NİHAL BAYRAM
- Türkiye, şantaj siyasetini esas alarak Avrupa'yla olan sınır kapılarını açarak yeni bir mülteci dramını dünyaya göstermeye çalışıyor. İçlerinde çocukların da olduğu binlerce insan yanlarına aldıkları bir-iki eşya ile Avrupa'ya geçmeyi bekliyor. Sınır kapısındaki mülteciler Yunanistan'ın baskısı nedeniyle Avrupa'ya geçemiyorlar ve sınır bölgesinde sıkışmış durumdalar. Soğuk ve açık havada çocukları ile beraber yaşam savaşı veriyorlar.
Koronavirüs salgının etkili olmaya başladığı bir sırada Alman Sol Parti AP Milletvekilleri Özlem Alev Demirel ve Michael Brandt sınırdaki insanlık krizini incelemeye gitti. Sınır bölgesinde ne oluyor? Savaşın ve şiddetin en çok etkilediği çocukların sağlıkları ve psikolojileri nasıl? Tüm bu soruları AP Sol Parti Milletvekili Özlem Alev Demirel'e sorduk.
Koronavirüs salgınından kısa bir süre önce Tayyip Erdoğan sınır kapılarını açtı ve mültecileri otobüslerle sınırlara transfer ettirdi. Türkiye’nin hesabı neydi?
Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor. Suriye'de yıllardır süren savaş orada yaşayan insanlar için her boyutuyla son derece ağır bir savaş. Türkiye'nin askeri işgalinin aslında dünya genelinde kınanması, yargılanması gerekiyordu. Ancak yargılanmadıkları gibi Suriye’de kalmaya devam ederek, Türk hükümeti ve AKP yönetimi aslında bu askerlerin ölümlerini kendi jeostratejik ve siyasi hedefleri için göze aldı. Bu da çok üzücü bir durum, burada söz konusu olan insan hayatı.
Suriye, artık ABD ve diğer güçler için bir savaş alanı. Burada insanlar nasıl barınabilir? Bu savaş bitmelidir. Suriye'de –örneğin Rojava yönetimin de dahil olduğu– var olan tüm halkların temsilcilerinin de yer alacağı bir müzakerenin gerçekleşmesi için adım atılması gerekiyor. Demokratik, barışçıl bir çözüm gerekiyor. Bunun için de tüm dış güçlerin kendilerini Suriye'den adım adım geri çekmeleri gerekiyor. Savaşın daha vahim boyutlara ulaşmaması için Türkiye hükümetine silah ihracatı durdurulmalı.
Meslektaşınız Michael Brandt ile beraber Yunanistan'a gittiniz. Sınırdaki durumu nasıl?
AB anlaşması ve mülteci anlaşması bazında Erdoğan savaştan canını zor kurtarmış ve Türkiye’ye sığınmış insanları kendi çıkarları, Suriye'deki jeostratejik ve siyasi hedefleri için her defasında bir şantaj aracı olarak kullandı. Biz Sol Parti olarak bu anlayışı başından beri eleştirdik. En son Merkel’in Türkiye ziyareti ile mülteci anlaşmasını ilerletmeye çalışmasına yönelik eleştirimizi de gündeme getirdik. Merkel'in Erdoğan ile el sıkışması Türkiye'deki muhalefeti görünür şekilde zayıflattı. Ancak baktığımızda Almanya hükümetinin mültecileri Avrupa'dan uzak tutmak için AKP ile bir anlaşmaya imza atması bir skandal. Bu bizim için kabul edilir değil. Bu mülteci anlaşması sonlandırılmalı, AB kendi görevini yerine getirmeli ve mültecilere iltica hakkı tanımalıdır. Suriye'deki savaştan canını zor kurtaran bu insanlar aynı zamanda Almanya’nın temin ettiği silahlardan, AB ülkelerinin de dahil oldukları savaş ortaklıklarından da kurtulmak istiyorlar.
Maalesef, Türkiye, Yunanistan sınırına tam olarak yaklaşmamıza izin vermedi. İnsanlar, gazeteciler, özellikle uluslararası gazeteciler veya benim gibi Avrupa milletvekilleri sınıra yaklaştırılmıyor asla. Fakat mülteciler yaklaştırılıyorlar. Neden? O sınırda neler yapılıyor? Örneğin bir mülteci hayatını kaybetti ve ateş Türkiye tarafından mı açıldı, Yunanistan tarafından mı bilmiyoruz. İki ülke de mülteciler konusunda dürüst şekilde haber vermiyor, bilgi ve açıklama yapmıyor. İki ülke de mültecilere şiddet uyguluyor ve kendi siyasi çıkarları için mültecilerle top misali oynuyorlar.
