Avukat Ayşe Batumlu, Öcalan’a yönelik tecridin, ülkenin tüm siyasi yapılarına ve hukuk kurumlarına yönelik genel bir tecridin başlangıcı olduğunu belirterek, “Kürt sorununda çözümsüzlük politikalarını aşabilmek için Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması gerekir” dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 19 yıldan bu yana İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’nde tecrit koşullarında tutuluyor. Öcalan, 27 Temmuz 2011’den bu yana avukatları, 11 Eylül 2016’dan bu yana da ailesiyle görüştürülmüyor. 5 Nisan 2015’ten bu yana da HDP İmralı Heyeti adaya gidemiyor.
Bayramda bile görüş yok
Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan, ablası Fatma Öcalan ve vasisi Mazlum Dinç’in Kurban Bayramı için bütün tutsaklara tanına görüş hakkında yararlanmak için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı başvuru da reddedildi. Savcılık, “5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunda” yer alan “Hükümlüler hakkında getirilen kısıtlamalar”ı gerekçe göstererek reddetti. Başsavcılık, ailelerin başvurularını 89 kez “koster bozuk”, “Gemi onarımda”, “hava muhalefeti”, “OHAL” ve “5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunda” yer alan “Hükümlüler hakkında getirilen kısıtlamalar” gerekçesiyle reddetmiş oldu.
Avukatlarına 781. ret
Öcalan’ın avukatları Rezan Sarıca, Faik Özgür Erol ve Sinan Zincir, müvekkilleriyle görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına 781’inci kez başvuruda bulundu. Bu başvuru da geri çevrildi. Avukatların 27 Temmuz 2011’den bu yana yaptığı 780 görüşme başvurusu “hava muhalefeti”, “koster bozuk”, “koster onarımda” ve “OHAL” gibi gerekçelerle reddediliyor.
Öcalan’ın yaşamı, sağlığı ve güvenliği hakkındaki sorular ise yanıtsız.
Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridin insan hakları ve evrensel hukuka aykırı olduğunu belirten Avukat Ayşe Batumlu, Öcalan üzerindeki tecride ilişkin değerlendirmede bulundu.
Tüm muhalefet dert etmeli
Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridin ciddi bir ihlaller zinciri oluşturduğunu belirten Batumlu, kendisini muhalif olarak adlandıran siyasi yapılardan, hukuk örgütlerinden ve akademik kuruluşlarından bir ses duyulmamasının bu ihlaller silsilesini daha da vahim ve sürekli bir hale getirdiğini söyledi. Batumlu, “Bir ülkede, bariz bir biçimde yaşanan bu tarz ihlallerde önce muhalefetin, evrensel hukuk ilkelerini ve hukukun üstünlüğünü savunan yapıların ve bağımsız, bilimsel çalışma yürütmesi beklenen akademik çevrelerin tepki göstermesi, devleti hukuka uygun bir çerçeveye davet etmesi beklenir. Ne yazık ki birkaç istisna dışında buna rastlayamıyoruz” dedi.
Demokratikleşmeye engel
İktidarın kırmızı çizgilerini aşmamaya çalışarak muhalefet yapmaktan vazgeçilmediği sürece iktidarın ve yaratılan ihlallerin bir parçası haline gelineceğine vurgu yapan Batumlu, şöyle devam etti: “Bu durumun, demokratikleşmenin önünde engel teşkil eden tüm kemikleşmiş sorunların devamlılığına da sebep olacağını görmek zorundayız. Sayın Öcalan’a yönelik bu yoğunlaştırılmış hatta hoyrat hale gelmiş tecrit, aslında ülkenin tüm siyasi yapılarına ve hukuk kurumlarına yönelik genel bir tecridin de hem başlangıcı hem göstergesidir. Tecridin, kime uygulandığından bağımsız olarak, böylesi ihlallerin demokratikleşme önünde çok büyük engel teşkil ettiği çok açık. Muhatabı her kim olursa olsun, bu ihlaller insan hakları hukuk açısından suç oluşturur.”
