
Türk bayrağına sarılı asker tabutunun yanıbaşında Erdoğan, bir eli tabutun üstünde, bir elinde mikrofon, şehitlik makamını öven söylemleri, tabutun tam arkasında günahları ve suçları örtmek için sıkça kullanılan dev bir Türk bayrağı… Türkiye "şehitlerini uğurluyor, şehitlerimizi toprağa verdik" yazılı gazete manşetleri ve yaşamlarını yitiren çocuklarına ağlayan acılı ailelerin feryatları…
İşte bu manzara, Türkiye toplumunda içselleştirilmemiş Kürtler ve hakları üzerinden siyasilerin iktidarlarını korumak için yıllardır oynadığı oyunların bir parçası. Devletin ayrımcılık politikalarına maruz kalan Kürtlerin, terörist ilan edilip, katledilmesinin önünü açan en meşru yol. Bu tür kalıplaşmış algı operasyonlarıyla, Kürtlere karşı Türkiye toplumunda yer etmiş önyargılar, milliyetçi duygularla kabartılıyor. Devlet eliyle Kürdistan'da öldürülen siviller, yakılan evler, ormanlar ve işlenen tüm suçlar, Türk bayrağına sarılı asker cenazeleriyle rahatlıkla örtbas edilebiliyor. Savaştan beslenen iktidarlarını korumak adına "bundan başka çaremiz yok" politikalarının bedeli de her zaman yoksul ve sivil insanlara ödettiriliyor. İktidar savaşları üzerinden yapılan siyasetin kazananları ise yine
"savaş-seviciler."
Türkiye 80'li yıllardan çıkmamakta ısrar ederken, mutlak iktidar hırsı pervasızlıkları da sınırötesine kadar uzanabiliyor.
Ortadoğu'da savaş senaryoları
Batı'nın, kimi terörist ilan edeceği, kimi destekleyip besleyeceği, kimi kontrol edeceği, kime ayar vereceği veya savaş ilan edeceği tamamen çıkarlarına bağlıdır. Önceden karşı çıkılan öneriler, bozulan siyasi dengelere ayar verilmek istendiğinde meşrulaştırılıp kamuoyuna sunuluyor. Stratejik çıkarlar doğrultusunda geliştirilen ve "dönemsel müttefiklerle" yürütülen kirli anlaşmalar yumağı, yıllarca sürecek çözümsüzlükleri de beraberinde getiriyor. Örneğin, ABD'nin Türkiye'yi IŞİD ile mücadele eden uluslararası ortak koalisyona dahil etme çabası, Erdoğan'ın uzun süren oyalama taktikleri ile başarılı olamamıştı. AKP'nin 7 Haziran seçimleriyle bozulan hesaplarının ardından Erdoğan, Türkiye'de kaos psikolojisi yaratmak ve yeniden AKP'yi tek başına iktidara getirebilmek için ABD'ye yakınlaşarak göstermelikte olsa IŞİD karşıtı koalisyona dahil oldu.
Ya da Suriye'de "uçuşa yasak bölge" oluşturma önerisine önceleri karşı çıkan ABD'nin, adını koymakta çekindikleri "güvenli bölge veya uçuşa yasak bölge" konusunda Türkiye ile anlaşmış olması… Böylelikle, ABD Suriye'de IŞİD'e karşı savaşan en etkili kara gücü; Kürtleri rahatlıkla gözardı edebiliyor.
"Tehlikede olan sınırlarımızı korumak ve ülke güvenliğini sağlamak adına terörle mücadele ediyoruz" kılıfı ise takdire şayan, zamanlaması ise manidar. Yaşatılan kaosu, kaygan zemindeki bölge şartlarını, kafa karışıklığını, sözüm ona terörle mücadele adı altında yapılan kirli hesapları yorumlamaya ve anlamaya çabalıyoruz. Terörizm sponsorluğunda yürütülen modern yüzyıl savaşlarının bizleri maruz bıraktığı bilgi kirliliği karşısında, doğru bilgilerden oluşan referans noktaları ise yapılan açıklamaların satır aralarında gizli.
