
AKP iktidarı Kürt düşmanlığı konusunda master yapıyor. Bu masterin planını da devreye koymuş bulunuyor. Kobanê IŞİD çetelerinin kuşatması altındayken “Kobanê düştü düşecek” diyen Tayyip Erdoğan, şimdi de her gün “Cizre düştü düşecek” hayaliyle yanıp tutuşuyor. Bu hayalle yatıyor, bu hayalle kalkıyor. Kobanê düşmeyince hevesi kursağında kalan bu zevat aynı hüsranı yaşamamak için tankını, topunu, ağır silahını, helikopterini, her şeyini devreye koymuş; Cizre gibi narin bir Kürt şehrini kuşatmış, azgınca saldırıyor ve burayı alacağım diyor.
AKP iktidarı ve yöneticileri Cizre ve Sur’daki saldırılarına meşruiyet kazandırmak için her türlü yalanı da söylüyor. Öyle ki, sanki vatan savunması yapıyor, ülkeyi kurtarıyormuş havası yaratıyor. Asker-polis çeteleri sokaklarda koca koca bayraklar sallandırıyor, mehter marşlarını hoparlörlerden okutuyor. Cizre ve Sur direnişlerini kırarsa Kürtlerin iradesini teslim alacağı ve Kürdistan'ı bu havayla fethedeceği algısı yaratmaya çalışıyor.
Görkemli direniş
Cizre’de iki aydır çok görkemli bir direniş veriliyor. Devlet direniş alanlarına giremiyor. Ancak evleri ve binaları yıka yıka kuşattığı Cizre’de çemberi daraltabiliyor. Bu azgın saldırılar karşısında şahadetler de, yaralanmalar da yaşanabiliyor. Nitekim sekiz gün boyunca yaralı 25 genç bir binanın bodrum katında sıkışık kalmıştır. Bu yaralılar kurtarılıp tedavi edilmek istenmiş, ama iktidar her türlü girişimi sonuçsuz bırakmıştır. Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız ısrarla yaralıların tedavi edilmesi için ambulanslar gelmeli; sağlık personeli gönderilmeli diyor, İdris Baluken parti olarak milletvekillerinden oluşan sağlık heyeti göndermek istiyoruz diyor, ama kimseden çıt yok! Güya iktidar ambulansları gönderiyormuş, ama bu ambulanslar direnişçiler tarafından alana sokulmuyormuş, taranıyormuş! Bütün çağrılara karşılık AKP hükümeti işte böyle uydurma cevaplar veriyor.
AKP iktidarının yaralıları kurtarmak için harekete geçmemesinin nedeni açık; direnişçileri katledilmesi gereken insanlar olarak görüyor. Kürtlerin ölüsüne ve mezarlıklarına tahammül edemeyen bir iktidarın yaralanmış Kürt’e başka türlü yaklaşması zaten beklenemezdi. Savaş hukukunu tanımayan, her türlü çirkin ve ahlaksız yöntemi deneyen Kürt düşmanı bir hükümetten yaralıların kurtarılmasına izin vereceğini beklemek sadece güzel bir hayaldi. Ama sonuçta bu da bir umuttu. Ancak AKP yaralıların tedavi edilmesine izin vermediği gibi kendince “yaralılar kurtarılsın” çağrısı yapanların burnunu sürtmeye çalıştı. Alay edercesine, Kandil’e şöyle şöyle deyin, dedi. Gerçekten bu kadar da pişkinlik ve palavracılık olmaz. Zaten gönderdiği ambulanslara asker ve polisleri dolduruyor, ambulansı saldırı aracı olarak kullanıyor.
Biz bu AKP'yi tanıyoruz; sağlık durumu çok kritik bir hal alan yaralıların tedavi edilmesi için sağlıkçıların gitmesine izin vermeyecek. Ambulansları da göndermeyecek. Dolayısıyla üzülerek şunu söylemeliyiz ki, bu iktidar yaralı direnişçileri orada katledecek. Türk devletinin karakterini, zihniyetini ve Kürtlere yaklaşımını bildiğimizden dolayı bu devlet yaralı direnişçileri orada katledecek diyoruz. Böyle bir niyeti olmasaydı 8 gün boyunca 25 yaralının kurtarılması için kıyamet koparılmasına rağmen AKP çeteleri binayı bombalamaya devam eder miydi? Zaten yoğun bombardıman sonucu binanın çöktüğü de söyleniyor. Yaralıların şu anki durumu hakkında da herhangi bir bilgi elde edilemiyor.
Devlete göre Kürt
Türk devletine göre ölen Kürt ise önemli değildir. Çünkü Kürt insan değildir. Zaten Kürt yoktur, terörist vardır, işbirlikçi Kürt vardır, Türkleşmiş Kürt vardır, kendini inkar eden Kürt vardır. Kürt’ün bir toplumu yoktur, olamaz da. AKP'ye göre en iyi Kürt ölü Kürt’tür. Kürt Türk’ün kölesidir; Türk’ün karısıdır. Dünyanın herhangi bir yerinde, bir uç köşesinde bile “yüce” Türk devletinin izni olmadan Kürt bir şey yapamaz, yapmasına izin verilmez.
AKP'ye göre eskiden köken olarak Kürtler varmış, ama artık o sorun çözülmüşi çünkü hepsi Türkleşmiş. Herkes anayasa önünde Türklük esaslarına göre eşitmiş! Anayasa karşısında Türk olma konusunda eşit ve adil davranılmadığını kim iddia edebilir ki! Kürt kökenli biri bakan da olur, vali de, kaymakam da, her şey de. Ama o haliyle bile ancak bir uşak olarak! Zaten bunun aksini iddia eden ne kadar Kürt varsa öldürülmelidir. Bu öldürmeler “ulu” Türk devletinin en doğal hakkıdır. Ama bu ölümlere ses çıkarılması ise teröristliktir.