Kilit rolü ciddiye alınmalı
Öcalan’ın Türkiye demokrasisi açısından özel bir öneminin olduğunu ifade eden Batumlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kendisi ile yapılabilen her görüşmede ülkenin demokratikleşmesi, Türkiye ve Ortadoğu’da yaşanan yakıcı sorunların barışçıl yöntemlerle aşılabilmesi için öneriler getiren, bu konuda yol haritaları hazırlayan bir kişi. Bu anlamıyla Türkiye’nin 40 yılı aşkın süredir çözülmeyen en önemli sorununun çözümünde kilit role sahip bir siyasi lider. Demokratikleşmeyi hedefleyen bir ülkede, herhangi bir kimseye yönelik böylesi bir tecrit söz konusu olamaz. Kürt sorununda çözümsüzlük politikalarını aşabilmek için Türkiye siyasi iktidarının atması gereken en önemli adımların başında; elbette Kürt halkının önemli bir kesiminin siyasi iradesi olarak gördüğü kişinin önündeki engelleri kaldırmak gelmeli.”
Kanıksama durumu yaşanıyor
İktidarın çözüm değil çatışma yanlısı bir tutum takındığının, Öcalan’a yönelik uygulamalardan anlaşılabileceğine dikkat çeken Batumlu, “Özellikle Kürt sorunu anlamında, devletin eski ve başarısız olduğu çok net olan imha siyasetinde devam edeceği, bu duruma muhalif olan her kesimin ‘susturulacağı’ mesajı verilmek isteniyor. Bir yandan da, siyasi iktidar hukuka uygun olmayan eylemleri de dahil, hiçbir icraatının denetlenemez ve müdahale edilemez olduğunu, iktidarını ne pahasına olursa olsun sürdüreceğini, totaliter bir rejimi inşa etme arzusunu göstermiş oluyor. Ne yazık ki toplumun pek çok kesimi tarafından buna karşı esaslı bir itiraz yükselmiyor. Bir çeşit kanıksama hata boyun eğme durumu yaşanıyor” şeklinde konuştu.
Doğru olmadığı anlaşılacak
Öcalan’a yönelik fiziksel ve düşünsel tecritle demokratikleşme ve barış için aktif tutum alma iradesinin engellenmek istendiğinin altını çizen Batumlu, şunları söyledi: “Tüm bu gerilim siyaseti içinde, itidalli, barışçıl yöntemleri işaret edecek, halkların yıkımına yol açacak politikaları deşifre edecek siyasi görüşlerin paylaşılması ihtimali tecrit ediliyor aslında. Bir sürü acı fatura ödendikten sonra bunun doğru bir yol olmadığı anlaşılacak. Oysa barış süreci inşası toplumlar arasındaki bölünmeyi önleyecek, savunma ve silahlanmaya ayılan bütçe, sağlık, eğitim ve sosyal refah için kullanılacaktır. Muhalif kesimler bunu halka anlatabilecek beceriyi sergilerse, ciddi bir yıkım ihtimalinden kurtulabiliriz.”
MA/İSTANBUL
Özgürlüğü artık bir zorunluluk
İmralı’daki tecridin dünyada başka örneği olmadığını belirten Avukat Newroz Uysal, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün artık bir zorunluluk olduğunu söyledi. Öcalan’ın avukatlarından Newroz Uysal, derinleşerek süren tecride ilişkin JINNEWS’in sorularını yanıtladı. sorularımızı yanıtladı.
8 yıldır görüşemiyorlar
Hiçbir şekilde iletişim kuramadıkları, hiçbir şekilde avukatlık mesleğini yapamadıkları, ulusal ve uluslararası ilkelerin aynı zamanda sağlık ve güvenlik hakkının temel anlamda hiçe sayıldığı bir ada cezaevi ile karşı karşıya olunduğuna işaret eden Avukat Uysal, “Sayın Öcalan, yaklaşık 20 yıldır bu tecride rağmen direnmeye, hayatını devam ettirmeye çalışıyor. 27 Temmuz 2011’den bu yana görüştürülmeyişimizin 8. yılına girdik. Tarihsel anlamda avukatın pratik mesleğini yapması bakımından dünyada böylesi bir örnek yok” dedi.
