PKK önderinin başlattığı yeni “barış ve çözüm süreci”, Kürdistan’ın bütününü gözler önüne sermeye başladı. Rojava devrimi bu “şeffaflaşma” sürecini hızlandırdı. Ve AKP’nin “sarsılmaz” sanılan iktidarı sallanmaya başlayınca, artık Kürdistan bizim “dış dünyamıza” açılmaya başladı.
Mardin İl Eşbaşkanı Reşat Kaymaz’la bölgeyi gezerken, o bize, “bugüne kadar giremediğimiz bölgelere artık giriyoruz” dedi. BDP’yle birlikte biz de bu girilemeyen bölgelere girmeye başladık. Söz konusu olan Mardin’in korucu köyleridir. Siz ileride bu köylerden birinde edindiğimiz izlenimleri gazetemizde okuyacaksınız. Şunu söylemek mümkün:
Birincisi çatışmasızlık durumu ve çözüm yönünde ortaya çıkan güçlü işaretler, Kürdistan’da 1900 başında bir katilin işleyeceği cinayeti “dahiyane bir şekilde planlaması” anlamında yaratılan “Kürt insanını birbirine düşürme” planının hızla çökmesine yol açmaya başlamış. Korucu köylerinde BDP bayraklarının dalgalanması ve küçücük korucu çocuklarının ellerindeki bu bayraklarla zafer işareti yapması artık şaşırtıcı olmayan bir görünüm haline gelmiş.
İkincisi, İmralı sürecinin Kürt halkını barıştırıcı etkisi Rojava devrimiyle birlikte büsbütün artmış. Nusaybin’in “yarısı” dediğimiz Kamişlo’dan gelen haberler ve “üç kantonlu, çok etnili, çok dilli, çok dinli ve çok mezhepli Rojava sisteminin” kendisini dünyanın en gaddar çetelerine karşı başarıyla savunması, bölgede Ankara merkezli sömürgeci sistemin ömrünü doldurduğu ve “demokratik özerk Kürdistan”ın artık yakın bir amaç olduğu yönünde ciddi bir kanıya yol açmış. Bunun sonucu ise şu: Güçlü ve gaddar sömürgeci sistemin amansız baskısıyla kendi kardeşlerine karşı silah kuşanmak zorunda kalmış on binlerce korucu, artık gözlerini yeni dünyaya açmaya ve “düşmanlaştırıldıkları” kardeşleriyle kucaklaşmaya başlamış...
Ve üçüncüsü, bugüne kadar Kürdistan’da hiç bir partinin elde edemediği etkiyi, “İslam inancını“ istismar ederek elde eden AKP iktidarı, Türkiye’de temellerinden sarsılmaya başlayınca ve AKP içinde Kürt sorununu gerçekten ve samimi olarak çözmekten başka çare kalmadığını görenlerin sayısı artmaya başlayınca Kürt halkını “bölen ve birbirine düşüren” en büyük faktörlerden birisi daha ortadan kalkmış. Örneğin biri Kürt, diğeri Arap iki komşu korucu köyünde kimisi “menfaat”, kimisi ise “çaresizlik” nedeniyle sırtını Ankara’daki güçlü hükümete dayayan korucular, artık bu yöntemin işe yaramadığını görmüş. Şimdi onların hem “menfaati”, hem de “güvenliği” düne kadar elde silah savaştıkları kardeşleriyle barışmalarında. Bu gerçek kafalara girmeye başlamış.
Sanıyorum bu ve benzer analizler sonucunda Kürt Özgürlük Hareketi, bu seçimleri Kürdistan’ın ve Kürdistan halklarının birliği amacıyla büyük bir kampanyaya dönüştürüyor. Henüz işin başındayız. “Korucu” aşiretleri ve Arap aşiretleri “düşünme ve yeni bir karar alma” eşiğindeler.
Elbette böyle bir ortamda, “ulusal birlik ve halklararası birlik” çizgisini her zaman doğru ve pürüzsüz, sorunsuz ve çapaksız yürütmek çok zor bir iştir. Hatalar, yanlış tercihler kaçınılmazdır. Atılan her adımın muaazzam güçlü yanları olduğu gibi, zayıf yanları da olacaktır. Ama hiç bir hata, hiç bir zayıflık, hiç bir isabetsiz tercih. şu anda atılan adımların değerini azaltmayacaktır.
Şimdi tek tek ağaçlara bakarak ormanı görmeme yanlışından kaçınmanın ve kimi zaman “tuz yiyip, su içmemenin” ya da “kan tükürüp kızılcık şerbeti içtim” demenin zamanıdır. Çünkü bilelim ki, şu anda demokratik bir ulus ve özerk bir Kürdistan inşa edilmektedir. Her şeyin iyisi ileridedir...
Şimdi her şey zor yarın çok daha iyi
İmralı görüşme süreci öncesinde Kürdistan’ı gezdiğimiz zaman gördüğümüz gerçeklik, gerçekliğin ancak yarısıydı. Kağıt üstünde kimi gerçekleri bilmekle birlikte yerinde gözlem yapamadığımız için bu gerçekler hakkında ancak sezgilerimizle sonuca varıyorduk.