Kürtler, Türk devletinin 90 yıllık baskı politikalarında birbirinden öz olarak farklı olmayan baskı politikalarını çok iyi biliyor. Kürtler, Cumhuriyetin ilk kuruluş dönemleri sonrasında hemen başlayan red-inkar siyaseti ile gelen tehcir-tedip-tenkil harekatlarını; dar ağaçlarını, komando harekatlarını, JİTEM’in, köy yakmaları, cezaevlerini, uluslararası komployu gördü, yaşadı ve bunlara karşı amansız bir direniş gösterdi. Kürtler Türk devleti ve işbirlikçilerinin bu politikalarına boyun eğdi mi? Hayır!
Kürtler, neyi yaşadığını ve nasıl direndiklerini, ne kadar bedel ödediklerini gayet iyi biliyorlar. AKP’liler ise bu gerçeği ya bilmiyorlar, ya görmek istemiyorlar ya da iktidardan dolayı gözleri dönmüş ve beyinleri sulanmış. Çünkü 1 Kasım seçimlerinin sonuçları AKP’lilerin gözlerini ve düşünme yetilerini iyice perdelemiş durumda. Oysa çok uzak tarihlere gitmeye gerek yok. Ama isteniyorsa Türklerin Anadolu’ya girişleri sırasında Kürtlerin özellikle Silvan-Mervani Kürt Beyliği’nin varlığı ve tutumu, sonrasında Osmanlı dönemindeki Kürdistan muhtariyeti, Türkiye Kurtuluş Savaşı’ndaki Kürtler ve Türkiye halklarının ortak mücadelesi’ndeki olumlulukları göz önünde bulundurarak günümüzü anlamlandırabiliriz.
Ya da güncelin çelişkili ve çatışmalı durumlarına vesile olan red-inkar siyaseti ile ortaya çıkan yüz yıllık sorunun nasıl on binlerce insanın ölümüne, binlerce köyün boşaltılmasına, milyonlarcasının sürgüne gittiğini, zindanlarda bedel ödediğini de insan hatırlayabilir.
Şimdi AKP; Kürt-Türk ilişkilerinde PKK’nin kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan’ın tarihsel ve toplumsal önemini kavrayıp bilince çıkarmadan savaş meydanına çıkıp “PKK’yi ezeriz, bitiririz, Kürtleri terbiye ederiz, kendimize kul köle yaparız!” demektedirler. Öyle yapabilir mi? AKP, Ergenekoncu devlet zihniyeti ile ittifak yapıp PKK’yi ezip bitirebilir ve Kürtleri kendisine kul köle yapabilir mi? Çok ama çok zor hatta imkansız. Çünkü PKK önderlikli son Kürt isyanının karakteri sözünü ettiğimiz tarihsel ve toplumsal bilincin harcı ile oluşturulmuş.
PKK’ye karşı 1970’lerin ikinci yarısında başlayan, 1980’le doruk noktasına çıkartılan NATO destekli Türk devletinin komplo ve savaş evreleri hep devletin yenilgisiyle sonuçlanmıştır. 27 Kasım 1978’de PKK’nin kuruluşu, 14 Temmuz 1984 Amed Zindanındaki Büyük Ölüm Orucu Direnişi, 15 Ağustos 1984 gerilla savaşı, 1990’lardaki halk serhildanları, 2 binli yıllardaki uluslararası komploya karşı Demokratik Cumhuriyet ve demokratik konfederalizmin stratejik bir süreç olarak işlemeye başlaması, Güney Kürdistan’daki kazanımlar, 19 Temmuz 2012’deki Rojava Devrimi, Şengal-Kerkük direnişlerinde gerillanın öncülük etmesi vb... Bütün bu süreçlerin öncesinde Türk devletinin ve işbirlikçilerin PKK’yi sıkıştırıp yok etme siyaseti sonrası gelişen durumlar sözkonusudur.
PKK’yi sıkıştıran askerlerin, düzinelerce bakan ve başbakanların, Ergenekoncuların ya da Fethullahçıların durumu bugün bütün açıklığı ile ortadadır. Onlar da bir dönem devlettiler, onlar da “ezeriz, bitiririz” diyorlardı. Ki Kenan Evren’in cenazesi ortada kalmış, Demirel yalnız ve marjinal olmuş, Ecevit “köy-kent projesinin içine hapsolmuştu. Mesut Yılmaz, Tansu Çiller ve düzinelerce general ise maskara olmuştu. Şimdi Erdoğan’a ve çevresine bakıp da insan diğerlerini hatırlıyor.
Yani PKK’yi “ezip-bitirme” strateji ve taktikleri ile harekete geçen Türk devletinin karşısında PKK daha büyük kazanarak yoluna devam etmiştir. Kürtler üzerindeki her baskı politikasına PKK önderlikli direniş hareketi ile mücadele eden taraf kazanmıştır, devlet ise kaybetmiştir.
Şimdi Silvan’da gerçekleşen durum da Türk devletinin Kürtlere reva gördüğü askeri yok etme politikasının daraltılmış alanda harekete geçirilmesi taktiğidir. Ama Silvan tarihselliği ve toplumsallığının Kürdistan ve PKK ile bütünleşmiş özelliğini bilmeyen ya da görmek istemeyen devlet kendisini kandırmak için uğraşmakta ve uğraştırmaktadır. Oysa gerilla hareketinin efsanevi komutanı Agit’in doğduğu topraklar olması bile Silvan’ın direnmesi ve direnişini zafere götürmesi için yeterli bir nedendir. Çünkü Silvan bunu çok iyi biliyor. Devletin Kürdistani direnişi hatırlatan her simgeden intikam alacağının farkındadır. Bu nedenle de Silvan direnişi büyüyecek, yayılacak ve Kürdistan olacak. Devlet ise küçülecek, zayıflacak kendisini işlevsiz kılacaktır.