Benzer tecrit de olmadı
Cezaevlerinin hukuki standartları bakımından ya da cezaevindeki bir kişinin temel hak ve özgürlükleri bakımından eşi benzeri görülmemiş bir tecrit örneği olduğunu ifade eden Av. Uysal, “Defalarca söylediğimiz tabiri ile aslında İmralı Cezaevi’ndeki tecridi avukatlar ve aileler bazında görüştürülmemenin yaratmış olduğu türlü türlü gerekçe ve bahaneler vardı. Bu bahaneler Türkiye devletince her seferinde dile getirilmesine rağmen uluslararası bakımdan geçiştirilebilir gerekçeler oldu. Ancak biliyoruz ki; OHAL’in ilan edilmesi ile beraber bir KHK çıkarılmıştı. OHAL’in ilanından hemen sonra ilk yapılan hukuki anlamda ki ilk icraat İmralı ile olan iletişimin tamamen yasaklanmasına dair bir kısıtlılık kararıydı. Aslında bu kısıtlılık kararı bizim açımızdan hukuki bir karar değildi. Bunun için hem itiraz mercilerine hem de Anayasa Mahkemesi’ne bir başvuru yaptık ve bu durumu CPT ile birçok uluslararası kuruma ilettik. Ancak şu an geldiğimiz nokta itibariyle OHAL söz konusu değil” şeklinde konuştu.
Eylül 2016’dan beri haber yok
Temmuz 2016’dan hemen sonra alınmış olan kararın içerisinde yer alan OHAL devam ettiği sürece devam edecek yasak kararı dışında Nisan’da alınan bir kararla bunu da değiştirdiklerini anımsatan Av. Uysal, yeni kararla beraber aksine temelini KHK’den alan bu kararın yasallaştırmasıyla beraber 3 tutsağın iletişim haklarının 3 ayla sınırlandırıldığını kaydetti. Avukatlara dönük açık bir yasak söz konusu olmasa da avukatları olarak kendisiyle görüştürülmediklerini söyleyen Av. Uysal, şunları dile getirdi: “Her hafta aile, avukat başvuruları devam ediyor. Bu başvurulara aldığımız cevaplar da nasıl ki Temmuz 2016’dan önce ‘hava, gemi bozuk’ gibi hukuki olmayan fiili ve bahane sayılabilecek gerekçeler ise 2016’dan Nisan 2017’ye kadar hukuka aykırı olarak kabul ettiğimiz bir karardı. Ancak bizim şunu açık ve net bir şekilde söylememiz gerekiyor ki; İmralı Cezaevi istisnanın istisnasının da istisnası haline gelmiş bir dönemini yaşıyor. Eylül 2016’dan beri hiçbir şekilde İmralı Cezaevi’ne dair tek bir haber alabilmiş değiliz.
Unutturulmaya çalışılıyor
Tamamen iletişimin koparıldığı, unutturulmaya çalışılan, iletişimsizliğe bırakılan, sessizliğe gömülmeye çalışılan bir yer orası. Bu sessizliği ortadan kaldıracak bütün hukuki başvurularımız hiçbir kurum tarafından gerçek anlamda ciddiye alınıp bir karara bağlanmıyor. Aldığımız kararların hukuki takibini yapsak bile karşımıza çıkan yegane sorun uluslararası politik düzenin Sayın Abdullah Öcalan ve onun yaratmış olduğu siyasete karşı olan tavrıdır. Bu tavır Türkiye nezdinde İmralı’da değişen politikalarla kendini gösterdi. Kürdistan’daki savaşla da tırmandı. Mevcut haliyle süreklileşen kaos halinde bir politika mevcut. Avukatları olarak hukuki anlamda ortaya koyduğumuz tespitler ve değerlendirmeler birçok hukuki kurum tarafından kabul edilebilir bir noktaya gelmiş olsa bile kurumların kendi çıkarları ya da siyasi pozisyonları, söz konusu başvurunun Sayın Abdullah Öcalan olduğunda değişen tavırlar hiçe sayılan kanunlar, göz ardı edilen bir sürü insan hakları standartları bağlamında ilke ve hukukla karşı karşıyayız.”
Farklı bir girişim olur mu?
Bunu aşabilmek adına her türlü başvuruyu yapmaya devam edeceklerini belirten Av. Uysal, “Ancak hukuki anlamda yaptığımız gibi ne siyasi anlamda bir ihtiyaçtan ne de Sayın Abdullah Öcalan’ın yaşından ve sağlığından değil tüm alanların ortak bir gereksinimi olarak kendini dayandırdığı bir zorunluluktur artık Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü” dedi.
Tutsak siyasetçilerden bayram mesajı
Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Demokratik Bölgeler Partisi’nin (DBP) tutuklu seçilmişleri bayram mesajı yayınladı. Yeni Yaşam Gazetesi’nde yayınlanan mesajda, bayramın tüm halklar için barış, kardeşlik ve özgürlüğe vesile olması temenni edildi.