Sınırdaki durum ise tabii ki tam bir kaos. İnsanlar yorulmuş ve aralarında yaralılar var. İnsanların otobüslerle nasıl getirildiklerini gördük. İnsanları bir taraftan diğer tarafa itilirken gördük. Ve bunlar arasında çok sayıda çocuk da vardı. Hamile kadınlar gördük. Türkiye hükümetinin, AKP'nin bu insanları nasıl sınıra doğru yönlendirdiğini gördük, izledik. Mülteciler Avrupa’ya geçebilmek için o kaos ve kalabalık içinde sıkışmış bir vaziyette çaba sarfediyorlar. Siyasi güç için bu insanlarla adeta oynanıyor.
İşin diğer tarafında da Yunanistan ve Avrupa Birliği var, mültecileri her türlü yönteme başvurarak Avrupa Birliği’nin dışında tutmaya çalışıyorlar. Küçük çocuklara ve mültecilere karşı Avrupa kalelerini savunmaya çalışıyorlar. Bu insanlar güvenli bir yaşamdan başka bir şey aramıyorlar. Sınırı aşabilen insanların paralarına ve cep telefonlarına Yunan polisi tarafından el konuluyor ve bu insanlar parasız, telefonsuz bir şekilde sınırdan geri kovuluyorlar. Bu gerçekten skandal. Bu ve benzer yöntemleri Hırvatistan'dan da biliyoruz. 2019 yılı sonunda Noel günlerinde Hırvatistan-Bosna sınırına gitmiş ve orada da Hırvat polisinin benzer uygulamalarına tanık olmuştuk.
Ve bence AB başından beri şu hatayı yaptı, Yunanistan’ı oraya giden mülteci ve sığınmacılarla yaşadıkları sorunlarla yalnız bıraktı. Birçok mülteci Yunan adalarındaki kamplara yerleştirildiler; ama bu kamplar insanlık dışı durumda. Keza Avrupa ülkeleri gereken dayanışmayı göstermediler. Bu değişmeli. Bizim dayanışmaya dayalı bir siyasete ihtiyacımız var. Örneğin şu an gündem koronavirüs; onbinlerce mültecinin bulunduğu bu kamplarda neler olacağını tahmin bile edemiyorum.
Sınırdaki izlenimleriniz arasında sizi en çok etkileyen ne oldu?
Sınırda ağlayan, bağıran çocuklar vardı. Kötü şartlardan dolayı orada bitkin şekilde oturan, yatan çocukları gördüm. Sonra gözüme ilişen 6 çocuktan oluşan bir grup oldu. O çocuk grubu el ele tutuşmuş, art arda şarkılar söyleyerek oynuyorlardı. Hangi dilde şarkı söylediklerini anlayamadım, aramızdaki mesafe fazlaydı. Ama sonra aynı anda bir anne olarak şunu düşündüm: “Bunu nasıl yaparız?” Çocuklar her zaman insanın aklında daha fazla kalıyor.
Şu anda bütün AB ülkelerinin hükümetleri şunu yansıtmaya çalışıyorlar: Şu an Avrupa'da yaşayan vatandaşlar mültecileri istemiyor ve kimsenin de insanca bir siyaset savunduğu yok. Fakat bu konuda bizzat kendim şunu biliyorum ki, sadece Almanya'da yaklaşık 140 kent mültecileri kabul etmeye hazır olduklarını açıkladılar. Fakat Almanya hükümeti ve Federal İçişleri Bakanı buna izin vermiyor.
Pazarkule'deki tampon bölgesine gittiğimizde oradaki Edirne otogarına da gittik. Orada çok sayıda küçük çocuklu aileler vardı. Soğuğa karşı ateş yakan aileler orada gece-gündüz durduğu için çocuklardan bazıları çoktan hastalanmıştı. Bizi daha önce sınırda gören bir kameraman bize doğru gelip çocuklar için eczaneden ilaç almamızı rica etti. Michael Brandt ile eczaneye gidip çocuklar için ateş düşürücü aldık.
Mülteciler için düzenli, organize halde işleyen bir yardım göremedik. Bu insanların hastalandığında ilaç alabilmesi, tedavi görmesi gerekiyor; fakat böyle bir yardım kendilerine ulaştırılmıyor. Ancak mültecilere layık görülenlere baktığımızda da bu gidişat şaşırtmıyor, olan biten insanlıktan çıkmış bir siyasetin gidişatına uyuyor. Türkiye’de ucuz işgücü olarak kullanılan bu insanlara doğru düzgün maaş verilmiyordu ve bir kısmı sokakta yaşıyordu.
