Aksiyon dergisinin, yani iktidar-saltanat dincilerinin karalama ve yalan haberlerinden alıntı yapma “ihtiyacı” gerçekten “olağanüstü ince” ve düşündürücü. Yine isyan ve terör tanımının; global şirketlerin çıkarları hizmetinde, devlet terörü uygulayan işgal kuvvetlerine akıl veren kuruluşların, çözüm önerilerinin referans alınarak yapılması da “olağanüstü ince”!? Diğer bir incelikli konu; uyuşturucu yalanı ile Kürt devrimcilerini kriminalize etme (aba altından sopa gösterme) amaçlı alıntıların, rapora monte edilmesi!? Yine dikkat çeken başka bir incelik ise; bir türlü devrimcileşemeyen, kaçkınların ve karşı devrim taifesinin dedikodu-larının, çok gerekli görüşlermiş gibi yansıtılması. Kürt halkının ayaklar altına alınmış onurundan, zorla asimilasyondan, en temel insani hakların gaspından “şimdilik” bahis etmiyor. Büyük vahşete, faşizme karşı dağa çıkanlar, nasıl “dağdan indirilir” ile meşgul. Dağdakilerin “Aleviliği, Kemalistliği ve radikal solculuğunu” ele alarak, iç ihanet ve birbirine düşürme beklentilerini okşuyor. Türkiye ve Ortadoğu’nun yegane devrim ocağı sönse, bir taraflarına kına yakacaklara, böylece bir selam çakıyor. Çünkü raporun amacı “devrimcileri dağdan indirmek” meselesinde, devlete ve askeriyeye “yol” göstermek! Sahi, sosyal ve ekonomik meseleler varken, askeri konuda yol göstermek neden TESEV’in görevi oluyor, pek anlaşılır değil. Ayrıca belirtmek gerekir ki; Sayın Abdullah Öcalan’ın sunduğu, halkın-halkların ve tüm ezilenlerin, yaşamsal çıkarını ve onurlu özgürlüğünü gözeten, anlaşılır ve uygulanabilinir, “Yol Haritası” orta yerde dururken, hazırlatılan raporun kıymet-i harbiyesi, aslında biraz eğreti kalıyor.
Global şirketler Türkiye’yi nasıl yağmalıyor, Kürtler köle statüsünde neden tutuluyor, emek sömürüsü hangi vicdansızlık girdabında? Bu sorunlar; Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın, rapor sahsında önceliği olmuyor. Çünkü bu konular ekonomik ve sosyal konular değil(!?) Zamanlama yine “olağanüstü ince”(!?). YSK’nin sebep olduğu, yapay meclis krizi, (Ali Cengiz oyunu), irade kırmak, moral bozmak ve güya pazarlık elini güçlendirmek, hinoğlu hinliği sergilenirken, Hasan Cemal’in ikinci Kandil ziyareti ve Cengiz Candar’in raporu. Tipik sömürge aydını refleksini içeren, (Murat Belge’yi de hatırlayarak) “olabildiğince duygulardan arınmış” (Önsözden) gerçekçi ve akıllı bir rapor! Siz bunu “olağanüstü tilkice” olarak da anlayabilirsiniz. Pir Sultan’ın zulüm altındayken “Şu ellerin taşı bana hiç değmez, dostun bir tek kızıl gülü pareler beni” özdeyişine, denk düşen bir rapor ya da raporlar…
1925’den günümüze kadar Kürt özgürlük sorunu üzerine 70’in üzerinde (bilinen) rapor (asker, hükümetler, siyasi partiler, Sivil Toplum Örgütleri) tarafından kaleme alınmıştır. Gazeteci Belma Akçura’nın bu yönlü, incelemeye değer bir kitabı var. SETA vakfı’nın Öğretim Üyesi Hüseyin Yalman’a hazırlattığı çalışması da öyle. İlginçtir en fazla raporu CHP yazmış, fakat çözmek yönünde ciddi bir adım atmamıştır. Yine Stratejik Düşünce Enstitüsü’nün raporu, TÜSİAD’ın yakın zamanda, Kürt Özgürlük Sorunu’nun çözümüne dair “radikal” öneriler içeren yeni anayasa taslağı, diğer raporlar gibi raflarda bekliyor, sorunlar çözülmüyor ve giderek ağırlaşıyor. Ama bu, aynı zamanda egemenlerin bir taktik yaklaşımı oluyor. Önce umuda yatır, sonra oyala ve iradesini teslim al. Bu tip raporlar geçmişte yazıldığı gibi, gelecekte de yazılacaktır. Onun için “İyi niyetli raporcular”a bir referans da bizden:
“Gerçeği referans alma noktasından ayrılma! Gerçeğe sadakatli ol! Ve gerçeğin demine hu!