“Şike" Fransızca bir deyimdir. Spor karşılaşmalarında, çıkar için hile, sahtekarlık yapmak, yalan-dolana başvurmak demektir.

Ancak, şike alan olarak, sporla sınırlı değildir. Türk tipi siyaset, bir baştan öbür başa şikeyle doludur. Demokrasi, insani haklar ve özgürlükler sloganıyla ortaya çıkıp, danışıklı dövüşün, çürütmecilik ve mugalatanın şah damarı kesilen, dünyada bir ilk olarak gazetecilere, yazar ve akademisyenlere yer açmak için, hapisteki bireysel suçluları salıveren AKP, bir şikeli siyasetin son çocuğudur.

Dün, “kardeşlerim" olan Kürtler, bugün “yer yüzünün neresinde varsa, oraya kadar" yeminiyle düşmandır. Onları yok etmek için, taşeronlarıyla Kuzey Suriye’de “şikeli savaş" senaryolarından hayali zafer çıkarmaya çalışıyor.

Kuzey Suriye işgalinde, Irak Şam İslam devleti (IŞİD) düşman rolünde ama, Almanya’nın der Spiegel dergisinin de tesbit ettiği gibi tek hedef, başlıca amaç, “nerede bir Kürt varsa canını alma” rüyasıdır.

Bu rüya gizli değildir. Der Spiegel bir bilinmeyeni faş etmedi. Erdoğan’ın yemini bu. Almanya dergisini yalanlayan Milyarder Binali de, kendisi gerçeklerini ifade etti.

Hırsızlığı elinde yakalanmış, buna rağmen inkara gitmiş yalancıların yalanı kendilerine, IŞİD onlardan aldığı yardımı hak etmek için elinden geleni esirgemedi.

Kürtleri kesti. Esir alınmış kadınlarını pazarlarda sattı. Mallarını çaldı, talan etti. Ek olarak, Erdoğan’a oy vermiyor diye içerdekileri bombalı katliamdan geçirdi.  

Erdoğan her katliamdan sonra, onları, “bizim için, PKK, PYD, YPD ne ise DAİŞ de aynıdır" cümlesiyle, aklayıp pakladı. 

İslam terörüne ise asla toz kondurmadı. Nitekim Amerika Başkan yardımcısı Biden’ın Ankara’ya gelişi sırasında, bir gazetecinin İslamcı teröristlerin cinayetlerine ilişkin sorusu üzeren şöyle diyordu:

“İslamdan terör örgütü çıkmaz. İslama mensup olan katliam yapmaz."

Bu söz, Demirel’in bir zamanlar cinayetten cinayete koşan Türk ırkçılarını savunmasını andırıyordu. Demirel de, cinayetleri soran gazeteciyi, “bana Türk milliyetçilerinin cinayet işlediklerini söyletemezsiniz" diye azarlamıştı.

Erdoğan da, uydurmayla, İslam terörünü yıkayıp temizliyor, bu arada kir, pas içinde olan kendi rejimini paklıyor, ancak Roboskî katliamının masum ve mazlumları mezarlarında kanıyorlardı. Erdoğan’ın İslam rejimi onların katiliydi. Kürt şehirler tanklar, toplarla enkazdı. Katledilmiş bebeklerin, savunmasız siviller, diri diri yakılmışların cesetleri enkaza karıştırılıp dere yataklarına aktarılmıştı. Onların katilleri de IŞİD’in benzeri olarak “Allah u ekber" sloganlıydı.

İslam katliam yapmaz diyen Erdoğan, katillere madalya takandı. Cinayeti kutsamak da cinayet ortaklığıydı.

AKP İslamının kanda banyo festivali orada dursun, konumuza dönelim:

IŞİD, istenilen zaferi sunmayınca iş başa düşüyor, Erdoğan Rus liderin ayağına gidiyor, Kürt imha ve yurtlarının işgali için izin istiyor, Batı medyasına göre, orta yere de rüşvetler saçıyordu. Siyasi rüşvetin yanında, düşürülen uçağa karşılık tazminat adıyla yüksek miktarda bir para ödüyor, ek olarak Rus gazına güzergah açıyor, yeni ihaleler sunuyor, buna karşılık İran ve Suriye’nin de içinde yer aldığı Kürt karşıtı cephe oluşuyordu.

Sahtekarlık, hilebazlık, ayağa düşmüş ahlak bir yana, birbirine kurşun atanlar, Kürt düşmanlığı söz konusu olunca birleşiyorlardı. IŞİD, kendisini besleyen efendisine alan açıyor, Erdoğan bundan sonra ekranları doldurup ipini koparan, çamura yatıran varmış gibi “bayrağımız ebediyen dalgalanacaktır" diye haykırıyordu.

Sonra Kürtler İslama karşıymış gibi “ezan sesini boğamayacaklardır" diyerek, şoven ruhlara aşı yapıp IŞİD’e, hayali savaş ilan ediyordu.

IŞİD, savaş tamtamları çalmadan üç gün önce, Cerablus’u boşaltmıştı.

Erdoğan’ın kan görmeye hazırlanan dindar ve kindar milleti, böylece hayal kırıklığı yaşadı. Hatta “böyle savaş mı olur?" mırıldanları ekranlara bile takıldı.

Erdoğan’ın yarısı vatan haini suçlamasıyla hapiste yakan ordusu, kendisi savaş havalarını çalıp, kendisi oynamaya başlamıştı. Şafağın alaca göğüne füzeler atıyor, uçaklar laciverdimsi göğü yarıp içinde kayboluyor toplar gürlüyor, fakat cevap veren çıkmıyordu.

Cevapsızlığa, başka bir deyişle sessizliğin sesine Türk televizyonları da şaşkındı. Çünkü, seyirciyi kan ve yangın görme havasına sokmuş ama, her şey fos çıkmıştı. Savaşta bilinen IŞİD buharlaşmış, ortalıktan çekilmiş, “sayın seyirciler, göğüs göğüse çarpışmalar" haykırışları, yalana dolanmış, havada asılı kalmıştı.

Türk ordusu, Kürtlerin evlerini başlarına yıkma amacıyla IŞİD’in armağanı toprakları işgal ediyorlardı. Gerisi danışıklı dövüş, şikeydi. İkinci İnönü gibi Türke Türk propagandası tertibinden, hayali bir savaş.

Gülünç savaşların evrensel tarihine yeni bir çentikti, bu. NewYork Times gazetesinin başlığıyla, iktidar, şike savaştan hayali zafer çıkararak kendi kendine moral vermişti.