19 Ağustos’ta faşist Erdoğanın talimatı doğrultusunda polis zoruyla Amed, Mêrdîn ve Wan Büyükşehir Belediyelerine el koyarak halıkın iradesi hiçe sayıldı. Bu uygulamayla, AKP-MHP faşist ittifakının, Kürtlerin varlığına tahammülsüzlüğü bir kez daha tescillenmiş oldu.
AKP-MHP faşist iktidarı kendi egemenliğinin tesis için henüz kanlı bir çatışmayı göze alamıyor olabilir. Almadığı içindir ki, Kürtlerin en masumane demokratik taleplerine karşı, arkasına saklandığı şovenist, milliyetçiliği kullanarak, özellikle ülkenin batısında gelişebilecek tepkileri zayıflatma (ve hata yer yer desteğini aldığını söylemek yanlış olmaz). Kürt ilerinde terör estiriyor, katliamlar yapıyor.
Milliyetçiliğin, ırkçılığın savaş çığırtkanlığı, şiddet çağrısı olduğunu anlatmaya gerek yok. İktidarı elinde tutanlar, içine düştükleri her tür yoz ilişki ve ahlaksızlığın (hırsızlık, rüşvet, kara para mafya ilişkileri vb’nin) devamı için her tür yalan ve kışkırtmacı söylemlerle halklar arasında sunni ve anlamsız ayrılıklar koyarak düşmanlığı körüklerler. AKP-MHP ittifakının da yaptığı budur.
Kürtlerin “ayrılıkçı bölücü” olduğunu ön plana çıkararak, şoven duygularla kitleleri kendi çirkin emelleri doğrultusunda seferber etmek için her tür yalan, dolan ve sahtekarlığa baş vurmaktan geri durmayan bu kirli ittifaka AKP-MHP ittifakı biliyoruz. Ancak, dolaylı da olsa, Kılıçdaroğlu’nun yaptığı (sokağa çıkmayı doğru görmüyorum) açıklamasıyla bu kirli ittifakın destekçisi durumuna bir fiil düşmüştür. Ana muhalefet partisi lideri, CHP’nin genel başkanı olduğundan beri ilk kez 31 Mart belediye seçimlerinde bir başarı elde etti. Bu başarıyı, HDP seçmeni sayesinde kazandığını kendiside biliyor. Deniz Baykal’ın basına düşen uygunsuz kasetinden sonra partinin başına getirilen Kılıçdaroğlu, girdiği genel ve yerel hiç bir seçimde başarı elde edemediği için kendi partisi içerisinde bile itibarı gittikçe zayıflayan bir lider konumuna düşmüştü. 31 Mart yerel seçimleri ve 23 Haziran’da yenilenen İstanbul belediye seçimlerinde, başta İstanbul ve birçok büyük şehir belediyesini Kürtlerin (HDP’nin) desteğiyle kazanıldığını sanırım bilmeyen yok. Kılıçdaroğlu bunu unutmuş olmalı ki, Kürt iradesine yapılan siyasi darbe karşısında kendi partisinin tabanına sokağa çıkmamalarını salık verdi. Bu tutumuyla Kılıçdaroğlu, AKP-MHP iktidarının, Kürt iradesine yönelik yapılan bu darbesine açıktan destek vermiştir. Ne yazık ki, ana muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu, her zamanki gibi, bugünde siyaseti, parlamento içinde, dört duvar arasında tutmaya her zamanki gibi kararlı olduğunu göstermiş oldu. AKP-MHP kirli ittifakının tam da CHP’den istediği bu.
AKP, 18 yıllık iktidarı döneminde devraldığı Cumhuriyet kurumlarını önemli ölçüde tasfiye etmiş ve yerine ucube Cumhurbaşkanlığı sistemi adı altında şeri bir yönetimi hızla inşa etmiştir. Bugün, parlamento işlevsiz bir hale getirilmiş ve tek kişinin, muktedirin istemediği hiç bir şey bu ülkede hayat bulmuyor. Ülkeyi yönetmek için yapılması gereken her yasa, veya kanun tek kişinin, muktedirin dudakları arasına mahkum edilmiştir.
