
Ön not:
Seyid Rıza’nın Fransa Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği 30 Temmuz 1937 tarihli mektubuna Dersim Generali ünvanıyla imza atması.
Türkiye, Dersim Generali Seyid Rıza ünvanına karşı çıkamadı, çünkü o dönemde Dersim hala işgal edilememiş ve Dersimli askeri güçler komutanlarının ünvanını belirliyorlardı.
Dersim’de askeri bir merkez olduğunu daha önce Dersim’le ilgili Nurî Dersîmî’nin eserlerinden öğreniyoruz.
Paradoks ya da paralellik: Mazlum Kobanî 2018'de ABD Savunma Bakanlığı sözcüsü Albay Robert Manning tarafından, "General Mazlum" olarak tanımlandı.
Birincisinde Seyid Rıza’nın mektubunda: "Türk Hükümeti… Dersim bölgesine girmeye kalkışmıştır" belirlemesine denk düşen dönemde, Kürdistan’daki güçlerin kendilerine General ataması dönemi. İkincisinde ise işgale son veren Rojava güçlerinin askeri güçlerine komutan olarak atadığı Mazlum Kobanî’nin uluslararası güçler tarafından kabul görmesi(?!).
Her iki durumda da, işgalden arındırılmış Kürdistan parçalarında, iki Kürdistanlı komutandan bahsediyoruz.
Seyid Rıza’nın tarihi önem taşıyan satırları, onun yüksek düzeyde diplomatik bir dil kullandığına tanıklık ediyor. Bu satırlar aynı zamanda, Türk devletinin Kürdistan’ı kırklı yıllara kadar işgal edemediğine işaret ediyor.
Türk devletinin sert askeri önlemlerin yanı sıra, Türkleştirme politikası çerçevesinde, Kürtler’i mecburi iskana tabi tutuğuna, Kürt dilini yasaklayarak, inkar üzerine kurulacak yeni bir sistemi yerleştirmek istediğine işaret ediyor:
"Senelerden beri Türk Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta, gazete ve yayın organlarını yasaklamakta, anadillerini konuşanlara zulm ederek, halkımızı Kürdistan’ın verimli topraklarından koparılanların büyük bir bölümünü…göçerterek bu halka zulmetmektedir."
Dersim ile Kürdistan coğrafyasındaki diğer hareketlerle koordinasyon içinde oldukları ve ortak siyasi mevziler için mücadele ettikleriyle ilgili emareleri Seyid Rıza’nın şu satırlarında buluyoruz:
"… Bu işgal karşısında Kürtler sürgün yollarında can vermek yerine kendilerini savunmak için 1930’da Ararat Dağı’nda Zilan Vadisi’nde ve Beyazid’da olduğu gibi silahlara sarıldılar."
Savaşın acımasız olduğu biliyor, ama savaşın dayanılması zor yüküne işeret ediyor. Seyid Rıza, mektubunda, Türk ordusunun direnişi kırmak için caydırıcı bir savaş başlattığını aktarıyor. Burada travma tanığı birçok Dersimlinin onlarca yıl boyunca yeni nesillere anlattıkları: "Munzur’un Dersimli genç kızların kanına bulandığı"na denk düşen satırları şunlar:
"Üç aydan beri ülkemde acımasız bir savaş sürüyor…direnişimiz karşısında Türk uçakları köyleri bombalayıp, yakıp yıkıyor, savunmasız kadın ve çocukları öldürüyor."
Seyid Rıza bir kahraman gbi yazıyor. Başını dik tutan, realist bir General:
"Boğucu gazların kullanılmasına rağmen ben ve arkadaşlarım Türkiye ordusunu mağlup ettik" dedikten sonra, kitleleri cezalandıran kemalist politikayı aktarıyor: "Türk Hükümeti bütün Kürdistan halkına zulmederek, başarısızlığının intikamını alıyor."
Son olarak bu mektupta, içinde yaşadığımız sürece denk düşen bir anlatıma yer vermek istiyorum:
"Kendi ülkesinde barış ve özgürlük içinde mevcudiyetini, dilini, gelenek-göreneklerini kültürünü ve medeniyetini korumak isteyen üç milyon Kürt..."
Aradan 80 yıl geçti, Türk devletinin inkar politikası değişmedi. Değişmeyen, inkarı kabul etmeyen ve direnen Kürdistanlılar. Değişen ise dünyada kendisini yöneten aygıta sahip olmayan en büyük nüfusun yaşadığı ülkenin Kürdistan olması.