Halkların kaderini belirleyecek seçimin gölgesinde az bir mola verelim ve şiirlenelim. Hayatın akışı neyi nereye koyarsa koysun, bazı şeylerin yerleri hep bellidir: Şiir de o yeri belli olanlardan.
Ayrıca şairler için güzel ve güçlü kelimelerden kurulmuş cümleleri de şiir kadar severim:
"Diyarbakır'dasınız. 1980'den bu yana yaşanan her şeyin tanığısınız... Gördükleriniz, yaşadıklarınız gözünüzden gitmiyor, içinizde birikmiş söyleyecek bir çok şeyiniz var. Sözü şiirden alıyorsunuz...
'Bir Zerdüşt Ahmet Çakmak. Niçin mi böyle diyorum: Her şeyden önce Diyarbakır gibi büyük bir kente sahip çıkmış, yalnız onu düşünüyor, onu görüyor... Bütün kentler şairleriyle vardır."
İlhan Berk, bu satırları, size anlatacağım şairin "Eskikent Kırgınlıkları" adlı kitabı için yazdı.
Diyarbekir, üzerine en çok şiir okunan, yazılan ve anlatılarda kadim taşlar kadar yeri olan kent. Ahmet Çakmak da oralı işte. Son kitabı "İnsanın Kimsesi" buluştu şiirsevenlerle.
Diyarbekir sadece şairi/şiiri/taşıyla değil, karpuzuyla da hayatımızda yerli yerindedir:
"bütün sular karpuz çatlatırdı eskiden/gözleri olan işitsin" diyor şair. Karpuzu çatlatan suların ömrünü çalıyorlar oysa, karpuz artık öfkeden çatlar, çatlayacaksa.
İnsanın Kimsesi galiba su, şairin imge dünyasında. Şiirleri susuz büyümüyor, serpilmiyor su olmayınca.
"Çok su içer, çok ağlayan şair" belli:
Hiç
"nisan eylülün gözyaşlarıdır/ suların kuruttuğu ıslak ruhumuzda"
"turunçlar, su birikintileri/gözetler rehin alır varlığımızı"
Zamanın Rüsvası
"oturayım uyku sularına dalayım"
Telaş
"kimden kaldı sana bu kalabalık/ bu kuruyan zamana su verme hastalığı/ taşın telaşı"
Veda
"ıssız sulardan yüzünü çekti aşk"
Sahipsiz Sesler
"yalnızlıktan üşür insan en çok/göğün yeri tırmaladığı saatlerde/kucağı mühürlüyken/sular seller gibi sevdiğinin.
Donmuş bir suya/damarlı taşlar atar gibi/ dut ağaçlarının izniyle/bıraktı kendini boşluğa"
Su İçin
"suyun taştaki huzuruna rastladım"
"rüzgarın titrek sesinde gördüm/insanın insane ettiğini/yaz’ın insafsız pencerelerinde…
su için
su için
içim su"
Doğadan aldığı nefesi söz olarak yine doğaya salan şair, ruh halim su, ruh halim Dicle-Fırat, ruh halim Diyarbekir, diyor okura.
Yağmurun iyice doyurduğu toprağa oturup, taşkın suların korkulu gözlerine söz fısıldamak şair işi. Biz okuyunca anlamayız çoğu kez. Suların dilini şair çözer nihayetinde. Su da şairane bir var olmadır bu hayatta. Hayatın ruh halidir su; öfkesi, kaygısı, savaşı, sessizliği ve de…
"dere yataklarının kurumuş kederini/ taşıran kalbim/ özlüyor mu seni/ denizden ölen kentler"
En büyük savaşın toprak yüzünden olduğunu sanıyorsak yazık. Savaşın büyüğü su için çıkacak, suya yazılacak bedeli. Ya da susuzluğa. Su bize bataklıklar bırakıp gidecek hayatımızdan, sonra yalnızlıktan çatlamış topraklar, ıssızlığa soluk vermeyecek kadar cılız yeşilmtrak otlar…
"üşümelere havale edip saklı çölümü/ yazarttığı buruşuklukla çıktım huzurunuza/ ince ince kıyılsın yapraklarım/ gözlerimde taşıp duran nehrin/ adı var kendi yok şırıltısına"
Biraz da bu yüzden şairin suya heveslenmesi, seslenmesi… Onu hayata bağlayan bir köprü sanki. Sana çok şiir yazsam Dicle, daha çok söz biriktirsem mesela, kalır mısın burada? Kurumazsın ya?
"yeni bir gün, eski bir gündür tüm pencerelerde/ su döküldü kırıldım"
Ahmet Çakmak / Insanın kimsesi / Noktürn yay/2015