Son KHK de gösteriyor ki, artık TBMM yalnızca içi boşalmış bir „kabuktan“ ibarettir.

Saray rejimi, muhalefetin önünde en küçük bir „legal, barışçı ve parlamenter“ mücadele imkanı bırakmadı.

HDP ve CHP’li vekillerin yanı sıra, Cemaatle ilişkili AKP’li vekillerin de tasfiyesi yönünde büyük bir adım atıldı. Yeni KHK’ye göre, vekillerin tümünün dokunulmazlığı artık yok. Ankara’da atanacak „tek bir savcı“ ve tek bir „mahkeme“ vekilleri sorgulayabilecek ve tutuklayabilecek.

Bu gelişmeler şunu da açıkça ortaya koydu:

Saray, 20 Temmuz darbesiyle kurduğu OHAL rejimini 2019 seçimlerine kadar sürdürecek. Yani kimilerinin „beklediği“ bu seçimlere HDP’nin de, Akşener tarafından kurulacak olan partinin de katılmasına ya izin verilmeyecek ya da katılsa bile oylarına el konacak.

CHP’ye gelince...

CHP eğer, Saray’ın „iki partili faşist diktatörlük“ modelini kabul ederse, bu seçimlere katılabilecek. Yok eğer faşizme karşı tüm güçlerin cephesinde yer alırsa, Saray onu da tasfiye edecek.

Artık tek bir KHK ile siyasi partilerin kapatılması aşamasına gelindi.

Yarın, İran’la birlikte, MHP şefi Bahçeli’nin ilan ettiği gibi, örneğin Güney Kürdistan „referandumla“ ayrı devlet haline geldiğinde, ona karşı savaş ilan edildiğinde, bu savaş tüm Kandil’i, Kuzey’i ve Rojava’yı kapladığında, bilin ki, ortada AKP dışında tek bir parti kalmayacak.

Erdoğan „iki yıllık geçiş sürecini“ beklemeden, tek kişilik diktatörlüğünü KHK’lerle kuruyor. TBMM’nin „yasama“, kanun yapma yetkisini yok etti. Bütün kanunları, kanunla yapılacak bütün işleri, tek başına KHK’lerle yapıyor. Yasama organı tasfiye edilmiştir. Hükümetin elindeki bütün yetkileri de teker teker kendi elinde topluyor. En son KHK ile MİT’i kendisine bağladı.

Şimdi açık ve dürüst konuşalım:

„Legal, barışçı ve parlamenter“ yoldan, bu gidişe karşı nasıl muhalefet edilecek?

Bu soru somut yanıt bekliyor.

Ve şu anda bu soruya „var güçle seçimlere hazırlanacağız, 2019’da öyle bir başkan adayı göstereceğiz ki, Erdoğan devrilip gidecek“ diyenler, bunu hayal ederek, halkı da bu hayalle oyalayanlar, emin olun Erdoğan’ın yürüdüğü yola kendi elleriyle kırmızı halı sermiş oluyorlar.

Eğer bugün rejim geriletilemezse, 2019 seçimleriyle ilgili en küçük bir şans Türkiye’nin önünde kalmamıştır.

Bu gerçek halka olanca açıklığı ile anlatılmalıdır.

Anlatılmalıdır ki, bu halkın içinde var olan „şahsiyetli“ ve „kararlı“ insanlar, çevreler faşizme karşı „nasıl direnileceğini“ düşünmeye başlasın.

Legal partiler, elbette kendilerini feshetmemeli. Şimdi yürüttükleri bütün kampanyaları sonuna kadar yürütmeli. „Adalet yok“ demeye, „adalet de vicdan da yok“ demeye devam etmeli. Ama asla halkı „kadüğü çıkmış merkebe“ benzetmemeli, „ölme eşeğim ölme, yaz gelecek yonca bitecek, 2019’da seçim olacak, senin adayın başkan seçilecek, dayan eşeğim dayan“ filan dememeli. Bu partiler, son ferdi tasfiye edilene kadar direnmeli. HDP öyle yapıyor. Diğerleri de bunu göze almalı. Ama aynı zamanda halka gerçeği de söylemeli; Saray’ın bütün legal, barışçı ve parlamenter imkanları yok ettiğini, halkın faşizmden kurtulmak için artık yeni yollar, yöntemler, mücadele biçimleri üzerine kafa yormak zorunda olduğunu ilan etmeli.

Böyle olunca, halkın saflarında „legalist, pasifisit ve parlamentarist“ beklentiler ortadan kalkar ve bu halkın gençliği, karşı karşıya kalınan bu faşist zorbalığa karşı, adım adım örgütlenmenin ve mücadele etmenin yollarını bulur.

Tıpkı vaktiyle Öcalan ve arkadaşlarının bulduğu gibi.

Onlar, 12 Eylül faşizminden en küçük bir „insaf“ beklenemeyeceğini bilen bir halkın bağrında örgütlendikleri için başarıya ulaştılar. Eğer o yıllarda Kürdistan’da böyle bir bilinç olmasaydı, legal, barışçı ve parlamenter yoldan yürünerek, örneğin Amed Belediyesinin alınabildiği, yarın yine böyle imkanlar ortaya çıkacağı hayali bu halkta yaygın olsaydı, Kürt Özgürlük Hareketi başarıya ulaşamazdı.

Şimdi sıra Türk halkında. Ege’nin, Trakya’nın, sahillerin, metropollerin laik, demokrat, ulusalcı ve hatta AKP karşıtı milliyetçi, islamcı ne varsa tümünün „Ne Yapmalı?“ diye düşünme zamanı...