Kahin, çiçeğin tomurcuğa durduğu anı izliyordu. Doğurgan bir rahim gibi patladı. Yapraklar açılana dek izledi. Aynı anda yüzünde tomurcuklandı tebessüm.

“Demek ki bir doğum, başka bir doğuşa yol açar,” dedi.
Kahin, mana çözücüydü. Eski zaman dillerini, geleceği işaret eden bütün ahir zaman izlerini çözmesini bilirdi. Çiçekten gelecek okumayı kadim zaman efsuncularından öğrenmişti.
Yolu insan çölüne düştü. Bir zamanların cennet bahçelerinin yerinde çöller vardı şimdi. Daha da beteri, insanlar çölleşmişti. Kum ve zamanın birbirine eşlendiği çağdaydı. Bu nedenle gelecek, şimdilerde zor bulunan çiçek açımlarından okunuyordu.
Her şey ve her yer yalnızlığın dilemmasında biçimleniyordu.
“Yalnızlık bir dildir,” dedi.
Kahin, insan çölünde konuşmayı sürdürecekti.
“Çöl ve sema iki kutlu yalnızlıktır. Bütün evreni mahlukat, bu iki cebrin kutsal narından yaratıldı. Amma evvel zaman içinde, insan kendi çölünü büyüttü. Her şeyi çöle çevirdi.”
Çöl dile geldi:
“Aşkıma tutulanlar iki türlü doğar: Ya beşere mutlak hakim olurlar ya da fani olur batıla saparlar, o zaman da kururlar.”
Kahin, zamanın dilini konuşan bin türlü varlıktan feyiz aldı.
Dedi ki, “Sevgi ölünce çöl ve sema hakim oldu. Gök ve yer arasında kalmışların kıt akılları ölümü kutsadı. Ölüm sevginin yerine geçince doğum durdu. Hayatın bütün çıra ve fenerleri söndü. Doğum ancak sevgiyle olur.”
Sevgiyi çölden yaratmak, bilgiyi de gökten toplamak gerek. Sevgi ve bilgi bir araya gelmedikçe, çölün ve semanın kadir-i mutlak hükümranlığı sürecektir.
Öze dönmek, öze dönüşmek, öze devinmek gerek.
Kahin, gözlerinin kıyısındaki çizgilerden zamana seslendi:
“Ey zaman! Ya sana özgürlüğümü sığdıracağım ya da seni yaşanmamış sayacağım.”
Zaman dile geldi.
Dedi ki, “Sitemin kabulümdür amma zulüm hakirdir. Ben deryayım yüzmesini bilene; amma sığ bir dere olurum inkar edene. Doğruluğun yolundan saptım, düştüm en zalim rahimlere. Satıldım mezatlarda, üryan edildim kış gecelerinde, devşirildim yıldızlı iklimlerde. Özgürlük gizlidir dilimde amma çözmesini bilene.”
Kahin yürüdü insan çölünde. Duyguları aradı çöl denizinde. Remilattı. Duygular dile geldi. Dediler ki, “Biz öldürüldük evvel çağlar içinde. Yandık şehvet ateşlerinde. Fahişeyiz şimdi derderst edildiğimiz bildik ellerde. Biz ki insanın en sol yanı, en temiz ve pak yanıydık. Bütün uygarlıkların elinde yosmayız şimdi. Ey Kahin, yücelt bizi çölün rahminde...”
Kahin gözlerini yumdu, çalınmasın diye gelecek umutları. Gözlerinde âti dölleniyordu. Haramiler yolunu kesti. Çöl Haramileri iki kat daha acımasızdı. Onlar ki kendi soylarına ihanet edenlerden devşirilenlerdi.
Dediler ki, “Altın ve gümüşlerini ver.”
Dedi ki, “Yoktur.”
Dediler ki, “Malını ver.”
Dedi ki, “Ne varsa çulumdur.”
Dediler ki, “Gözlerinde gizlediğini ver.”
O zamanlar haramiler bilirdi, en gizli hazineler gözlerdir. Hançeresi göz olanın serveti dünyaya bedeldir. Gözlerine gizledikleri bütün umutları verdiklerinden dolayı çölleşmişti insanlar. İnsan çölü, gözlerinin parıltısını verenlerden oluşmuştu. Kahin gözlerini açsa, insanlık asla dirilmeyecekti. Ölüm mutlak, keder sonsuz, yaşam çürük olacaktı.
Dedi ki, “Gözlerimin ışığını sonsuza ektim, veremem.”
Dediler ki, “Ya canını ya gözlerinin parıltısını.”
Dedi ki, “Ey haramiler! Pusatına el atmadığınız, ışığını söndürmediğiniz, talan etmediğiniz gelecek kaldı mı? Nedir, kiminledir, neye karşıdır bu pervasızlığınız?”
Dediler ki, “Kahin, biz kadir-i mutlakıyız çöllerin. Biz ki sonsuz kere devşirildik mayasından beşerin. Gördüğün bu muhteşem çöl şaheseri bizimdir. Herkes aynı ve birdir. Herkes ve her şey çöldür!”
