Ey demden beri bize dayanma gücü veren yüce tanrıçalar, kar- boran ve fırtınada toprak bulamadığımız için yoldaşlarımızı karlara gömdüğümüz zamanlarda bizi nefesiyle ısıtan, gözlerimizde donan kristal yaşları avucunda biriktiren tanrıçalar. Barutlu şafaklarda en çok sevdiklerimizi hatırlatıp ölmememiz için yalvaran tanrıçalar. Omzumuza aşk muskaları asan ve yaşamlar çoğalsın diye ölmeyi bilen biz çılgın çocuklara özgürlük masalları anlatan, sadık kalacağımız tanrıçalar. Şimdilerde yine sizden başka kimselere sığınmak istemiyoruz. Savaşın en acımasız zamanlarında hayata mavi bakmamızı siz öğrettiniz. İştarın ruhundan direnci öğrendik. Barışın çocuk gülüşlerinde olduğunu yine sizden öğreneceğiz. Zagros dağlarının tanrıçası Ninhursak bir barış umudunun öğretisi olacak. Birde tanrıçaların en sadık evladı, helal süt emmiş çocuğu Öcalan bu öğretinin elçisi olacak.

Onursuz yaşamanın ölüm sayıldığı günlerde zulme karşı baş eğmeyen, diz çökmeyen bu ülkenin asi çocukları biz gerillalar, analarımızı terk ettik. Bu dağlar ne savaşlar gördü barış için verilen, ne destanlar yaşandı buralarda kahramanı anılmak için değil, anlam doğurmak için ölümler kucakladı. Dağlarda ana tanrıçaların eteklerine sığındık, onlar yaralarımızı gözyaşıyla iyileştirdi. En amansız acılara gülmemizi istedi bizde biat ettik. Pişman değiliz, pişman etmek isteyenlere dudak ucu ile gülümseyip özü pişmemiş ham dedik. Ve şimdi daha iyi anladık ki gerçekten acı nedir bilmeyenler barışa hazır değiller. Hiç savaşmayanlar güzel hayaller kuramıyor. Özlemeyenler kavuşmaktan anlamıyor.
Sevmek nedir bilmeyenler zamanında savaşmayı göze almadı, şimdi ise barıştan korkuyorlar. Yıllardır süren şu uğursuz savaşta tırnağı kanamayanlar şimdilerde nasıl bas bas bağırıyor, savaş çığırtkanlığı yapıyor, koyu kırmızılara bürünüyor. Ama hepimiz biliyoruz ki onlar asla gerçek hayatla tanışmamış tiplerdir. Oktay Vural asla Gabar dağında vurulan askeri anlamadı, anlayamazda… Çünkü bu tipler yıllarca savaşın acılarıyla, gerçeğiyle değil, rantıyla ilgilendiler… Kaç ölümün onlara karnı tok ama gözü aç, bireyci ve kirli bir yaşam sunacağını bir tek onlar biliyor. Bu yüzden bu gün o kadar tepinip duruyorlar. Form kazanmış katı iktidar delisi zihniyetler toplumun akışkan barış istemini anlamak istemiyorlar.
Çünkü barış sevmeyi bilenlerin bayramıdır. Çünkü barış hayata ve insana aşk düzeyinde bağlı olanların eylemidir. Barış bedel vermeyi bilenlerin halayıdır. Tanrısallığa ve kutsallığa inananların dergahıdır barış… Bunu en çok cesurca savaşanlar bilir. Meydanlarda ölüm naraları atanlar değil. En çok kanayan kanın durmasını ister, parmağı kanamayanlar değil. En çok yaralananlar yara sarmaktan anlar, çünkü onlar yaşamın sınanmış insanlarıdır. Birde toplum bilir. Halklar bilir, analar bilir. Bu yüzden Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan “Sürecin yaratıcısı halkımızdır, halklardır” dedi ve barışı emin ellere teslim etti. Şimdi toplum dışı çırpınışlar sinmiş gölge olmayı kendine yediremiyor, bu yüzden suni barış fobisi oluşturmaya çalışıyorlar. Bu fobide kandile bayrak dikme hayali kadar kısa ömürlü olsun dilerim. Dilerim ki sevmeyi bilenlerin bayramı kazanır, dilerim bize sevmeyi öğreten tanrıçaların ruhu şad olur!..