malüm... çağın dış politik argümanı olan ve diğer emperyalist güçlerle tam bir bütünlük ve uyum içindeki “dış düşman” yaratmada gösterilen çaba sonuç vermemiş. Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da işler istenildiği gibi gitmiyor... Bütün bu enerjinin sonuç vermediği günlerde bir iç düşman yaratmak zor olmadı. Bunun için fazla bir çabaya da gerek kalmadı. Bir karikatür halıhazırdaki “İç düşman-lar“a yönelmenin tetikleyicisi oldu.
Sokak başlarında, metro çıkışlarında onlarca esmer-tenli, duvar diplerine sıralanarak üstleri aranıyor. Hızlı bir şekilde polis araçlarına istiflenerek merkezlere gönderiliyor. Kim bu insanlar, neden tutuluyor.... “GEREKÇE” ne? diye soran da yok... “El altında” hazır düşman arayışı sokaklarda insan avına düşmüş polisin kılavuzu niteliğine bürünmüş... Sokakta kurulan bu yeni düzen iktidardaki Sosyalist Hükümetin, dönemsel güvenlik politikasını simgeliyor. Son 15 günlük yaşanan göçmen avı deneyiminden yola çıkarak İçişleri Bakanı Manuel Valls, kaçak göçmenlerin gözaltı süresini 4 saatten 16 saate çıkaracak bir yasa tasarısı hazırladı. Gerekçe mi; „Özellikle jandarma ve polisin “kaçak göçe” karşı elini güçlendirmek.“ Oysa Fransa Yargıtayı 5 Temmuz’da verdiği bir kararda, göçmenlerin sadece kaçak durumda oldukları gerekçesiyle gözaltına alınmasını yasadışı ilan etmişti.
Dün aynı serilikte Romanları duvardiplerine dizip araçlara istifyeyen Fransa hükümeti, sırayla göçmen gruplarını benzer yöntemlerle paketlemeye çalışıyor. Göçmenlere dönük saldırılar, artık resmi devlet politikası haline getirildi. Göç, entegrasyon, güvenlik ve işsizlik gibi konulara yönelik politikaların oluşturulması sırasında, yabancılara karşı toplumdaki olumsuz algılamaları pekiştirecek ya da korkuları meşru kılacak şekilde yabancının güvenlik sorunuyla direk olarak eşitlenmesi dönemin ırkçı çizgisini oluşturuyor. Bu yaklaşım içerisinde Fransa’da adım adım göçmenler “öteki”lere dönüştürüldü. Sarkozy döneminde hız kazanan bu süreç Sosyalist Hükümet döneminde de aynı doğrultuda devam ediyor.
En acı olan ise Fransa göçmenlerin yerleşim koşulları, aile birleşimleri, gözaltı süreleri, oturum alma rutinlerinde son yıllarda azımsanmayacak bir hak gaspına gittiğinde, tüm bu uygulamalar karşısında göçmen kurumların sessizliği... Örneğin geçtiğimiz yıl göç ve entegrasyon konusundaki yeni düzenlemeler yapılırken ailelerin birleşimi sırasında çocuklara DNA testi yapılmasına imkan veren bir maddeyi de içermekteydi. Kimi sivil toplum kurumlarının tepkisi dışında göçmen kurumlarının sessiz kaldığı DNA testi koşullu olarak uygulanma şartıyla sessizce prosedürde yerini aldı. Oysa göçmen kurumları ve göçmenlerin, böylesi insanlık dışı bir uygulama karşısında sokağa dökülmesi beklenendi.
Arttırılan güvenlik önlemleri, terörle ilgili sorunların tek bir şeyle açıklandığını gösteriyor; göçmenler... Modern çağın ırkçılık biçimleri sokak ortasında alanen hergün yaşanırken bundan nasibini almamış olan göçmenler günü kurtarma telaşında. Tüm bunlar yaşanırken mevcut hükümet; çok kültürlülük, farklı uluslar ve inançlarla ortak yaşama koşullarının bozulmaması yönünde mesajlarını yinelerken, Fransa’da ırkçılığa yer olmadığını her fırsatta yineliyor. Oysa alınan güvenlik önlemleriyle yarattıkları ortamın tam da ırkçılık olduğunu gayet iyi biliyorlar. Göçmen çoğunluk için ise ortam çok sessiz, yaşananlar bir yerlerde bir şeyleri biriktiriyor... Ama bu arada sessizce; ülkelerine geri gönderilmek üzere günlük olarak yüzlerce insan sokaklardan alınıyor...