Sîpanê Xelat Dağı’ının binlerce yıllık dostu Tetwan koçerleri, özgür yaşam sırrının koçerlikte olduğunu belirterek, “Bir yere bağlı kalmak ve orada yaşamını herkes gibi geçirmek bizim için işkence anlamına geliyor”diyor. Kendilerine ait binalara da yerleşmeyen koçerler “Oradaki yaşam daha rahat olabilir. Fakat biz, o beton evlere ait değiliz. Geçmişten bu yana, böyle yaşadık. Farklı bir hayat yaşamak bizi ürküttüğü gibi, pek ilgi çekici de durmuyor. Bütün topraklar bizim sayılır” şeklinde doğaya olan bağını ifade ediyor.

Doğa ile içiçe yaşıyorlar

Koçerlik, sosyal hayattan tutun, ekonomik yaşama kadar doğayla iç içe yaşamaktır. Yazın yaylalarda, Kışın sıcak diyarlarda, hayvanları doğada otlatmak, Kara çadırın altında yaşamak, doğayla iç içe olmak, koçerlerin yaşam biçimidir. Onlar için rahat yaşamak, akrabalarıyla dağ teklerinde özgürce hareket etmektir, rahat yaşamak. Bedîs’in Tetwan İlçesi’nde, eşsiz göl manzarasını bütünleştiren koçerlerin yaşam tarzı, görenlerin odak noktası oluyor. Tetwan Koçerleri, yazın Sîpanê Xelat dağlarında koyunlarını otladıktan sonra, kışa yakın zamanlarda yine Tetwan merkeze gelip burada çadırlarını açıyor. Yılın belirli zamanlarında, başka bölgelere de giden koçerler, hayatı bu şekilde tanımladıklarını söylüyor.

Sipan’dan Mêrdîn’e yolculuk!

Koçer kadınlar için yaşam çok daha zor. Hayvan otlatma, süt sağma v.b. yanısıra, ev işleri ve çocukların sorumluluğu da eklenince kadınların yükü bir hayli ağırlaşıyor. Kadınlardan Nebile Temel, iki ay önce Sîpanê Xelat dağından geldiklerini söylüyor. Temel, “Yaz boyu hayvanlara baktık. Şimdi de molayı Tetwan’da veriyoruz. Burada da Mêrdîn’e gideceğimiz güne kadar beklememiz gerekiyor. Boş kalmamak için buradaki patates tarlalarına gidip çalışıyoruz. Yani çalışmadan duramıyoruz” diyor. Koçer yaşantısından dünden bu güne çok az şeyin değişmediğini belirten Mecbure Temel de (45), yazın zozanlarda aylarca koyun bakımı yaptıklarını söylüyor. “Koyunları sağdıktan sonra elde ettiğimiz süt ile peynir yapıyoruz. Yaptığımız peynirleri koyun postuna koyup saklıyoruz. Koyun postunu değerlendirdiğimiz gibi, tüylerinden de yün elde ediyoruz. Günün diğer boş kalan zamanında ise çobanlara yemek yapıyoruz” diyen Temel, sonbaharda da boş kalmadıklarını, kış hazırlığı yaptıklarını belirtiyor. Temel “Kışın yakmak üzere tezek yapıyoruz.  Yakacağımız odunları bile kendimiz dağlara gidip topluyoruz. Dağ ile şehir arasında mekik dokuyoruz” diyor.

‘O beton evlere ait değiliz’

Koçer kadınlardan Sevcan Temel de beton evleri sevmediklerini söylüyor. Temel “Oradaki yaşam daha rahat olabilir. Fakat biz o beton evlere ait değiliz. Geçmişten bu yana, biz böyle yaşadık. Farklı bir hayat yaşamak bizi ürküttüğü gibi, pek ilgi çekici de durmuyor. Yılın her ayı kafamızın estiği gibi ülkenin farklı bölgelerine göç ediyoruz. Bütün topraklar bizim sayılır” diyor. Yaptırdıkları binaların geliriyle koyun ve keçi aldıklarını söyleyen Hamdiye Temel ise, “Yaşam şeklimiz başkalarına çok farklı gelebilir. Bizim, evde hiçbir işi yapmadan oturanlara hayretle baktığımız gibi, başkaları bize şaşırabilir. Emek vermeyi severiz” diyor. Ailede şu ana kadar okuyanın olmadığını da vurgulayan Hamdiye Temel “Okul okumak, insanların yaşamlarının yolunu bir şekilde bulmaları için iyi bir araç. Fakat bizim böyle bir derdimiz yok. Geçmişten bu güne hep koçerlik yaptık. Çocuklarımız da böyle yaşayacak. Bu yüzden hiç okuma gereği duymadık” şeklinde konuşuyor.

Sürekli göç ediyorlar

Koçerliğin güzel olması yanı sıra, zor yanlarının da çok fazla olduğunu belirten Hamdiye Temel, yağmur çamur demeden sürekli bir yerlere göç etmek durumunda olduklarını belirtiyor. Gittikleri her yerden farklı anılarla dönmenin ayrı bir güzellik olduğunu sözlerine ekleyen Temel “Kışın Riha ve Mêrdîn’e gidiyoruz. Sonra Sîpan dağına çıkıyoruz. Bir yere bağlı kalmak ve orada yaşamını geçirmek zorunda olmak, bizim için işkence anlamına geliyor. Dağlarda özgürce koşup şarkı söylemekten var mı ötesi” diyor. 

JINHA/BEDLÎS