Sadece Midilli adasında bulunan Moria kampında 19 bin çocuk yaşıyor. Almanya hükümeti 14 yaş altında olma şartıyla 1500 çocuk kabul edeceğini açıkladı. Bunu nasıl değelendiriyorsunuz?
Bu gerçekten alaycı bir açıklama. Bu adım en başından beri atılması gereken bir adım. Eğer birkaç bin insanın yaşadığı bir Yunan adasına kurulan bir kampta 20 bin mülteci yerleştiriliyor ise burada çok yakında sorun çıkması kaçınılmazdır. Orada zaten insani bir felaket var ve bu basit açıklama ile acıyı “az miktarda” sarıyor görünmek alaycı bir tavır.
Papaz Anette Behnken, televizyondayken durumu net bir şekilde ifade etti aslında: “Bu durum midemi bulandırıyor. Burada insani değerler ayaklar altına alınıyor.” Ben bu yoruma katılıyorum. Bu yüzeysel bir yardım. AB artık mültecilerin AB’ye girişini engellemekten vazgeçmelidir.
Bilindiği gibi Almanya ve Fransa, geçen yıl yüksek miktarda silah sattılar. Bu silahların Ortadoğu'ya gittiğini ve bu silahlar ile günümüzde Afganistan'da, Suriye'de ve diğer birçok ülkede savaşların yürütüldüğünü göz önünde bulundurursak bu insanları güvende tutmamız gerekiyor. O kamplarda yaşayan çocukların çoktan kabul edilmeleri gerekiyordu. Şimdiyse 1500 çocuk kabul ediyorsun, fakat eş zamanlı olarak da temel bir hak olan iltica haklarını mültecilerin ellerinden alıyorsun. Gelen çocuklar iltica başvurusunda bulunamıyorlar. Bu kabul edilemez bir durum. Buradan bile insani felaketlerin daha da ilerleyeceğini ön görebiliyoruz. Bu insanların geleceklerini bu şekilde yok etmeye kimsenin hakkı yok.
Bu konuda Almanya'nın atması gereken adım nedir? Sizin partiniz bu konuyla ilgili ne yapacak?
- Birincisi, kriz bölgelerinde yaşanan sorunlar ortadan kaldırılmalıdır.
- İkincisi, Türkiye’nin işgali nedeniyle bu sorun daha yakıcı bir hâl alıyor. İşgal durdurulmalıdır.
- Üçüncüsü, mültecilerin temel hakları korunmalı. Yunanistan önünde bekleyen mülteci insanların iltica hakları korunmalı. İnsanların düzgün bir iltica davası açma hakları olmalı.
- Dördüncü olarak, Yunanistan’da olduğu gibi ülkeler mültecilerin gelişiyle birlikte oluşan lojistik sıkıntıları ile yalnız başlarına bırakılmamalılar. Ki, Yunanistan Euro krizi döneminde AB tarafından son damlasına kadar sömürüldü ve sosyal-ekonomik durumu zaten iyi değildi. AB ülkelerinin bu konudaki sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekiyor.
- Beşinci olarak, insanlar binler veya onbinler şeklinde kamplara yerleştirilmemeliler. Bunun yerine, yani bir merkezde toplanmak yerine, alan alan olacak şekilde (dezentral) yerleştirimeliler. Birçok kent mültecileri kabul edebileceklerini söyledi. Bu kentler mültecileri kabul edebilmeliler. Bu kentlere yerleştirilen insanlar ise kamplara değil, dairelere yerleştirilmeliler ve entegrasyonları sağlanmalı. Mültecilerin gelişiyle ile yalnız bırakılan kentlerde mülteciler, sağcı popülistler tarafından kendi çıkarları için kullanılıyorlar. Bunun önüne geçmek için yerleşim alanları inşa edilmeli. İnsanların ülkeleri bombalandı, ülkelerini kaybettiler üstüne bir de bu bunları yaşıyorlar.
Bizim Sol Parti olarak talebimiz acilen, en azından 5 bin insanın Almanya'ya getirilmesidir. Sınırlar açılmalı, mültecilerin iltica gibi temel hakları verilmeli ve tüm hakları korunmalıdır. Buna hazırlık için Seebrücke gibi inisiyatifler ve çeşitli Sivil Toplum Örgütleri ile beraber çalışıyoruz…