Şimdi, Kürdistan bölgesel yönetimi başkanı Sayın Barzani başbakan Erdoğan tarafından davet ediliyor ve bu tarihi bir buluşma, sürecin taçlanması olarak ilan ediliyor. Geçmişten bugüne yaşananlar hatırlanırsa, bu buluşmanın önemli olduğu açıktır. Ama önemli olduğu ölçüde, sonuçları da olumlu olacak mıdır? İşte bu nokta tartışmaya muhtaçtır. Buluşmada alınan kararlar ve uygulama bunu gösterecektir. AKP çevrelerinden Türk medyasına pompalanan şöyle bir hava var: “Kürtlerin her hakkını verdik, daha ne istiyorlar? Bu Kürtler ne istiyor ki, belli değil, vb.”
Oysa Kürtlerin ne istediği çok açık: Kürtler hem birey olarak, hem de toplum olarak temel insan haklarının tanınmasını, özgür iradelerin kabul edilmesini ve saygı gösterilmesini istiyorlar. Bütün halklarla eşit-özgür bir yaşam istiyorlar. Bu resmen ve fiilen kabul edilmedikçe çözüm sürecinin ilerlemesi ve başarıya ulaşması söz konusu olmayacaktır. Sayın Öcalan son görüşmede bu duruma işaret etmiş ve “Çözüm süreci ciddi bir aşamaya gelmiştir. Süreç devam etmekle beraber bir Sırat köprüsü üzerindedir” demiştir. Süreç Sırat köprüsündeyse, herkes de Sırat köprüsünde demektir. Sayın Öcalan’ın belirttiği gibi, böyle giderse kimin düşeceği ve kimin kalacağı da belli olmaz.
Sayın Barzani, işte böyle bir süreçte Diyarbakır’da Başbakan Erdoğan ile görüşecek. Kürtlerin hem heyecan hem de kaygı duymasının haklı nedenleri vardır. Halk, Rojava devrimine karşı olumsuz tutumunu sürdüren Barzani’nin politikalarından rahatsızdır. Kürdistan’ı parçalayanların, bugüne kadar hep bir parçayı diğer parçalar aleyhine kullandığını, buna çanak tutan işbirlikçiler olduğunu halk iyi biliyor. Bir parçada yaşanacak olumlu-olumsuz gelişmelerin bütün parçaları da etkileyeceği, hatta belirleyeceği bugüne kadar çok açık olarak görüldü. Rojava’ya uygulanan ambargo, şehit oğlunun taziyesi için Rojava’ya giden Sayın Salih Muslim’e geçiş izni bile verilmemesi halkın haklı tepkisine yol açmaktadır. Halkın bunu hoş görmesi, kabul etmesi olanaksızdır.
Barzani’nin “Rojava’daki devrim değil, rejimin teslim ettiği yerlerde söz sahibi olmak” şeklinde basına yansıyan sözleri de bir Kürt lideri için talihsiz ve üzüntü vericidir. Diyelim ki öyle oldu. Rojava halkı, ülkesini ÖSO-El Kaide-El Nusra çetelerine bırakmamakla kötü mü yaptı? Rojava devrimi Kürdistan’ın bütün parçaları ve bölge halkları için demokratik bir kazanım değil mi? O devrimin, daha yakında taziye mesajı gönderdiği Salih Muslim’in oğlu gibi nice gençlerin kanı ve canı pahasına kazandığı ortada değil mi?
Bir de Kuzey Kürdistan’a yönelik tartışmalar var. Sayın Barzani, Kuzey Kürdistan halkının temel taleplerini Erdoğan’a hatırlatacak mı? Anadilde eğitim hakkını, Roboskî katliamının faillerinin bulunmasını, Kürdistan halkının seçtiği milletvekili, belediye başkanı ve diğer siyasetçilerin, zindanlarda birer ikişer ölmeye mahkum edilen hasta tutsakların hemen serbest bırakılmasını isteyecek mi?
Barzani, Kürt Ulusal Kongresi hazırlık toplantısında Sayın Öcalan adına da konuştuğu açıklamıştı. Şimdi, Sayın Öcalan üzerinde sürdürülen insanlık ve hukuk dışı tecride karşı çıkıp Öcalan’ın özgürlüğünü isteyecek mi?
Bütün bunlar bir görüşmede çözümlenecek sorunlar değil elbette. Ama görüşmenin içeriği bu konulardaki yönelimleri ortaya koyacaktır. Bir de, “Barzani istese bile bu gücü var mı?” denebilir. AKP liderleri ve medya hala “Kuzey Irak bölgesel yönetimi başkanı Barzani” diyorlar. “Kuzey Irak’taki bir etnik grup”tan, gele gele buraya gelebilmişler. Oysa Barzani Ulusal Kongreyi engellemek yerine başarıyla sonuçlanması için çaba harcasaydı belki davet edilmezdi. Ama gelince “Kürdistan Ulusal Kongresi Eşbaşkanı“ olarak gelecekti. Hem bütün halk tarafından coşkuyla karşılanacak, hem de muhatapları karşısında çok daha etkili ve güçlü olacaktı.
Kürdistan halkı, sömürgeciler tarafından arasına yapay olarak konulan bütün sosyal ve coğrafi sınırları aşarak bütünleşiyor, özgürlük için duygu ve kader birliği yapıyor. Liderlikler de bunu görüp anlamak zorunda.
Bütün eleştiri ve endişelere rağmen Diyarbakır ziyareti hayırlı olsun.
Sırat köprüsü ve Barzani
Yakın yıllara kadar Kürt-Kürdistan kelimelerini bırakın, “K” harfini bile yasaklayan DGM’ler vardı. Kuzey Kürdistan’da özgürlük savaşı verenler, hain-komünist-Zerdüşt-Ermeni vb. ilan edilerek yok edilmek isteniyordu. Kürt diye bir şey yoktu. Onlar karda kart-kurt diye ses çıkaran Türklerdi. Güney Kürdistan’da silahlı mücadele veren peşmergelerin haberleri ise Türk basınında “Kuzey Irak’ta, etnik bir gruba mensup olan silahlı kişiler” olarak verilirdi. Bu etnik grubun adı-sanı yok muydu? Bunu kimse aramaz-sormaz ve bilmezden gelirdi. Yine, düne kadar Güney Kürdistanlı liderler aşiret ağası vb. terimlerle küçümsenir, hakarete uğrardı. Oysa aynı dönemde, devlet aşiret ağalarını korucu başı yapmak için peşlerinden koşuyordu. O günlerden bu günlere gelindi.