İnsanın beynini ve yüreğini kasıp kavuran acı dolu manzaralarla karşı karşıya hayat. Ölümle, zulümle geçiyor günler. Büyük acılar yaşanıyor ve bunun sonu gelmiyor. Alışın diyor kimi sözcüler. Alışılır, anlaşılır şey değil. Ölmek ve öldürmek zorunda değiliz demenin bir kıymeti harbiyesi olmadığı gibi böyle bir söylem suç sayılıyor.

Hiçbir şey insandan daha değerli olamaz. İnsan hayatını temel almayan, yaşamı siyasetin merkezine koymayan hiçbir bakış açısı adaletli olamaz. Bu her kesim, her taraf için geçerlidir.

Yaşanan onca acı göstermiştir ki, her türden şiddet ve baskı çözüm getirmiyor, tam tersine şiddet şiddeti, öfke öfkeyi besliyor. Bu durum acı kayıplara yol açtığı gibi ruhsal fay hatlarında kırılmalara, giderek onarılması zor gediklerin açılmasına da neden oluyor. Savaş sadece can almakla kalmıyor, geleceğimizi bağlı kılacağımız bağların kopmasına da sebep oluyor.

***

Harold J.Laskı’nin deyişiyle; “Başkalarının acılarını küçümserler çünkü bu acıların deneyimine sahip değillerdir ve kendilerine güvenmek için kendi erdemlerini abartırlar. Tarihi çarpıtırlar ve bunun vatanseverlik olduğunu söylerler; haklı istekleri bastırırlar, düzeni ve yasayı koruduklarını söylerler. Hukukun işlemediği, adaletin hüküm sürmediği toplum dengesizleşmiştir.”

İnsanca yaşamak ve yaşatmak, vicdanımızın sesini bastırmadan akıllıca, sorumlulukla ve olumlulukla hareket etmekle başlar. Birini suçlarken, birilerini yargılarken, terazinin öteki kefesine de vicdanımızı koyduğumuzda varacağınız sonuçlar çok daha adil olacaktır.

Yönetenler, sabit fikir peşinde gitmeyi, hatta zulme bayraktarlık etmeyi yaşamın sanki bir gereği ve gerçeği olarak görmeye ve göstermeye çalışıyor. Şunu hiç gözardı etmemek gerekir ki; taraflardan birinin şiddeti karşı şiddeti körükler.

Hükümet içerde ve dışarıda savaş konseptini devreye sokarak varlığını bunun üzerine inşa etmeye çalışıyor. İçerde kamu güvenliği adı altında yürürlüğe soktuğu OHAL destekli savaş konseptiyle despotik bir yönetimi pekiştirmeye çalışıyor.

***

Hakkaniyet dediğimiz şey biraz da hayatın sağlamasını yapma cesareti ve erdemidir. Yüzleşebilmek, araştırıp hakikatleri ortaya dökebilmek, gerçeğe varabilmektir. Yüzleşmeyen hayatın kibri, pervasızlığı, acımasızlığı ve bencilliği ortadadır. Yüzleşmek hayatın kendi doğal akışını bulmasının bir yoludur. Bu yüzden adaletin terazisinde yüzleştirmeli hayatları.

Herkes her kesim için diyorum. Aslolan gönül gözünü açmak, kendi içine bakmak, baktıklarını görmek, gördüklerini anlamak, tanımak, onlarla bir bütünlük kurabilmektir.

Ve antrparantez bir hatırlatma; barış masası devrilmeden, 2.5 yıl süren çatışmasızlık dönemi boyunca ne bir acı ne bir kayıp yaşandı.

Bir 40 bin daha mı ölelim? Yıllarca savaşılsa da dönüp gelinecek yer masa başıdır. Ancak bu sürede giden hayatlar geri gelmeyecek. Unutmayalım.