Uzun süredir kanser nedeniyle tedavi görüyordu. Son şiirlerinin birinde; "Ben yoruldum gidiyorum" demişti… Ve gitti.

İnsan hakları savunucusu, dar zamanların, ince şeylerin, yağmurda üşüyen ıslak serçelerin şairi. Her daim mağdurun çığlığını ve isyanını dile getiren, cesur ve içten, yüreği yaralı bir anne… Cemal Süreya'nın, Ümmüşşiir (şiirin anası) diye tanımladığı Gülten Akın’ı geçenlerde kaybettik.

Hayatın içinden, yaşamdan, düşüncelerinden, duyarlılığından damıttığı, içinin en derinlerinde biriktirip damıttığı, içindeki güçle beslediği bir şiirdir onunkisi...

Geçen yıl Metin Altıok Şiir Ödülü ona verilmişti. Ödülü alırken; "Bu ödülden elde edilen geliri faili meçhuller olarak ailelerini kaybetmiş insanların oluşturduğu 'Toplumsal Bellek Platformu’nun kullanmasını istiyorum" diyerek yine ona yakışan bir tavır sergilemişti.

Tarihi boyunca derin travmalarla yoğrulmuş bu coğrafyada, yasımızı ve acımızı ağırbaşlı bir yakarışla imgeleştirdi. Zalime öfkeli ve zulme karşı oldu hep: "Daha uzundur zulme karar verenin gecesi / çünkü acıların, çığlıkların, kargışların sesi / iğne deliğinden geçeğen olur / dokuna dokuna kıyıcıya cellada varır / sebebin kapısında durur…" Bağışladığın özgürlüğe / yeğdir biçtiğin zından / sonsuz güzelleşecek dünya / biz kurduğumuz zaman."

***

Anadolu’nun çeşitli ilçelerinde yaşadı. Gevaş, Alucra, Gerze, Saray ilçelerinde ve Maraş'ta avukatlık ve öğretmenlik yaptı.

Halk kaynağına inme isteğini, "Halkta var olan öz ve biçimi diyalektik olarak yükseltmek, şiiri yükseltirken halkın yaşamının ve yaşam biçimlerinin yükselmesine yardımcı olmak" sözleriyle açıklar.

"Büyü" şiirinde. Bir anne şefkatiyle 17 yaşında idam edilen hiç büyümeyecek bir çocuğa büyü diye sesleniyordu. Bizim kuşak Erdal Eren'e söyledi sonrakiler Uğur'a, Ceylan'a, Nihat'a, Berkin'e söylediler; "Büyü de baban sana / Büyü de / Acılar alacak / Büyü de baban sana / Büyü de / Yokluklar alacak / Büyü de baban sana büyü de / Bitmez işsizlikler açlıklar alacak / Büyü de / Büyü de baban sana / Baskılar işkenceler alacak / Kelepçeler gözaltılar zındanlar alacak / Büyü de / Büyüyüp onyedine geldiğinde / Büyü de baban sana idamlar alacak"

1980 öncesinde halkın yaşadıkları, onun da hayatına ve şiirine yansıdı. Daha sonraki şiirlerinde toplumsal sorunlara yöneldi. Gezip gördüğü yerlerden aldığı esinle zenginleşen ve coşkulu bir insan sevgisiyle yoğrulan şiiri, toplumsal sorunları, yaşam-halk ilişkisini öne çıkardı; "Simgeleri kocaman kara gözlükler / ötekiler suç aleti poşularıyla / gömüyor gömüyor gömüyorlar / gittikçe hızlanarak / artık herkes yasçı / bir yastan çıkıp ötekine giriyorlar."

***

"Ah kimselerin vakti yok durup ince seyleri anlamaya" demişti ya. O kimseler çoğalıyor, vakit daralıyor, ince şeyler azalıyor ve "ince şeyleri anlamaya" çok daha fazla ihtiyacımız olan bugünlerde onun dizelerine daha da sarılmalıyız.

Bir sonbahar rüzgarının ardına takılarak gitti; "Sen yağmurlu günlere yakışırsın / Yollar çeker uzak dağlar çeker uzak evler / Islanan yapraklar gibi yüzün ışır / Işırsa beni unutma"

Kendi gitti, şiiri kaldı… Unutulmaz, çünkü 'sevda kalıcıdır’.