İngiltere Gündemi
Yaklaşık üç yıla yakın bir süredir kaleme aldığım İngiltere Gündemi'nde, şu ana dek göçmenlik sorununu sıkça ele aldığıma dair eleştiriler ve görüşler aldım. Bu haftaki İngiltere gündemini genel anlamda düşündüğünde İşçi Partisi'nin yeni liderinin kim olacağı tartışması öne çıkıyor gibi görülüyor. Ancak kendi nezdimde geleceklerini güvenli bir ülkede kurma umutlarıyla yola çıkan binlerce göçmenin Fransa ve İngiltere sınırında aylardır bekleyip, her iki ülkenin de bu binlerce kişiyi sahiplenmeyişi daha önemli bir haber.
İşçi Partisi'nin başına daha solcu mu, yoksa daha sağcı mı bir liderin gelecek olması elbette ki önemli bir gelişme. Hele ki liderlik savaşında başı çeken vekillerden birinin yani Jeremy Corbyn’in tam bir Kürt ve göçmen dostu olması elbette ki çok manidar. Partinin büyük desteğine rağmen aşırı solcu bulunan Corbyn’i parti tabanının istemeyip daha orta karar solcu olan Andy Burnham’ı isteyeceği gerçeği yine can yakıcı diğer bir haber niteliğinde. Ancak başta da dedim ya, siyasetteki liderlerin sıcak mücadeleleri, benim nezdimde binlerce Afrikalı ve Ortadoğulu göçmenin hayat mücadelelerinin gölgesinde kalıyor. Bu hafta da sınırda bekleyen binlerce göçmeni görmezden gelemeyeceğim.
İngiltere ve Fransa’nın sınırı olan Calais limanında İngiltere’ye geçebilmek için kendi elleriyle oluşturdukları kamplarda binlerce göçmen bir yaşam mücadelesi veriyor. Soruna çözüm adında da ülkeler sınırdaki güvenlik tedbirlerini artırıyor. Daha fazla çit inşa edilerek sınırlara daha fazla köpek konuldu. Sınırdaki polis güçlerinin sayısı artırıldı. Her tarafa kamera yerleştirildi. Bunca önleme rağmen, İngiltere Başbakanı David Cameron’ın bulduğu çözüm ise sınır güvenliğinin daha da artırılması. Çok dahiyane bir fikir! Neden kimsenin aklına gelmemiş ki?!
Bunun ardından, dün çitleri keserek sınırı geçmek isteyen göçmenlerin üstüne Fransız polisi biber gazı sıktı. Tam Türk devleti mantığı yani. Sorunu çözen değil daha da büyüten bir mantık.
İngiltere’yi Fransa’ya deniz altından bağlayan Manş Tüneli'nden geçerek seyahat etmek isteyen tatilciler de göçmenlerden dolayı ulaşım sorunu yaşıyormuş. Haziran'dan beri 9 göçmen, sınırı geçmeye çalışırken hayatını kaybederken tatilcilerin yaşadığı sıkıntı göçmen ölümlerinden daha fazla ilgi topluyor. Her ölen göçmen, trenlerin geç kalkmasına neden oluyor. Sorun bu yani!
Asıl sorun ise İngiltere ve Fransa’nın binlerce göçmeni görmezden gelip, topu AB’ye atmaları. AB bir adım atmayınca kadar da ne İngiltere ne de Fransa binlerce göçmene el uzatacak. Göçmenler üzerlerine kalır diye ödleri kopuyor.
İngiltere İçişleri Bakanı ise, 'Avrupa’nın yolları altından değil, niye geliyorlar ki’ diye bir yorumda bulundu bu hafta. Yine İngiliz hükümeti mensupları mültecileri haftalık 36 Sterlin'lik ödenekten nasıl mahrum bırakabiliriz diye kafa kafaya vermiş düşünüyor. İngiltere gibi bir yerde 36 Sterlin değil bir haftalık bir günlük masrafları bile karşılamaya yetmez ama hükümet bu realiteden bihaber yaşıyor. Göçmenler İngiltere’ye ne yolları altın diye ne de iltica ettiklerinde alabilecekleri 36 Sterlin için geliyor. Göçmenler, İngiltere’ye kendi ülkelerindeki savaşlardan kaçıp canlarını kurtarmak ve insan gibi yaşamak için geliyorlar. Tabi Avrupa'daki hükümetlerin onları insan yerine koyup koymadığını tartışmak gerek öncelikle.