Tutuklu siyasetçilerin mesajı şöyle: “Herkes kendi dili, kimliği ve kültürüyle yaşamayı hak eder. Bayramlar da barış, kardeşlik, özgürlük ve eşit koşullarda birlikte yaşam özlemlerinin bir kez daha güçlü bir şekilde vurgulandığı günlerdir.
Bu insanlık ve onur mücadelesinin bir parçası olarak, inanç ve kararlılıkla aramızdaki duvarlara ve demir parmaklıklara rağmen milyonlarca insanla aynı duygu ve düşünceleri paylaşarak Kurban Bayramınızı kutluyoruz.
Siyasi geleneğimizin çok geniş bir kesimiyle, dostlarımızla, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bireyleriyle; akademisyenler, gazeteciler ve aydınlarla, kısacası ülkenin gidişatına itiraz eden on binlerce insanla zindan koşullarında bu bayramı karşılıyoruz.
Faşizmin bütün ülkeyi cezaevine çevirdiği koşullarda, hangimizin bu duvarların arkasında olduğunun bir önemi yok. İnanıyoruz ki, bu duvarlar yıkılacak; özgürlük, barış ve kardeşlik egemen olacaktır.
Her daim sizinleyiz, her daim bizimlesiniz; bizi ayıramayacaklar, aramıza mesafeler girse de ayrılık asla girmeyecek. Kazanan mutlaka biz olacağız. Bu bayram, insanlık âlemine, tüm inananlara, halklarımıza kutlu; barışa, kardeşliğe ve özgürlüğe vesile olsun.
Tutsak siyasetçiler adına Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Sebahat Tuncel, Mehmet Aslan, Aysel Tuğluk, İdris Baluken, Çağlar Demirel, Leyla Güven, Selma Irmak, Gülser Yıldırım, Abdullah Zeydan, Ferhat Encü, Burcu Çelik ile tutuklu Belediye Eş Başkanları; Gültan Kışanak, Bekir Kaya, Tuncer Bakırhan, Mukkades Kubilay, Sadiye Süer Baran, Zülfiye Kişmir, Abdulkerim Erdem, Zeynep Sipçik, Leyla Salman, İsmail Asi, İpek Güneş, Sara Kaya, Sevinç Bozan, Abdulkadir Çalışkan, Evin Keve, Ali Aydın, Enes Cengiz, Seferi Yılmaz, Ahmet Demir, Sevinç Karakoç, Mehmet Emin Özkan, Nurhayat Altun, Mehmet Ali Bul, Mustafa Bayram, Sabite Ekinci, Memnune Söylemez, Halis Coşkun, Fırat Öztürk, Delal Tekdemir, Murat Rohat Özbay, Figen Yaşar, Mehmet Fazıl Türk, Rezan Zuğurli, Gurbet Tekin, Hüseyin Kılıç, Felemez Aydın, İhsan Uğur, Zeynel Taş, Rahmi Çelik, Diba Keskin, Dilek Hatipoğlu, Nurullah Çiftçi ve Zeynel Han Bingöl.
Tecrit kaldırılmadan iyi bayramlar olmaz
HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, “Tecrit kaldırılmadan güzel bayramlar yaşayamayacağız” dedi.
Temelli, Urfa’da partisinin bayram programına katıldı. HDP Urfa İl Örgütü tarafından düzenlenen ve kentin milletvekillerinin katıldığı programda halkın bayramını Kürtçe ve Türkçe kutlayan Temelli, ülkenin her geçen gün daha çok acılarla kavrulduğunu söyledi.
Kardeşlik, barış ve umut içerisinde bir bayram yaşayabilmek için mücadele edeceklerini kaydeden Temelli, bu mücadeleyi güçlendirmek için birlikteliğin ve dayanışmanın artması gerektiğini belirtti. Temelli, şöyle devam etti: “Bir bayram konuşması belki böyle olmamalıydı. Neşe ve umut barındırmalıydı ama bu bayramda da ülke kocaman bir tecrit kuşatması altındadır. Tecrit kuşatması kaldırmadığı müddetçe güzel bayramlar yaşayamayacağız. İmralı tecridi başladığı günden beridir insanları birbirinden ayırmış ve karşıya karşıya getirmiştir. Tecrit bitirmeli, Abdullah Öcalan ailesi ve avukatlarıyla görüştürmelidir.”
Cezaevlerinde on binlerce siyasi tutsağın bulunduğunu hatırlatan Temelli, başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Aysel Tuğluk ve Sebahat Tuncel olmak üzere hepsi özgür olmadan umutlu ve neşeli bayramları kutlayamayacaklarını söyledi.