AKP iktidarı o kadar ahlaksızlaşmış ki ölüler arasına bile ayırım koyuyor. Polis ve asker ölümlerini propaganda aracına dönüştürüyor; şovenizmi ve milliyetçiliği şahlandırıyor. Kürt’ü öldürerek dünyaya ne kadar güçlü olduğunu göstermeye çalışıyor. Bir asker ya da bir polis öldürülürken ölenin anası babası oluyor, yâri oluyor, çocuğu oluyor, eşi oluyor, anası-babası şöyle şöyle ağladı, birkaç gün sonra şöyle çocuğu olacaktı deniyor. Duygu sömürüsü yapıor, ama Kürt ölünce hain terörist öldürüldü, oh oldu deniyor. Öyle ya Kürt kimsesizdir. Avukatsızdır, öldürülse de sahip çıkanı olmaz. Ölen Kürt birilerinin kardeşi, ağabeyi, ablası, çocuğu değildir. Anası babası yoktur. Kürt’ün duygusu yoktur. Kürt yerde bitmiştir, ölse de bir şey olmaz!
Ölüm sessiziliği
Özgürlükler çağı olduğu söylenen bir dönemde şu AKP iktidarının yaptıklarına bir bakın hele! Açıkça katliam yapıyor. Uluslararası güçlerden, insan hakları örgütlerinden ve Türkiye demokrasi güçlerinden de bu katliamlara karşı yeterli bir tepki gelişmiyor. Avrupa ve Amerika 20. yüzyılda Ermenilere soykırım uygulayan Türk devletine geçmişle hesaplaş ya da özeleştiri ver diyor, ama her gün katledilen Kürtler için bir şey demiyor, bir tepki göstermiyor. Herhalde Kürtler soykırıma uğratıldıktan sonra gün gelecek siyasi çıkarlarına uygun düşeceği için Türk devletine “Kürtlere soykırım yaptık deyin” dayatması yapacaklar. Yoksa bu ölüm sessizliği niye? Ama şunu bilsinler, bu ölüm sessizliği unutulmayacak, gelecekte insanlar bilmeyebilir, ama tarih unutmaz. Çünkü tarih sadece kahramanlıkları yazmaz; ihaneti de, katliamları da, soykırımları da, zalimlerin kim olduğunu da, insanlık ayıplarını da yazar.
Kuşkusuz Kürtler bu günlerde her zaman demokratik, insani dayanışmaya açık olmalıdır, ama sadece gözünü dışarıya dikip dışarıdan destek de beklenmemelidir. Çünkü özgürlüğün kazanılmasının bilinen bir denklemi vardır: özgürlük verilmez, alınır. Şimdi tam da Kürtlerin öz gücünü devreye koymasının en doğru zamanıdır. Kürt toplumu için çok zorlu, ama bir o kadar da onurluca direnirse tarihin yazıldığı günlerden geçiliyor. Kürtler şunu demelidir; şimdi ülkem için, halkım için, ölen oğullarım ve kızlarım için, yakılan köyüm, yıkılan kentim için, kendim için bir şeyler yapmayacaksam ne zaman yapacağım? Şimdi böyle günlerden geçiliyor. Dolayısıyla yerinde durmak olmaz, sessiz kalmak olmaz.
Botan yalnız bırakılmamalı
Cizre, Sur, Nusaybin, Silopi, Kerboran, Gewer yalnız bırakılmamalıdır. Dünyanın sessiz kaldığı Kürt yok edilişine Kürtler nasıl sessiz kalabilir? Nasıl sadece bir açıklamayla, sadece oturma eylemiyle, sadece küçük bir yürüyüşle cevap verilebilir? Mesela Amed’in bütün ilçeleri neden yeterli tepkiyi göstermiyor. Bağlar, Kayapınar, Lice, Silvan, Ergani, Bismil, Piran, Eğil, Hani, Kulp, Hani, Çermik ve diğer ilçeleri neden sessiz? Ne bekleniyor. AKP zaten öldürüyor. Bu öldürmeler görmezden mi gelinecek yoksa onurluca direnilip kendisi hakkında kendisinin karar vereceği, kendisini yöneteceği mücadele mi yükseltilecek? Unutmamak gerekir, sadece birkaç küçük şehir özyönetimlerini ilan edip direnince bu iktidarın etekleri tutuştu, sarsıldı. Peki bu direniş diğer şehirlere yayılırsa ne olacak? Güç örgütlülükten gelir. Kürtler örgütlü olur, tutumlarını ortaya koyarsa belki çok değerli canlar verilecek, ama kazanan Kürtler olacak.
Kuşkusuz bahar geldi, geliyor. Gerilla Kürt halkına bu kadar katliam yapılmasına müsamaha göstermeyecek. Dananın kuyruğu o zaman kopacak. olan da olacak.
Kürtler ölümden korkmuyor. Çünkü her gün zaten öldürülüyor. Onun için demokratik Türkiye ve özerk Kürdistan'ın yaratılması için hangi bedeller verilmesi gerekiyorsa vermeye hazır olduğunu ortaya koyuyor. Bu amaçlarından da asla vazgeçmeyecekler. Daha kaç genç, yaşlı, kadın ya da çocuğun hayatını kaybedeceği ise bu devletin tutumuna ve yaklaşımına bağlı olacak. Çok Kürt ölebilir, çok demokrat ölebilir, ama sonunda toplum olarak Kürtler kazanacak, kaybeden ve kıç üstü oturacak olan ise bu katil sürüsü olacaktır.