Dedi ki, “Bir tek kölelerde mutlak eşitlik mevcuttur.”
Dediler ki, “Vermezsen gözlerindeki hazineyi, cebir ile alırız sendeki cevheri.”
Kahin bütün rüzgarların dilini bilirdi. Kavil eylediği üzre çağırdı bütün rüzgarları. Gökte tufan, yerde fırtına koptu. Kum fırtınası doğdu. Cümle haramiler dört bir yana savruldu.
Dedi ki, “Ey gafiller, bu tarihle kavildir, zamanla ahttır. Haramilerin saltanatının kudreti yetmez bu derman-ı devranı almaya.”
Haramiler bir şey diyemediler. Bildiler ki, gücün kaynağı sadece cebir değil; iyilik ve sevgi de bir güç kaynağıdır.
Kahin çölde yıldız okudu, geceyi çağırdı.
Gece: “Ben ki ışığı doğuranım ey Kahin! Ben bile ürker oldum cehaletin zifirinden.”
Yıldız: “Cümle geleceğin mana deniziyim. Amma anlamsızlık deryasında soldu birer birer manalarım. Zamanları ve iklimleri bende okuyanlar bile ihanet etti ey Kahin!”
Kahinin bakışlarından bir dil oluştu.
Dedi ki, “İhanet ve cehalet iki uğursuz döldür. Hangi rahme ekersen ek, lanet doğurur. Kavimleri piçleştiren kem gözlerdir. Şimdi insan deryasına akan iki lanet ırmağıdır. Zihni ve yüreği karartan iki başlı hançerdir. İnsan çölünü yaratan lanetin kehanetidir.”
Gece ve Yıldız kendi dillerinden gözyaşı döktüler. Ağıtlarından iki nehir devşirdi Kahin. Her birinden iki damla akıttı gözlerine. Gözlerinde döllenen bakir geleceğe.
Yolcu yolunda gerek. Kahin iklimleri dinledi.
Dediler ki, “Adımızla anılırdı bütün coğrafyalar ve insanlar. Şimdi lanetimiz baki kaldı. Baki ve fani olanı biz biliriz bütün cihanda. Harcımızı bozdular, ruhumuz işkencede. Bilmez olduk iyiyi ve doğruyu. Biz ki, iyiyi, doğruyu ve güzeli damıtırdık mevsimlerimizden. Hayat şimdi bizsiz ölü bir iklimde sürmekte.”
Kahin sözlerinden yeni bir iklim yarattı.
Dedi ki, “Bu iklim yaşamın cevheridir. Bununla dölleyeceğim Kutsal Işığı. Gönlünüzden gamı, seyrinizden gammazı silin, atın. Kutlu ışığı döllemeye gidiyorum.”
Kahin mehire baktı. Kutlu Işığın dölleneceği kuşağı aradı. Topladığı manalardan Büyük Mana’yı çıkardı. Kuşağın yollarına düştü. Mezopotamya’ya bir ışık seli aktı. Kahin, Amara göğündeki yıldızlarla konuştu.
Dedi ki, “Çölleri aştım, haramileri yendim, cümle cenah ile söz söyledim. Zaman ve mekan adlı iki başlı kılıcı olan tarih ile boğuştum. Canlı ve cansız bütün evren-i mahlukatı gördüm, zulüm sürmekte. Ey Amara! Kutsal Işığın ile yaratılacak kutsal olan! Oğlunu iki nehirle besleyeceğim. Dağ ile kavil keseceğim. Amma ihanet pusattır, yol meşakkatlidir, sonunda trajedi vardır. Desiseler çoktur, riyakarlar boldur, maskeler bin türlüdür, yol çetindir. Hasımlar korkunç ve gaddardır. Mayalarında zerre-i beşer yoktur. Yalnız olacaktır, yalnız kalacaktır, yalnız yürüyecektir. Yolu da ateştendir. Aht, kavil ve ahir tamamdır. Mührümüz gözyaşlarımızdır. Oğlun Bilge olandır, özgürlük ırmağında yıkanandır. Kutsal olanın adı AMMAR’dır. Güzeldir, sevgidir, bilgidir ve âtidir. Beşerdir ama nefestir. Işıktır ama isrâktır.”
Kahin gözlerini yumdu; çiçekler, yıldızlar, kuşlar, kelebekler, dağlar, sular, feza, asuman bir ırmakta buluştu, Amara’ya kavuştu. Ve kutsal olan ve ışık olan, bilgi olan, sevgi olan, özgür olan ve yalnız olan doğdu. İnsan çölünde bir çiçek yeşile durdu; gök denizinde bir yıldız sonsuz parladı. Duygular arınma mabedine ayine gitti. İklimler birleşti, özgürlük iklimini yarattı.
Kahin gözlerini açtı. Zaman var oldu ve AMMAR doğdu.
Ardından ışık seli aktı.
Kutsal olan, ışıktan gelendir.
Kutsal olan ışıktır.

* Ümraniye E Tipi Cezaevi