Gün Zileli, Londra’da yaşadığı on yılını “Sığınmacılar (1990- 2000) Londra” adlı otobiyografisinde içtenlikle dile getirmiş. Geçtiğimiz ay İletişim Yayınları tarafından basılan kitap, yazarın daha önce yayımlanan dört kitabıyla birlikte 54 yılı kapsayan yaşam öyküsünü bütünlemiş oluyor. O dört cilt üzerine 2004’te bir köşeyazısı yazarak kitapları tanıtmıştım.
Gençliğinde yazdığı öykülerle adını duyuran Zileli, daha sonra politikaya soyundu. Türkiye İşçi Partisi (TİP), Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) ve Dev- Genç gibi parti ve örgütlerde çalıştı. TİP ile Milli Demokratik Devrim (MDD) ayrışmasında ikinci gruptan yana tavır aldı. MDD’nin aylık dergisi Aydınlık ayrışmasında Al Aydınlık değil, Ak Aydınlık taraftarı oldu. Doğu Perinçek’in başını çektiği bu grupta en tepedeki üç yönetici arasına girdi. İllegal parti yöneticiliği yüzünden üç yılını Mamak cezaevinde geçirdi. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra on yıl kaçak gezdi. Bu sırada örgüt liderine ters düştüğü için dışlandı. 1990’da Londra’ya gidip mülteci oldu. “Deniz Orada” ve “Bahar ve Tipi” adlı iki romanı yayımlandı, çeviriler yaptı. Londra’da önce Troçkist gruplarla yakın ilişkiler kurdu. Daha sonra Anarşistlerle birlikte oldu. Vatandaşlıktan çıkarıldığı için 2002 yılına kadar Türkiye’ye gelemedi.
Çocukluk dönemini “Ev (1946- 1954)” adlı kitapta anlatır Zileli. İlk dokuz yılın anıları, ailesi, İstanbul ve Ankara’da yaşadığı evler yer alır ilk kitapta. “Yarılma (1954- 1972)” içinde yer aldığı olayları, örgütleri ve tanıdığı kişileri nesnel bir biçimde anlattığı ikinci kitaptır. Yakından tanıdığı Denizler, Mahirler, İbolar ve eski tüfekler baş roldedir. Kitaptan birkaç alıntı yapmak isterim.
İşte Doktor Hikmet Kıvılcımlı: “…ilerlemiş yaşına rağmen sırım gibi bir adamdı. Muayenehanesinden çıkıp tren istasyonuna kadar birlikte yürüdük. Bembeyaz saçları ve derin çizgiler oluşmuş yüzü, onun binbir badireden geçmiş, yirmi yıldan fazlası hapishanelerde yıpranmış ömrünün öyküsünü anlatıyordu bize. Öylesine hızlı yürüyordu ki, ona yetişmekte güçlük çekiyorduk.”
İşte Mehmet Ali Aybar: “…partide otururken, Yalçın Cerit, biz içerde bulunanlara, birazdan Genel Başkan’ın parti binasına geleceğini, Aybar içeri girdiğinde herkesin ayağa kalkmasını tembihledi. Nitekim Aybar, bir saat kadar sonra, yanında başka parti yöneticileri olduğu halde, kapıdan içeri girdi. Hepimiz ayağa kalktık. Aybar, tek sıra halinde dizilmiş biz partililere doğru ilerledi, tek tek gözlerimizin içine bakarak sertçe ellerimizi sıktı.”
İşte Mihri Belli: “Orta yaşlarda, sert görünüşlü, çatık kaşlı, ama esprili bir adamdı Mihri Belli. Onu on yıl öncesinden, bizim mahallede kaldıkları zamandan tanıyordum. Ama bu seferki karşılaşmamız bambaşka koşullarda olmuştu. O zaman, top peşinde koşan bir çocuktum. Şimdi ise Yazı Kurulu üyesi bir gençlik önderi. O zaman, ‘Rusya’dan gelen karı- koca komünisti’ merakla gözleyen bir yeni yetmeydim. Şimdi ise, Mihri Belli’nin karşısına geçmiş, Milli İstihbaratçıların evimize gelip babamdan Mihri Belli’nin davranışlarını takip etmesini istediklerini anlatan yetişkin bir devrimci.”
İşte Deniz, Mahir ve Kürt sosyalistleri: “Filistin’den yeni dönmüş ve ortalıkta Filistin gerillalarının giydiği lastik ayakkabılarla dolaşan Deniz Gezmiş de dahil, neredeyse herkes SBF yurdundaydı. SBF yurdunda pek seyrek görünen Mahir Çayan da oradaydı. Kantine girip TİP taraftarı Kürtlerin saldırısına uğradığımı söyleyince, kantindeki bütün MDD’ciler seferber oldular, hep birlikte yeniden SBF’nin yanındaki kahvenin oraya indik. Kendimi, dayak yiyince abilerini çağıran küçük çocuklar gibi hissediyordum. Kürt sosyalistleri, SBF’den aşağı inen otuz kırk kişilik kalabalığı köşede karşıladılar. Sayıları daha az olmasına rağmen, çekinmeden MDD’cilerin karşısına çıktılar. Şekip de aralarındaydı. İki grup arasında tartışma başladı. Kürtler, benim TİP mitinginde saldırganlık yaptığımı söylüyor, SBF’liler ise, kendi arkadaşlarının SBF’nin yanıbaşında herhangi bir nedenle saldırıya uğramasını sineye çekemeyeceklerini belirtiyorlardı. Ne var ki, iki taraf da kavgaya niyetli gözükmüyordu.”
“Havariler (1972- 1983)” ve “Sapak (1983- 1992)” yenilgi dönemleri ve kaçak gezdiği yıllar üzerinedir. Yaklaşık iki bin sayfayı bulan anılarında, başta kendisi olmak üzere herkesi kıyasıya eleştirir Zileli. Maraş katliamından sonra Alevilerin pek çoğunun İngiltere’ye iltica etmek zorunda kaldığını Zileli’nin anılarından öğrendim. Londra’da yaşayan Türk ve Kürtlerin büyük çoğunluğu Maraşlı, Elbistanlı ve Pazarcıklı Alevilerden oluşmaktaymış.
Anılardan Türkiye’nin yakın tarihini adım adım izlmek de mümkün. Londra bölümünde ise dünyanın tüm uluslarından portreler bulunuyor. Londra’nın sol çevreleri, Sovyetler’den, Latin Amerika’dan, İran’dan, Afrika’dan gelip sığınan komünistler, Türk ve Kürt sol grupları, ne isterseniz hepsi var. Zileli’nin özel yaşamı da ilginç: eşleri, sevgilileri, kızı, köpeği, kedisi, bisikleti… Hırsızlık yaptığını, marketlerden yiyecek aşırdığını, bunun için geliştirdiği yöntemleri açık yüreklilikle ve esprili bir dille kağıda dökmüş Zileli. Anılarda yüzlerce insanın portresi, resmigeçit yaparcasına önümüzden geçiyor sanki.
SIÐINMACILAR