Kürtlerin ilerleyişini durdurmak için…
Nihayet göstermelik IŞİD karşıtı koalisyonda yer alan Türkiye, ilk hamlesini ABD'nin de onayıyla PKK mevzilerini bombalayarak gerçekleştirdi. ABD ile Erdoğan'ın öncelikleri tam olarak örtüşmese de, stratejik öneme sahip İncirlik Üssü'nün ABD uçaklarının kullanımına açılması karşılığında, Türkiye ile güvenli bölge konusunda anlaşmaya varılmış gibi görünüyor. Güvenli bölge, Türkiye açısından Kürtlerin ilerleyişini durdurmak için elzem bir fırsat. Zira Erdoğan"Suriye'nin kuzeyinde bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Bedeli ne olursa olsun buna engel olacağız" minvalinde söylemiyle müdahale sinyalini vermişti.
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, ABD ile güvenli bölge/uçuşa yasak bölge konusunda anlaşıldığını ifade eden bir açıklama yaptı. Sinirlioğlu'nun "Güvenli bölge konusunda ABD ile anlaştık. Bu bölgeye IŞİD ve PYD girerse hem Türkiye hem de ABD tarafından vurulacak" açıklaması ABD Dışişleri Sözcüsü Mark Toner tarafından kısa bir sürede yalanlandı. Toner, bu bölgenin nasıl olacağı hakkında, IŞİD'i bölgenin dışına sürmeye zorlamak dışında, isim koymama ya da tanımlama yapmama noktasında çok dikkatliyiz diyerek, iki ülke arasında "güvenli bölge" diye bir anlaşmanın imzalanmadığını açıkladı.
Ankara'daki üst düzey bir yetkilinin Hürriyet gazetesine yaptığı açıklamalarda ise şu ibareler yer alıyor: "Amerikalılar daha önce eğit-donat programıyla da ilgili kafa karıştırıcı açıklamalar yapıyorlardı. Mutabakatta uçuşa yasak bölge var. Amerikalılar, PYD'nin uçuşa yasak bölge uygulamasıyla kendilerinin hedef olacaklarından kaygı duydukları için bu yönde kafa karıştırıcı açıklamalar yapıyor olabilirler."
Mekan Ortadoğu olunca...
ABD açıklamalarında dikkatli oladursun, güvenli bölge konusu ABD'nin bölge güçlerini yeni bir konsept üzerine oturtma çabalarından ibaret gibi görünüyor. İncirlik Üssü'nün kullanımı karşılığında ABD, IŞİD'e karşı birlikte hareket ettiği YPG/J güçlerini rahatlıkla gözden çıkarabiliyor. ABD'nin PKK mevzilerinin Türkiye tarafından bombalanmasına onay vermesi, yine stratejik anlamda bölgede bulunan güçlere 'ayar vermek' olarak değerlendirilebilir. PYD ve YPG'den belki tamamıyla vazgeçmeyecektir ama, gücünün de belli oranda kontrol altına alınması çabası içerisinde olacaktır diyebiliriz. Nitekim Kürt Hareketi üzerine araştırmalar yapan Dr. Thoreau Redcrow kaleme aldığı yazısında konuyu şöyle özetliyor: "ABD ile Türkiye'nin anlaşması uçuşa yasak bölgeyi kapsıyor. Bu zımni anlaşma karşılığında; Türkiye, PYD'nin Rojava'daki kantonları birleştirerek daha fazla toprak talebini önleyecek. Bu durumda, ABD IŞİD ile mücadelesinde tek kara gücü olan YPG/J'yi, Hava Kuvvetlerinin kullanımı karşılığında mübadele ediyor. Bu anlaşma ile Türk ordusu Suriye'nin Rojava bölgesini işgal edecek, hem "sahte güvenli mülteci sığınağı" yaratma kisvesiyle hem de bölgede yaşan Türkmenlerin de etnik temizliğini önlemeye çalışıyormuş imajıyla..."
