Tam 16 yıldır İmralı özel esaret koşullarında tutulan Önder Apo'nun sahip olduğu tek resmi hak, avukatlarıyla haftada bir saatlik görüşme ile on beş günde bir gerçekleşen aile görüşleridir. Ancak sahip olduğu bu tek resmi hak da devlet ve hükümet tarafından uzu süredir ihlal edilmektedir. Önder Apo'nun 27 Temmuz 2011'den itibaren dava avukatlarıyla görüştürülmemesi ciddi bir hak ihlalidir. Ciddi bir hukuk ihlalidir. Cezaevi yönetiminin nezaretinde gerçekleşen bu avukat görüşlerinin hukuki kapsam dışında herhangi bir siyasi niteliğinin olmadığını herkes biliyor.
Devlet heyeti ve HDP heyetinin İmralı'da yaptığı görüşmeler ile avukatların yapacağı görüşmelerin amacı da niteliği de birbirinden çok farklıdır. Heyetler, Kürt sorununun çözümü doğrultusunda, siyasi diyalog ve müzakere sürecini geliştirme amacıyla; yani siyasi nedenlerle görüşme talebinde bulunuyorken, avukatlar ise müvekkillerinin davaları hakkında hukuki açıdan rollerini oynama temelinde görüşme hakkına ve yetkisine sahipler.
2013'ün başından 5 Nisan 2015'e kadar, çok ciddi aksamalara uğrasa da, belli aralıklarla İmralı'ya götürülen HDP heyetinin yaptığı siyasi içerikli görüşmelere paralel olarak, avukat-müvekkil ilişkisi kapsamında yürütülmesi gereken hukuki ilişki hiçbir biçimde işlememiştir. Devlet ve hükümet, Kürt Halk Önderi’nin avukatlarıyla görüşmesinin kesilmesi yetmiyormuş gibi, bir de savunma hakkını üstlenmiş tüm avukatlarını o dönem tutuklayıp zindanlara kapattı. Avukatları tutuklama ve zindanlara kapatma, şimdiye kadar örneği çok nadir görülen bir uygulama olarak tarihe geçti. Türk devleti ve AKP Hükümeti’nin geliştirdiği bu kendine has uygulama, hem Kürt Halk Önderini rehine konumunda tutup savunma hakkını elinden alarak cezalandırma hem de onu savunmak isteyen avukatlarını, adeta "siz nasıl olur da Abdullah Öcalan gibi birini savunursunuz, gösteririz size" deyip cezalandırma yaklaşımıydı.
Avukat müvekkil ilişkisine bu şekilde keyfi sınırlandırma ve siyasi uygulama getiren devlet ve hükümet yetkilileri açısından bu bir suç durumudur. Önder Apo'nun avukatları, devlet ve hükümetin işlediği bu suçları, gerekli uluslararası yargı mercilerine taşırma haklarını daha fazla kullanabilmeliler.
Gelinen aşamada Türk devletinin ve mevcut hükümet adaylarının, Kürt sorununu demokratik yollarla çözmeye niyeti görünmemektedir. Böyle bir kararlılığa sahip değiller. İmralı'da devlet adına yaptığı görüşmeleri de, şimdiye kadar bir özel savaş siyaseti olarak yürütmüştür. Mevcut koşullardaki böylesi görüşmelerden somut bir çözümün çıkmadığı ve çıkmayacağı ortadadır.
Yeni koalisyon hükümeti oluşur mu, oluşacak koalisyon hükümeti Kürt Halk Önderi ile görüşmeleri yeniden başlatır mı, başlatırsa Dolmabahçe metninde geçen on maddelik müzakere başlıkları temelinde mi başlar; bunlar şu anda yaşanan denklemin bilinmeyenleri. Denklemin bilinen yanı ise; görüşmeler başlasa bile eski tarzda ve mevcut koşullarda olamayacağıdır.
İki güç, bir halkın kaderini belirleyen ve bir ülkenin demokratikleşmesini sağlayacak olan çok temel çok tarihi, uğruna kırk yıldır kan dökülen, can verilen, bedel ödenen sorunları çözmek için müzakere edecekse, o zaman her iki gücün de birbirini ciddiye alma düzeyi, birbirine saygı düzeyi ve birbirine hak tanıma düzeyi, konunun niteliğine ve özgül ağırlığına denk olmalı. Oysa görüşmelerin sürdüğü süreçte bile, devlet ve hükümetin gösterdiği muamele hiç de buna denk değildi. Buna denk olmayan bir yaklaşımı Kürtler artık kabul etmeyecektir.
Bunun için Kürt halkının ve hareketinin başmüzakerecisi konumunda olan Önder Abdullah Öcalan'ın rehine durumu ortadan kaldırılmalı ve özgür çalışma ortamına kavuşmalıdır. Hareketiyle görüşme ve diyalog zemini daha özgür kılınmalıdır. Devlet tarafının müzakerecileri ne tür haklara ve özgürlüklere sahipse, Önder Abdullah Öcalan da o haklara sahip olmalıdır. Şayet Türk devleti, PKK ve PAJK militanlarının kendisine karşı silah kullanmamasını istiyorsa, bunun için Önder Apo'ya, gerillayı buna ikna etmesi için olanak sağlaması gerekir. PKK ve PAJK fedai militanlarından oluşan gerilla ordusu, bizzat Önder Apo'yu kendi arasında görüp bu çağrıyı kendisinden dinlemediği müddetçe, hiçbir devlete karşı silahları sonsuza dek kullanmayacağını beyan etmez. Çünkü Türk devletinin Önder Apo'nun esaret konumunu nasıl bir şantaj aracı haline getirdiğini bütün gerilla gücü biliyor. Dolayısıyla elindeki silah konusunda yürütülecek tüm tartışmaların ana ekseni içinde temel bir konu Kürt sorununun çözümü ise, ikinci temel bir konu da Önder Apo'nun özgürlüğüdür. Önder Apo ile yeniden kucaklaşmasıdır. Çünkü Kürdistan gerillası, Önder Apo'nun özgürlüğü sağlanmadan Kürt sorunu etrafında geliştirilen tartışmaların boş bir kapıya çıktığından emindir. Elindeki silahı da bunun teminatı olarak görmektedir. Bu bakımdan Önderliği ile özgür koşullarda buluşmadan böyle bir konuyu gündemine almamaya kararlıdır.
HDP Eşbaşkanlarından Sayın Selahattin Demirtaş'ın da dediği gibi bu konuda Kürdistan gerillasının esas aldığı tek adres, Önder Abdullah Öcalan'dır. Devlet ve hükümetin HDP'ye silah bırakma yönünde çağrı yapması için uyguladığı baskı ve özel savaş boşunadır. Bırakalım HDP'yi, Kürdistan gerillasının bu konuda KCK yönetimini bile dinlemeyeceğini, Türk devleti ve oluşacak yeni hükümet bilmelidir.