Bu darbenin Kürtlere ve onların iradesiyle sınırlı kalacağını düşünmüyorum. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Antalya, Eskişehir vb illerde de hayata geçirilirse kimse şaşırmasın. Başta Kılıçdaroğlu.
İktidar ve kuyrukçusu MHP’nin yapmak istediği, Türkiye halkaları arasına nifak tohumu sokmak ve bir birine düşürerek gerici İslami faşizmi dayatmaktır. Bu uygulama ileride çok boyutlu bir gerginlik ve çatışmanında önünü açmaya neden olacaktır.
Türkiye halklarının başta Ana muhalefet olmak üzere, bu durum karşısında topyekün bir karşı koyuşu örgütleme zorunluluğu ve gerekliliği doğmuştur. Aksi durum, AKP-MHP faşizmi, kalmışsa bir takım demokratik kurum ve kuruluş onlarında en kısa zamanda dönüştürerek geri dönülmez, zor ve çetin bir sürece ve faşist diktatörlüğün tamamen kurumsallaşmış biçimiyle karşı karşıya kalacağız.
Öyle anlaşılıyorki, bugüne kadar olduğu gibi, ana muhalefet partisinin lideri Kılıçdaroğlu gazeteci Deniz Zeyrek’e verdiği bir mülakatta durumda pekte rahatsız olmadığıdır.
Faşizme karşı topyekün bir karşılık verilmediği taktirde HDP ve Kürt halkı yalnız bırakılırsa bundan yalnız Kürtler zarar görmeyecektir. Faşizmin mantığı, var olan tüm kurum ve elde edilmiş tüm hakları gasp etmektir. Bu onun genel karakteristik özelliğidir. Hitler, Mussolini, Franko’ya vb faşist diktatörlükleri de böyle yapmıştır. Bu konuda CHP’nin kendi üstüne düşeni yapamayacağını Kılıçdaroğlu’nun tavrında çıkarmak zor olmasa gerek.
Bu durum böyle devam ederse, HDP’nin TBMM’sinde kalması gerekiri mi sorusu akla geliyor. Bugüne kadar Kürt vekillerine yapılan saldırılar dikkate alınırsa, o parlamentonun Kürtler açısında hiç bir anlam ifade etmediğini düşünenlerdenim. Sadece kürsüden söz söylemek, nutuk çekmek ve söylenen hiç bir sözün dikkate alınmadığı bir kürsünün anlamı yoktur. Aynı şey Kılıçdaroğlu’nu dışarıda tutarsak, dürüst, namuslu, demokrata ve gerçek sosyal demokrat CHP’li vekiler içinde bu söylediklerim geçerli.
HDP tüm faliyetlerini meclisin dışına taşımak zorundadır. Belediye seçimlerinde, ortak bir duruşla AKP-MHP faşizmini geriletilmesi HDP’nin ve Kürt seçmeninin desteğiyle nasıl ki yapıldıysa, bugün HDP belediyelerine karşı gerçekleştirilen darbe karşısında ortak bir mücadelede kaçan Kılıçdaroğlu’nun, ne kadar demokrat olduğuda su yüzüne çıkmıştır. Yapılan bunca saldırılar karşısında yalnız bırakılan HDP’nin, bu parlamento çatısı altında kalmalarının hiç bir anlamı yok. Kürtler sayesinde, Erdoğanı geriletildiği gerçeğini görmeyen, bir ana muhalefet partisi genel başkanın güvenirliliği kalmamıştır. Dokunulmazlıkların kaldırılmasında, CHP liderinin katkısı unutulmuş değil. Bu zat Kürt ve Alevi olduğunudan utanan ve etnik ve inançsal kimliğini söylemekte korkan ve kişiliği tartışılır bir zattır.