Avrupa Kürt Kadın Hareketi tarafından İsviçre’nin Winterthur ve Almanya’nın Rüsselsheim ve Hanau kentlerinde 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü dolayısıyla etkinlikler düzenlendi. 

Wintherthur’da düzenlenen ve kadın aktivisti Rojda Yıldırım’ın konuşmacı olarak katıldığı panelde kadının toplum, mücadele ve özgün konumuna ilişkin tartışmalar yaşandı. 

Şiddetin duyulması ayıp görülüyor

Yaklaşık iki saat süren panele katılan kadınlar, şiddete dair kendi yaşamlarından örnekler vererek, şiddetin sadece fiziksel değil, başka alanlarda da ortaya çıktığını ifade etti. Konu ile ilgili yaşanan sıkıntıların  hayati bir eşiğe vardığında gündeme getirildiğini belirten Yıldırım, devamla şu gerçekliklere dikkat çekti: “Birçok kadın bu konuları paylaşmayı gerekli görmüyor, ta ki sorunlar yumak haline gelinceye kadar. Aile içi şiddet yaşandığında genellikle sorunun üstünü kapatma, alabildiğine sınırlandırma eğilimi baskındır. Maalesef sorunlar karşısındaki refleks, halen ‘ayıbımız içerde kalsın’ tavrıdır. Ne olursa olsun mutlaka sorun ‘içerde’ kalmalı anlayışı, ‘ayıbı’ yaşarken ‘ayıp’ olarak görmemeyi ama topluma yansımasını ayıplayan bir anlayış olarak yaşanıyor. 

Halen en etkili silah

‘Ayıp, mahrem, namus, ahlak, özel sorun’ gibi toplum tarafından en sık kullanılan kavramlar aslında bir zırh olarak karşımıza çıkıyor, yaşananları irdelemede karşı direnç alanları olarak kullanılıyor. Özellikle ‘ayıp’ kavramı gerçek anlamda geleneksel toplumun en etkili silahı olarak halen canlılığını koruyor. Toplum genel olarak yaşadığı sorunların çok azını kurumlarımıza yansıtıyor. Feodal ve geleneksel toplum kültürünün yarattığı kapalılık hali ya da sorunları yansıtmayı bir ‘gurur’ meselesi haline getirme baskın bir yaklaşımdır. Burada sadece toplumun bu özelliklerine dayanarak, ‘toplum kapalı, bize gelmiyor, daha ne yapalım’ gibi bir kolaycılığa düşmek ne kadar hatalıysa ‘toplumun tüm yaşadıklarını biliyoruz, biz toplumun tamamiyle her sorununun bir parçasıyız’ demek de o kadar yanlıştır.” 

‘Kadın kırımı’ tanımı

Almanya’nın Rüsselsheim kentinde düzenlenen seminere ise TJK-E temsilcisi Ronahi Pazarcık katıldı. Kadına yönelik şiddetin nedenlerinin başında kadının itiraz etmesi, kadının boyun eğmemesi ve kadının kendi haklarını savunması geldiğini ifade eden Pazarcık, temelde ise erkeğin kadın üzerine hakimiyet kurma hedefi olduğunun altını çizdi. 

Kadın katliamları ile ilgili dünya ve Türkiye ile ilgili istatistiklere yer veren Pazarcık,”1995 ile 2013 yıları arasında dünya genelinde 13 bin 381, Türkiye genelinde ise 2010 ile 2015 yılları arasında toplam bin 134 kadının erkek şiddeti sonucunda katledildiği bilgisini verdi. 

TJK-E temsilcisi, Birleşmiş Milletler’in dünya üzerinde gerçekleşen kimi katliamları ‘kırım’ olarak tanımlarken, kadın cinayetlerini ise bir kırım olarak adlandırmamasını eleştirdi. 

Başlık parası, kadının pazarlanmasıdır

Pazarcık, kadınların erkek şiddetinden kurtulmanın yol ve yöntemlerini ise şu şekilde sıraladı: 

“Kadınlar, önce yaşadıkları şiddetin farkına varmak zorunda. Kadının erkeklerden değersiz değil, eşit ve aynı haklara sahip olduğunu bilmeli.  Kadına yönelik şiddetin toplumsal gelenek, görenek, din, örf veya adetler üzerinden meşrulaştırılmasının suç olduğunun bilincine varmalılar. Gerici aile yapılanmasının bir göstergesi olan başlık parası, düğün takıları gibi uygulamaların, kadının pazarda satın alınması gibi bir uygulama olduğunu bilincine varmalı. En önemli adım ise, kadınlar ataerkil topluma karşı örgütlenmek, kendi haklarını savunmak ve hemcinslerine yardım eli uzatmaktır” vurgusunu yaptı. 

Hanau’da da şiddete karşı egemen zihniyetle nasıl mücadele edileceği ve mücadele alternatifleri tartışıldı, demokratik ulusun boyutlarına dikkat çekildi.



N. BAYRAM-R.AYDOÐDU / RÜSSELSHEIM / YENİ ÖZGÜR POLİTİKA / WINTHERTHUR