• Şirnex Barosu Başkanı Metin Tatar, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında gereken hukuki adımların geciktirilmemesini istedi.
  • Baro Başkanı Tatar, katkısı beklenen Rêber Apo'nun daha aktif rol alabilmesi için gerekli koşulların sağlanması gerektiğinin altını çizdi.

 

Sürecin, toplumsal güveni güçlendirecek somut adımlarla ilerlemesi gerektiğini vurgulayan Şirnex Barosu Başkanı Metin Tatar, Rêber Apo'nun koşulları, tutsakların durumu ve ana dil meselesi ile hukukun üstünlüğüne dikkat çekti.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında 10 Ağustos’ta Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilen 'çerçeve yasa'nın uygulamaya geçirilmesi bekleniyor. Yasanın yürürlüğe girebilmesi için Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) teyit ve tespit raporu bekleniyor. Yasanın kabul edilmesinin üzerinden iki ay geçmesine rağmen MGK’nin teyit ve tespit raporuna ilişkin belirlenmiş bir takvim bulunmuyor. Rêber Apo'nun süreci Barış ve Siyasallaşma Koordinatörü olarak yürütebilmesi için özgür çalışma koşulları da henüz sağlanmış değil. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un başkanlığında, Meclis'teki siyasi partilerin katılımıyla bir İzleme Kurulu kurulmasında da gecikme var. İzleme Komisyonu, İzleme ve Değerlendirme Kurulu’nun çalışmalarını raporlayacak ve gerekli görmesi hâlinde yeni yasalar da çıkarabilecek. Sivil toplum kurum ve kuruluşları da bu komisyonun alt kurullarında yer alarak süreci izlemek istiyor. Böylece iktidarın siyasi ve hukuki adımları ertelemesi nedeniyle yaşanan belirsizlik, kuşku ve güvensizliği de artırıyor.

Sürecin ilerlemesi için hukuki düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Şirnex Barosu Başkanı Metin Tatar, MA'ya yaptığı açıklamada, Kürt halkının barış özlemine işaret ederek, "Bu süreç, gelecek kuşaklara bırakacağımız ortak, eşit ve özgür bir gelecek mirasıdır. Uzun yıllara yayılan çatışmalı bir sürecin ardından barışın bir anda tesis edilemeyeceğini biliyoruz, ancak sürecin çok yavaş ilerlemesi toplumda soru işaretleri yaratıyor. Sürecin uzaması, insanların umudunu ve güvenini zayıflatabileceği gibi provokasyonlara da alan açabilir. Bu nedenle tarafların güvenini koruyacak, toplumun beklentilerine yanıt verecek hukuki adımların gecikmeden atılması gerekiyor. Sorunların ve çözüm yollarının çok katmanlı olduğu açık; ancak bu durum gerekli adımların ertelenmesine gerekçe olmamalıdır” dedi.

Somut adımlarla ilerlemeli

Sürecin, toplumsal güveni güçlendirecek somut adımlarla ilerlemesi gerektiğinin altını çizen Tatar, hasta tutsakların tahliyesi ve infazı ertelenen tutsakların durumunun çözüme kavuşturulmasının öncelikli konular arasında yer aldığını kaydetti. Hukuki düzenlemelerin yalnızca geleceğe dönük vaatlerle sınırlı kalmaması gerektiğini dile getiren Tatar, “Bunun yanında ana dilde eğitim ve kişinin kendisini ana dilinde ifade etme hakkı da Meclis’in gündeminde ciddi biçimde ele alınmalıdır. Ana dili, insanın varoluşuyla birlikte sahip olduğu temel bir haktır. Bu konuların hukuki güvenceye kavuşturulması, sürecin dayandığı esasların netleşmesine ve toplumdaki güvenin güçlenmesine katkı sağlayacaktır” diye konuştu.

Madem katkısı bekleniyor

Rêber Apo'nun daha fazla katkı sunması yönündeki beklentilerin, uygun koşullar oluşturulmadan karşılanamayacağını vurgulayarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 'umut hakkı' kararını hatırlatan Tatar, şunları söyledi: “Kendisinin sürece katkı sunması amacıyla siyasete ve Meclis’e davet edildiği bir ortamda, bu katkının ne ölçüde mümkün olabileceği de tartışılmalıdır. Daha aktif rol alabilmesi ve sürece destek sunabilmesi için gerekli koşulların sağlanması gerekiyor. Sürece daha aktif katkı sunabilmesi için uygun koşulların oluşturulması gerekir. Aksi durumda kendisinden beklenen katkı sınırlı kalacaktır. Barış ve çözüm hedefi doğrultusunda bir süreç yürütülüyorsa bu sürece katkı sunması beklenen aktörlerin rol oynayabileceği koşulların da oluşturulması gerekir.” 

Hukuki yükümlülükler var

AİHM kararlarının uygulanmamasının, hukukun üstünlüğü ilkesiyle çeliştiğine işaret eden Tatar, sürecin inandırıcılığının hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesiyle güçlenebileceğini söyledi. Hukukun üstünlüğünün yalnızca belirli dönemlerde veya belirli kesimler açısından değil, toplumun tamamı için geçerli olmasının önemini vurgulayan Tatar, “Toplumsal barışı tesis etmek isterken hukukun üstünlüğünün kabul edilmemesi bir çelişki yaratır. Bu süreç, yalnızca belirli bir coğrafyayı değil, Türkiye’nin tamamını ilgilendiriyor. Dolayısıyla atılacak adımların da herkesin eşit ve özgür birey olarak kendisini ifade edebileceği hukuki zemini oluşturması gerekiyor. Hukuki kararların uygulanması, toplumsal barışa yönelik iradenin somutlaşması açısından da gereklidir. Hukukun üstünlüğü sağlanmadan kalıcı bir toplumsal barışın tesis edilmesi mümkün olmayacaktır” dedi. ŞİRNEX