Ortadoğu oyunlarının, hikayesi uzun, karmaşık ve çetrefilli. Topraklarınız ve özgürlüğünüz için mücadelenizde kahraman ilan edilsenizde, ertesi gün nasıl bir yaftalama ile karşı karşıya kalacağınızın akıbeti belirsizdir. 'Ortadoğu'yu siz Kürtlere bırakacak değiliz ya!' çabalarını kulak ardı etmemek gerekir. Rojava'nın demokratik ve toplumsal reformları emperyalistlerin umurunda değildir. Umurlarında olan Ortadoğu'nun petrolleridir ve amaca giden her yol mübahtır.
Erdoğan ve hükümeti, Suriye iç savaşının ilk yıllarından bu yana Kürtleri bertaraf etme, Suriye'de bir Kürt devletinin oluşumunu önleme ve Esad rejimini devirme çabası içinde IŞİD'i ve diğer İslamcı güçleri desteklemekten pek çekinmedi. Cerablus-Azez hattında oluşturulmak istenen güvenli bölge, Türkiye'de açısından Suriye'nin kuzeyinde oluşabilecek Türkiye'ye komşu bir Kürt Koridoru endişesini ortadan kaldırabilecektir. Türkiye'nin IŞİD'e karşı savaşı da, ülke içinde konuşlanan örgütün hücre evlerinin Türkiye'ye tehdit oluşturması sebebiyle göstermelik olmaktan öteye gidemeyecektir. Nitekim IŞİD, Darulhilafe adlı sitesi ve sosyal medya hesaplarından Türkiye'yi 'Haçlı ordusuyla bir olup Müslüman kanı dökmek' ile suçlamış, ardından tehditler savurmuştu:"İslam Devleti'nin bomba yüklü kamyonlarının hedefi olmak istemiyorsanız, acilen elinizi bu savaştan çekin. O güvendiğiniz ABD sizi kurtaramayacak. Yarın İslam Devleti size saldırınca, ansızın bir bomba patlatınca oturup ağlamayın. Bunu siz istiyorsunuz." Cihan devleti liderliğine soyunanlar, söz konusu coğrafyayı istedikleri gibi yeni baştan şekillendirileceğiz diye arı kovanına parmak soktuklarını unutmamalı.
Duble yollar kimseyi kurtarmaz
Suruç'ta 32 gencin hayatına mal olan katliamdan sonra gelişen olaylar dizisi, Erdoğan'ın mutlak hakimiyetine giden yolun stratejisinin bir parçası olmakla beraber, Kürtlere ve PKK'ye karşı başlatılan savaş, Kürt halkını sindirme ve HDP'yi yıpratma taktikleridir. Ülkede savaşın çıkmasını istemeyenleri sandıkta bir kez daha düşündürtecek incelikli hesaplardır.
"Savaştan başka çaremiz yok" üzerinden yürütülen politikaların uygulayıcılarının açık açık "Ne yapalım bundan başka çaremiz yok! Savaş iktidarımızı korumanın tek yolu!"demelerini beklememek gerek. Bedelini yıllarca ödeyeceğimiz bu politikasızlıklarla, Türkiye ekonomisi iç ve dış politikası iflas ettiği gibi, duble yolların da bizi kurtaramayacağı kesin. Erdoğan Türkiyesi'nin bizlere sunduğu tek seçenek 'şehitlik' mertebesine ulaşıp cennete gitmeyi umut etmektir. Tabi bir de içi boşaltılmış 'Vatan Millet Sakarya' şovenizminin Erdoğan tarafından son dönemlerde tekrar önümüze sunulması…
Adolf Hitler de bir zamanlar aynı yöntemi denemişti: "Yalanı büyütün, basitleştirin ve tekrarlamaya devam edin; eninde sonunda size inanacaklardır..."
Tüm bu yaşananlara rağmen HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın; "Yıkılmış saraylar vardır ama yıkılmış halklar göremezsiniz" sözü de tüm gerçekliği ile bize umut olsun.
YASEMİN KAZAN/LONDRA