AKP iktidara geldiğinde “işkenceye sıfır tolerans” ve “komşularla sıfır sorun” diyordu. Bir bakıma Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” şiarını günümüze uyarlıyordu. Ne var ki bu sihirli-şirin laflar her zamanki gibi boş bir laf olarak kaldı ve gerçek acı olarak ortaya çıktı. Libya’ya NATO müdahalesi gündemde geldiğinde “NATO’nun Libya’da ne işi var?” diye diklenen Erdoğan kısa bir süre sonra Libya’ya müdahale için en önde koşturdu. Kardeşi Kaddafi’nin kanına ekmek doğradı.
Şimdi de bir zamanlar yediği içtiği ayrı gitmeyen, Suriye-Türkiye arasında vizeleri kaldıran Erdoğan ve Beşar Esad kanlı-bıçaklı düşman oldular. “Kardeşim Esad” artık yıkılması gereken şer odağı “zalim Esed” oldu. Erdoğan aylardır “NATO Suriye’ye müdahale etsin” diye çağrı yapıyor. Bütün bunlar bir arada düşünüldüğünde, Türk uçağının düşürülebileceği bilinerek ve sanki düşürülsün diye kasten Suriye hava sahasına sokulmuş olması ihtimal dahilindedir. Bu olaydan sonra Suriye’ye karşı Haçlı cephesi saldırıya geçmiştir. Türkiye’nin bu cephenin gönüllü koçbaşılığını yapması da birçok önemli ve etkileri uzun yıllar sürecek olan olumsuz sonuçlara yol açacaktır. Araplar başta olmak üzere bölge halklarının ezici bir çoğunlukla Türkiye’ye karşı çıkacağını bilmek için kahin olmaya gerek yok. AKP’ye oy verenler de dahil olmak üzere Türkiye halkının çoğunluğu da bu uğursuz işten ve NATO işbirliğinden zevk almayacaktır. Ayrıca Türkiye halkları içinde de bir çok onarılmaz kırılmanın başlangıcı olacaktır.
Birçok gözlemcinin gördüğü ve dile getirdiği bu durumu AKP liderlerinin ve devlet önde gelenlerinin görmemesi mümkün mü? Elbette görüyorlar ama çok açık olarak vahim bir tercih yaptılar. İşin başında “Var mı bana yan bakan” deyip bölge kabadayılığına soyunan AKP diktası şimdi de NATO planları doğrultusunda NATO ile kol kola girip “Var mı abimle bana yan bakan?” deyip birlikte kabadayılık yapıyor. ABD ve NATO bölgeyi yeniden şekillendirip paylaşırken, AKP diktası da kendi hesabına Kürt direnişini ezmeyi planlıyor. Böylece sadece Kuzeyde değil Güneybatı başta olmak üzere bütün parçalarda Türkiye himayesindeki sözde Kürt oluşumlarına yol açılırken PKK ezilip tasfiye edilecek. Bunu düşünmek ve yazmak kolay ama uygulamak o kadar kolay mı? Kolay olmadığı ve olmayacağı bugünden bellidir. Ama AKP diktasının gözünü kan bürümüş görünüyor. Bu nedenle gerçekleri görmekten uzak, sadece kendi istediğini görüp emrindeki medya eliyle istediği kadarını gösteriyor. Ama güneşin balçıkla sıvanamadığı gibi gerçeklerin gizlenmesi de olanaksızdır.
Halkların özgürlük istemlerini kanla bastıranların, bu özgürlük potansiyelini kendi paylaşım emelleri için kullanmaları geçici olarak mümkün olsa da ilelebet süremez. Kürt halkının susturulması için her türlü katliamı yapan ve savaşı tırmandıran AKP diktası hiç bir yere özgürlük-demokrasi götüremez. Emperyalist paylaşım kavgalarından pay almak isterken halkları daha büyük savaşlara ve kırımlara sürüklemekten başka bir sonuç elde edemez.
AKP diktası net olarak bu tercihi yaptıktan sonra Türkiye siyaseti açık olarak normale döndü. Yani “Kırmızı Kitap”ın kırmızı çizgilerinde milli birlik beraberlik sağlandı. Ordu-Millet-devlet ve CHP tek cephe oldu. Alışıldığı gibi “milli meselelerde milli takım ruhuyla tek ses olma” geleneği bozulmadı. Muhalif sesler bir bir son ferdine kadar bastırılıyor. Anlaşılıyor ki “Bir musibet bin nasihatten iyidir” sözü maalesef bir daha doğrulanacak. Bölge ve Türkiye bu gerginlik içinde büyük bir savaşa sürüklenirken bazıları fütuhat hayalleriyle yanıp tutuşuyor. Osmanlı’nın 600 senede yapamadığını yeni İttihatçılar 6 ayda yapacağını, Osmanlı’nın 600 senede Qandil’e dikemediği bayrağı 6 ayda dikeceklerini sanıyorlar. Bu güne kadar Kürt halkının temel demokratik haklarını tanımayanlar, Kürt halkını imha ve inkar ile tarihten silmeye kalkışanlar şimdi bir yandan aynı hayalleri görüyor bir yandan da “Büyük Kürdistan kurulacak” kabuslarıyla uyanıyorlar. Halkları bu kadar büyük bir ateşin içine atanlar, çıkardıkları yangında kendi saltanatlarının da kül olabileceğini hesap etmeli ve bu acı sona hazır olmalıdırlar.
Bazı gözlemciler olup bitene Üçüncü Dünya savaşı diyorlar. Bir çok gözlemci de Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşının aslında bitmediğini söylüyor. Onlara göre İkinci savaş da birincinin ikinci aşamasıdır. O da bitmemiştir ve bugün süren savaş gerçekte Birinci Dünya savaşının üçüncü ve son aşamasıdır. Bu hiç de yabana atılacak bir değerlendirme değildir. Çünkü 100 senedir paylaşılmaya çalışılan Ortadoğu için bugün bütün aktörler bütün güçleriyle devrededir ve bu sefer son sözü söylemek istemektedirler. Uzun sürse de olacak olan budur. Önemli olan bu kurtlar sofrasında yem olmamak ve kendi özgürlük özlemlerine kavuşmak için ezilen halkların yapması gerekenlerdir. Bu doğru yapılabildiği ölçüde ezilen halklar her türlü sömürgeci saltanata son verip özgürlüğe kavuşacaktır. AKP diktasının “Sıfır barış-sıfır çözüm” kilidi böyle kırılabilir.
Sıfır barış sıfır çözüm!