Kobanê ateş altındayken, yani insanlığın gelecek yüz yılının ışığı söndürülmeye çalışılırken, "Çanlar Kimin İçin Çalıyor" adlı romanda John Donne’den aktarılan bu şiir belli ki, Madrid’in faşist Franko’ya karşı özgürlük savaşının Enternasyonalist Tugaylar’ını yazarken, Hemingway’ı da insan yanından vurmuştu.
Madrid düştü, ama Kobanê şanlı bir destan yazdı gelecek yüzyıllara aktarılmak üzere. Zaferi selamladı bugünden. Ve karınca kararınca, enternasyonalistler de onlarla birlikteydi cephede.
***
"Süreç teoride var ama pratikte yürütülmüyor. Bu şekilde süreç yürümez" dedi Öcalan.
Ve Cemil Bayık dolduruyor bu saptamanın içini: "Türk devleti, IŞİD faşistlerini Kobane’de saldırttığı gibi, Kuzey Kürdistan'da kontra güçleri harekete geçirmiş durumdadır… Bu saldırıların kesinlikle Türk özel savaş güçleriyle bağlantıları vardır. Önceden hazırlanmış ve planlanmış bir saldırıdır."
Sadece Kürtlerin teorisinde ve pratiğindeydi barış. Oysa Türk devletinin teorisinde de pratiğinde de en ufak bir barış yaklaşımı hiçbir zaman olmadı. Son birkaç günde otuza yakın insanın polis ve sivil faşistlerin ortak saldırılarıyla öldürülmesinden sonra AKP devletinin başkanının ulaştığı akıl şu: "İnsani, demokratik ve iyi niyetli tavrımızın istismar edilmesine elbette müsamaha gösterilemez… Sahnelenen bu oyunun, Çözüm Süreci'ni ve kadim kardeşliğimizi sabote etme amacını taşıdığı, Doğu ve Güneydoğu'daki huzur ortamını hedef aldığı açıktır."
Onursuz adam! Başında olduğu devletin meydanlarda akıttığı kan henüz sıcaklığını korurken bile, her sözcüğü yalan olan bu sözleri söylemekten, olmayanı almakla tehdit etmekten ve onurlu bir halk ve onun ittifaklarıyla dalga geçmekten vazgeçmiyor.
***
Hiç kimse kendini gerçeğin üzerine koyarak, sürecin varlığını tartışanları öküzlükle suçlamaya kalkmasın. Bu, kendi aklına sevdalı bir kibrin esiri olmanın yanı sıra, bedel ödeyenlere de büyük saygısızlıktır. Herkesin hassasiyetleri en az AKP’nin hassasiyetleri kadar korunmalıdır.
Kitleler, "bu olayların çözüm şekli anlamlı bir diyalog ve müzakere zeminini kaybetmemekten geçiyor" denilerek, sanki kaybedilmemesi için özveri istenen 'bir diyalog ve müzakere zemini’nin varlığına inandırılmaya çalışılmasın. Zira onlar kitlelere itidal önerirken, AKP’nin yeşil JİTEM’i ve MHP’nin boz itleri yeniden salındı sokaklara. Bıçak altındaki devrimci demokrat kitlelere itidali kabul ettirmek için devletin bir milimlik bir adım atması yeterliydi. Atmadılar.
***
TAK açıklama yaptı: "Bugün Kobanê’ye yöneltilen namluların sahiplerinden hesap sorma günü gelmiştir. Bundan sonra tüm metropoller eylem alanlarımız, tüm düşman kuvvetleri birincil hedeflerimizdir. Kobanê yangın yerine çevrilmişken Türkiye metropolleri rahat uyumayacaktır."
Keşke Türk halkı hiç acı yaşamadan anlayabilseydi tarih boyunca kıyımdan geçirilmiş ezilen halkların ve inançların acısını.
Keşke damdan düşenin halinden damdan düşmeyen de anlayabilseydi.
Keşke hiçbir insanın kanı akmasaydı bir dirhem özgürlüğe kavuşabilmek için.
Ne yazık ki çok söyledim, tutmadı: "Kendi düşen ağlamaz!"
Şimdi ‘çanlar senin için çalıyor’
"Hiçbir insan yalnız değildir. Bir ada gibi bağımsız ve kendi başına değildir. Dünyanın herhangi bir parçası bütünün bir bölümüdür. Küçük bir toprak parçası denize aksa, koca bir kıta küçülür. Bütün bir ülke yok olsa, arkadaşların ölse, senin evin ve yaşadığın ülke yok olmuş gibi üzülmelisin. Çünkü ben de o büyük bütünün bir parçasıyım. İşte bu yüzden; asla, 'Çanlar kimin için çalıyor?’ diye sorma. Çanlar senin için çalıyor."